CHP İzmir İl Başkan Yardımcısı Mimar Erkut Tamay, vatandaşların kurumlara güvenle girebilmesi için dijitalleşme ve sertifikasyon adımlarının atılması gerektiğini belirten Tamay, acil eylem planını şu şekilde özetledi:“İzmir’de vatandaşın can güvenliği, kapısında devlet yazan binalarda da güvence altında olmalıdır”İzmir bir deprem kentidir.Bunu artık tartışmaya gerek yok. 30 Ekim 2020 İzmir Depremi, kentimizin deprem gerçeğini hepimize çok ağır bir bedelle hatırlattı. Aradan geçen yıllarda önemli çalışmalar yapıldı; yeni okullar inşa edildi, bazı kamu yapıları yenilendi ve güçlendirildi. Ancak bugün İzmir’de hâlâ çok temel bir sorunun yanıtını bütün açıklığıyla bilmiyoruz:Vatandaşlarımızın her gün yoğun olarak kullandığı kamu binalarının tamamı depreme karşı ne durumda?Bizim gündeme getirdiğimiz mesele tam olarak budur.Çünkü deprem güvenliği yalnızca konutlardan ibaret değildir.Vatandaşlarımızın her gün girdiği okullar, hastaneler, aile sağlığı merkezleri, sağlık ocakları, toplum sağlığı merkezleri, semt poliklinikleri, hastane ek hizmet binaları, dispanserler, ağız ve diş sağlığı merkezleri, diş hastaneleri, 112 Acil Sağlık İstasyonları, ilçe sağlık müdürlükleri, halk sağlığı laboratuvarları, adliyeler, vergi daireleri, belediye hizmet binaları, sosyal hizmet merkezleri, yurtlar, üniversiteler ve diğer kamu hizmet yapılarının da deprem güvenliği aynı ciddiyetle ele alınmalıdır.
KAMU BİNASI DEMEK, RİSK YOK DEMEK DEĞİLDİRBir binanın kamu binası olması, onu deprem riskinden kendiliğinden muaf tutmaz.Özellikle eski yapı stokuna sahip bir kentte; binanın yapım yılı, taşıyıcı sistemi, mevcut durumu, zemin özellikleri, geçmişte gördüğü müdahaleler ve güncel deprem yönetmelikleri karşısındaki performansı birlikte değerlendirilmelidir.Üstelik konu yalnızca binanın deprem sırasında ayakta kalması da değildir.Bir kamu binası, deprem sonrasında hizmet verebilmeye devam edebilecek mi?Bir hastane çalışabilecek mi?Bir aile sağlığı merkezi hizmet verebilecek mi?Bir 112 istasyonu ambulansını sahaya çıkarabilecek mi?Bir okul güvenli bir şekilde tahliye edilebilecek mi?Bir adliye, kamu hizmet binası veya sosyal hizmet merkezi afet sonrasında işlevini sürdürebilecek mi?Bütün bu soruların yanıtı, İzmir’in afetlere dirençli bir kent olup olmadığının parçasıdır.İZMİR’İN ELİNDE VERİ VAR; O HÂLDE KAMU BİNALARI İÇİN NEDEN AYNI ŞEFFAFLIK YOK?İzmir Büyükşehir Belediyesi bugün önemli bir deprem hazırlığı yürütüyor.Büyükşehir Belediyesi’nin 17 Ağustos 2026 tarihli açıklamasına göre Deprem Master Planı kapsamında yaklaşık 40 fay zonu, zemin yapısı ve 118 bin yapıya ilişkin envanter inceleniyor. Kentin deprem riskinin yalnızca binalar üzerinden değil, zemin ve faylarla birlikte değerlendirilmesi hedefleniyor.Daha önce Bayraklı’da yaklaşık 33 bin 100, Bornova’da ise 61 bini aşkın yapının envanteri çıkarıldı. Büyükşehir Belediyesi ayrıca vatandaşların binalarına ilişkin temel bilgilere erişebilmesi amacıyla Bina Kimlik Belgesi uygulamasını hayata geçirdi.Bu çalışmalar önemlidir ve desteklenmelidir.Ancak aynı noktada şu soruyu sormak zorundayız:Vatandaş kendi binasının durumunu öğrenmek isterken, kamu binalarının durumu neden aynı açıklıkta ve bütüncül bir sistem içerisinde ortaya konulmuyor?Biz kamu kurumlarından, kurumların kendi iç yazışmalarını değil; vatandaşın anlayabileceği, güncel, doğrulanabilir ve bina bazında düzenlenmiş bir kamu yapıları deprem güvenliği envanterini istiyoruz.OKULLARIMIZ İÇİN DE AYNI ŞEFFAFLIĞI İSTİYORUZİzmir’de eğitim yapılarının yenilenmesine yönelik çalışmalar sürüyor.İzmir İl Millî Eğitim Müdürlüğü, 2023-2026 yılları arasında depreme dayanıklı yeni eğitim kurumları inşa edildiğini ve 2026 yılında Karabağlar, Konak ve Bornova’da tamamlanan 20 yeni okulun açıldığını açıkladı.Ayrıca İzmir İl Millî Eğitim Müdürlüğü’nün 2024-2028 Stratejik Planı’nda, deprem sonrasında ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi ile deprem güçlendirmesi yapılan ve yapılacak okul ve kurumların tamamlanmasına yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği belirtiliyor.Bunlar olumlu gelişmelerdir.Ancak velilerin ve öğretmenlerin bilmek istediği yalnızca kaç yeni okul yapıldığı değildir.Asıl soru şudur:İzmir’deki mevcut okul ve eğitim kurumlarının hangileri incelendi, hangileri güçlendirildi, hangileri yeniden yapılacak ve hangileri için hâlâ işlem gerekiyor?Bir veli çocuğunu okula bırakırken “Bu bina güvenli mi?” sorusunun yanıtını tahmin etmek zorunda kalmamalıdır.Çocuklarımızın eğitim gördüğü binaların deprem güvenliği tartışmaya değil, veriye dayanmalıdır.SAĞLIK YAPILARINI DA UNUTMAYALIMKamu binaları denildiğinde yalnızca büyük hastaneleri konuşmak da büyük bir eksikliktir.İzmir’de vatandaşın sağlık hizmetine ulaşmak için her gün kullandığı;aile sağlığı merkezleri, sağlık ocakları, toplum sağlığı merkezleri, semt poliklinikleri, hastane ek hizmet binaları, dispanserler, ağız ve diş sağlığı merkezleri, diş hastaneleri, 112 Acil Sağlık İstasyonları, ilçe sağlık müdürlükleri, halk sağlığı laboratuvarları ve diğer kamu sağlık tesislerinin deprem güvenliği de açıkça ortaya konulmalıdır.Bir sağlık ocağı küçük olabilir; içindeki insan hayatı küçük değildir.Bir dispanser küçük olabilir; oradaki vatandaşın can güvenliği küçük değildir.Bir diş hastanesi, büyük bir şehir hastanesi kompleksi olmayabilir; içerisindeki insanların yaşam hakkı aynıdır.Özellikle 112 Acil Sağlık İstasyonları açısından konu çok daha kritiktir.Deprem sonrasında yaralıların yardımına koşacak ambulansların ve sağlık ekiplerinin görev yaptığı istasyonların kendilerinin de güvenli ve işlevsel olması gerekir.Deprem günü vatandaşa yardım edecek sağlık sisteminin kendisi depremden zarar görmemelidir.Sağlık Bakanlığı da deprem riski bulunan iller arasında İzmir’i özellikle saymakta; İzmir’de yıkımına başlanan Bozyaka ile hâlâ faaliyette olan Tepecik, Atatürk ve Dr. Behçet Uz Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde de yenileme proje çalışmalarının sürdüğünü belirtmektedir.Bu yatırımları önemsiyoruz.Ancak İzmir halkının bilmeye hakkı olan soru şudur:Büyük hastanelerden mahallemizdeki sağlık merkezine kadar bütün kamu sağlık yapılarının deprem güvenliği nedir?ZEMİNİ DE BİNA KADAR KONUŞMALIYIZİzmir’in deprem güvenliği yalnızca betonarme yapının kendisi üzerinden değerlendirilemez.Zemin, depremin davranışını belirleyen en önemli unsurlardan biridir.Bu nedenle özellikle zemin koşullarının ve deprem etkisinin birlikte değerlendirilmesi gereken bölgelerde kamu yapıları için de bina-zemin ilişkisinin bilimsel yöntemlerle ortaya konulması gerekmektedir.Bugün İzmir’de zemin araştırmaları, mikrobölgeleme ve yapı envanteri konusunda önemli çalışmalar yürütülüyor.Şimdi bu bilimsel verilerin kamu binalarının tamamına ilişkin karar alma süreçlerine eksiksiz biçimde yansıtılmasını istiyoruz.SADECE “SAĞLAM” DEMEK YETMEZKamuoyuna zaman zaman “güçlendirildi”, “yenilendi” veya “depreme dayanıklı” gibi ifadeler açıklanabiliyor.Ancak vatandaşın ihtiyacı olan şey genel ifadeler değildir.Hangi bina?
Hangi tarihte incelendi?
Hangi yöntem kullanıldı?
Sonuç ne çıktı?
Güçlendirme yapıldı mı?
Yapıldıysa ne zaman tamamlandı?
Yeniden yapılacaksa takvimi nedir?
Deprem sonrasında hizmet verebilecek mi?Şeffaflık tam olarak budur.Biz hiçbir kamu kurumunun teknik raporlarını vatandaşın anlamayacağı şekilde kapalı tutmasını istemiyoruz.Tam tersine, bilimsel verinin sadeleştirilerek halka açıklanmasını istiyoruz.ÇAĞRIMIZ NETTİRCHP İzmir İl Başkan Yardımcısı ve bu kentte hizmet üreten bir mimar olarak merkezi idareye, İzmir Valiliği’ne, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, ilgili bakanlıklara ve tüm kamu kurumlarına çağrımızdır:1. İzmir’deki tüm kamu binalarının güncel deprem güvenliği envanteri çıkarılmalıdır.2. Bu envanter yalnızca okulları ve hastaneleri değil; sağlık ocaklarından 112 istasyonlarına, dispanserlerden diş hastanelerine, adliyelerden vergi dairelerine kadar tüm kamu hizmet yapılarını kapsamalıdır.3. Her kamu binası için yapım yılı, taşıyıcı sistem, zemin durumu, deprem performans incelemesi, güçlendirme veya yeniden yapım durumu gibi temel bilgiler kamuoyuna açık hâle getirilmelidir.4. Riskli veya yetersiz olduğu bilimsel incelemeler sonucunda belirlenen binalar için güçlendirme, tahliye veya yeniden yapım süreçleri ve takvimleri açıklanmalıdır.5. Okullar ve hastaneler başta olmak üzere insan sirkülasyonunun yoğun olduğu kamu binalarında periyodik deprem performans değerlendirmeleri yapılmalıdır.6. Kamu binalarında yalnızca taşıyıcı sistem değil; elektrik, mekanik, yangın, jeneratör, su, doğalgaz, asansör ve diğer kritik sistemlerin deprem sonrasında çalışabilirliği de değerlendirilmelidir.7. Kritik kamu hizmetlerinin deprem sonrasında nereden ve nasıl sürdürüleceğini gösteren afet sürekliliği planları hazırlanmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır.8. Bu çalışmalar üniversiteler, bilim insanları ve ilgili meslek odalarının katılımıyla yürütülmelidir.VATANDAŞIN BİLMESİ HAKKIDIRBugün İzmir’de vatandaşımıza “Binanızın depreme dayanıklılığını öğrenin” diyoruz.Biz de diyoruz ki:Devletin vatandaşa hizmet verdiği binanın durumunu da vatandaş bilsin.Bir öğretmen görev yaptığı okulun güvenli olduğunu bilsin.Bir öğrenci eğitim gördüğü binanın güvenli olduğunu bilsin.Bir sağlık çalışanı görev yaptığı sağlık tesisinin güvenli olduğunu bilsin.Bir hasta girdiği hastanenin deprem güvenliği konusunda belirsizlik yaşamamalı.Bir vatandaş vergi dairesine, adliyeye, sosyal hizmet merkezine veya herhangi bir kamu kurumuna girdiğinde “Acaba bu bina güvenli mi?” diye düşünmemeli.Çünkü güvenli yapı, vatandaş için olduğu kadar devletin kendisi için de bir sorumluluktur.BİR SONRAKİ DEPREMİ BEKLEMEYELİMDeprem olduktan sonra hasarlı binaları tespit etmek değil, deprem olmadan önce riskleri bilmek ve ortadan kaldırmak zorundayız.İzmir’in bugün bilimsel kapasitesi, üniversiteleri, meslek odaları ve yerel yönetimleriyle bunu yapabilecek gücü vardır.İhtiyacımız olan şey daha fazla veri, daha fazla koordinasyon ve daha fazla şeffaflıktır.Kamu binalarının güvenliği kurumların kendi iç meselesi değildir.Kamu binası halkındır.
Okul halkındır.
Hastane halkındır.
Sağlık ocağı halkındır.
Adliye halkındır.
Kamu hizmeti halk içindir.O hâlde bu yapıların deprem güvenliği konusunda bilgi de halkın hakkıdır.Buradan açıkça çağrıda bulunuyoruz:İZMİR’DEKİ TÜM KAMU BİNALARININ DEPREM GÜVENLİĞİ ENVANTERİ AÇIKLANSIN!Vatandaşlarımız hangi binanın incelendiğini, hangi binanın güçlendirildiğini, hangi binanın yenileneceğini ve hangi binada acil müdahale gerektiğini bilsin.Can güvenliği ertelenemez.Şeffaflık ertelenemez.Deprem hazırlığı ertelenemez.Bizim çağrımız nettir:Bir canımızı daha kaybetmeden, kamu binalarımızın güvenliğini bugün konuşalım, bugün denetleyelim, bugün önlem alalım.
KAMU BİNASI DEMEK, RİSK YOK DEMEK DEĞİLDİRBir binanın kamu binası olması, onu deprem riskinden kendiliğinden muaf tutmaz.Özellikle eski yapı stokuna sahip bir kentte; binanın yapım yılı, taşıyıcı sistemi, mevcut durumu, zemin özellikleri, geçmişte gördüğü müdahaleler ve güncel deprem yönetmelikleri karşısındaki performansı birlikte değerlendirilmelidir.Üstelik konu yalnızca binanın deprem sırasında ayakta kalması da değildir.Bir kamu binası, deprem sonrasında hizmet verebilmeye devam edebilecek mi?Bir hastane çalışabilecek mi?Bir aile sağlığı merkezi hizmet verebilecek mi?Bir 112 istasyonu ambulansını sahaya çıkarabilecek mi?Bir okul güvenli bir şekilde tahliye edilebilecek mi?Bir adliye, kamu hizmet binası veya sosyal hizmet merkezi afet sonrasında işlevini sürdürebilecek mi?Bütün bu soruların yanıtı, İzmir’in afetlere dirençli bir kent olup olmadığının parçasıdır.İZMİR’İN ELİNDE VERİ VAR; O HÂLDE KAMU BİNALARI İÇİN NEDEN AYNI ŞEFFAFLIK YOK?İzmir Büyükşehir Belediyesi bugün önemli bir deprem hazırlığı yürütüyor.Büyükşehir Belediyesi’nin 17 Ağustos 2026 tarihli açıklamasına göre Deprem Master Planı kapsamında yaklaşık 40 fay zonu, zemin yapısı ve 118 bin yapıya ilişkin envanter inceleniyor. Kentin deprem riskinin yalnızca binalar üzerinden değil, zemin ve faylarla birlikte değerlendirilmesi hedefleniyor.Daha önce Bayraklı’da yaklaşık 33 bin 100, Bornova’da ise 61 bini aşkın yapının envanteri çıkarıldı. Büyükşehir Belediyesi ayrıca vatandaşların binalarına ilişkin temel bilgilere erişebilmesi amacıyla Bina Kimlik Belgesi uygulamasını hayata geçirdi.Bu çalışmalar önemlidir ve desteklenmelidir.Ancak aynı noktada şu soruyu sormak zorundayız:Vatandaş kendi binasının durumunu öğrenmek isterken, kamu binalarının durumu neden aynı açıklıkta ve bütüncül bir sistem içerisinde ortaya konulmuyor?Biz kamu kurumlarından, kurumların kendi iç yazışmalarını değil; vatandaşın anlayabileceği, güncel, doğrulanabilir ve bina bazında düzenlenmiş bir kamu yapıları deprem güvenliği envanterini istiyoruz.OKULLARIMIZ İÇİN DE AYNI ŞEFFAFLIĞI İSTİYORUZİzmir’de eğitim yapılarının yenilenmesine yönelik çalışmalar sürüyor.İzmir İl Millî Eğitim Müdürlüğü, 2023-2026 yılları arasında depreme dayanıklı yeni eğitim kurumları inşa edildiğini ve 2026 yılında Karabağlar, Konak ve Bornova’da tamamlanan 20 yeni okulun açıldığını açıkladı.Ayrıca İzmir İl Millî Eğitim Müdürlüğü’nün 2024-2028 Stratejik Planı’nda, deprem sonrasında ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi ile deprem güçlendirmesi yapılan ve yapılacak okul ve kurumların tamamlanmasına yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği belirtiliyor.Bunlar olumlu gelişmelerdir.Ancak velilerin ve öğretmenlerin bilmek istediği yalnızca kaç yeni okul yapıldığı değildir.Asıl soru şudur:İzmir’deki mevcut okul ve eğitim kurumlarının hangileri incelendi, hangileri güçlendirildi, hangileri yeniden yapılacak ve hangileri için hâlâ işlem gerekiyor?Bir veli çocuğunu okula bırakırken “Bu bina güvenli mi?” sorusunun yanıtını tahmin etmek zorunda kalmamalıdır.Çocuklarımızın eğitim gördüğü binaların deprem güvenliği tartışmaya değil, veriye dayanmalıdır.SAĞLIK YAPILARINI DA UNUTMAYALIMKamu binaları denildiğinde yalnızca büyük hastaneleri konuşmak da büyük bir eksikliktir.İzmir’de vatandaşın sağlık hizmetine ulaşmak için her gün kullandığı;aile sağlığı merkezleri, sağlık ocakları, toplum sağlığı merkezleri, semt poliklinikleri, hastane ek hizmet binaları, dispanserler, ağız ve diş sağlığı merkezleri, diş hastaneleri, 112 Acil Sağlık İstasyonları, ilçe sağlık müdürlükleri, halk sağlığı laboratuvarları ve diğer kamu sağlık tesislerinin deprem güvenliği de açıkça ortaya konulmalıdır.Bir sağlık ocağı küçük olabilir; içindeki insan hayatı küçük değildir.Bir dispanser küçük olabilir; oradaki vatandaşın can güvenliği küçük değildir.Bir diş hastanesi, büyük bir şehir hastanesi kompleksi olmayabilir; içerisindeki insanların yaşam hakkı aynıdır.Özellikle 112 Acil Sağlık İstasyonları açısından konu çok daha kritiktir.Deprem sonrasında yaralıların yardımına koşacak ambulansların ve sağlık ekiplerinin görev yaptığı istasyonların kendilerinin de güvenli ve işlevsel olması gerekir.Deprem günü vatandaşa yardım edecek sağlık sisteminin kendisi depremden zarar görmemelidir.Sağlık Bakanlığı da deprem riski bulunan iller arasında İzmir’i özellikle saymakta; İzmir’de yıkımına başlanan Bozyaka ile hâlâ faaliyette olan Tepecik, Atatürk ve Dr. Behçet Uz Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde de yenileme proje çalışmalarının sürdüğünü belirtmektedir.Bu yatırımları önemsiyoruz.Ancak İzmir halkının bilmeye hakkı olan soru şudur:Büyük hastanelerden mahallemizdeki sağlık merkezine kadar bütün kamu sağlık yapılarının deprem güvenliği nedir?ZEMİNİ DE BİNA KADAR KONUŞMALIYIZİzmir’in deprem güvenliği yalnızca betonarme yapının kendisi üzerinden değerlendirilemez.Zemin, depremin davranışını belirleyen en önemli unsurlardan biridir.Bu nedenle özellikle zemin koşullarının ve deprem etkisinin birlikte değerlendirilmesi gereken bölgelerde kamu yapıları için de bina-zemin ilişkisinin bilimsel yöntemlerle ortaya konulması gerekmektedir.Bugün İzmir’de zemin araştırmaları, mikrobölgeleme ve yapı envanteri konusunda önemli çalışmalar yürütülüyor.Şimdi bu bilimsel verilerin kamu binalarının tamamına ilişkin karar alma süreçlerine eksiksiz biçimde yansıtılmasını istiyoruz.SADECE “SAĞLAM” DEMEK YETMEZKamuoyuna zaman zaman “güçlendirildi”, “yenilendi” veya “depreme dayanıklı” gibi ifadeler açıklanabiliyor.Ancak vatandaşın ihtiyacı olan şey genel ifadeler değildir.Hangi bina?Hangi tarihte incelendi?
Hangi yöntem kullanıldı?
Sonuç ne çıktı?
Güçlendirme yapıldı mı?
Yapıldıysa ne zaman tamamlandı?
Yeniden yapılacaksa takvimi nedir?
Deprem sonrasında hizmet verebilecek mi?Şeffaflık tam olarak budur.Biz hiçbir kamu kurumunun teknik raporlarını vatandaşın anlamayacağı şekilde kapalı tutmasını istemiyoruz.Tam tersine, bilimsel verinin sadeleştirilerek halka açıklanmasını istiyoruz.ÇAĞRIMIZ NETTİRCHP İzmir İl Başkan Yardımcısı ve bu kentte hizmet üreten bir mimar olarak merkezi idareye, İzmir Valiliği’ne, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, ilgili bakanlıklara ve tüm kamu kurumlarına çağrımızdır:1. İzmir’deki tüm kamu binalarının güncel deprem güvenliği envanteri çıkarılmalıdır.2. Bu envanter yalnızca okulları ve hastaneleri değil; sağlık ocaklarından 112 istasyonlarına, dispanserlerden diş hastanelerine, adliyelerden vergi dairelerine kadar tüm kamu hizmet yapılarını kapsamalıdır.3. Her kamu binası için yapım yılı, taşıyıcı sistem, zemin durumu, deprem performans incelemesi, güçlendirme veya yeniden yapım durumu gibi temel bilgiler kamuoyuna açık hâle getirilmelidir.4. Riskli veya yetersiz olduğu bilimsel incelemeler sonucunda belirlenen binalar için güçlendirme, tahliye veya yeniden yapım süreçleri ve takvimleri açıklanmalıdır.5. Okullar ve hastaneler başta olmak üzere insan sirkülasyonunun yoğun olduğu kamu binalarında periyodik deprem performans değerlendirmeleri yapılmalıdır.6. Kamu binalarında yalnızca taşıyıcı sistem değil; elektrik, mekanik, yangın, jeneratör, su, doğalgaz, asansör ve diğer kritik sistemlerin deprem sonrasında çalışabilirliği de değerlendirilmelidir.7. Kritik kamu hizmetlerinin deprem sonrasında nereden ve nasıl sürdürüleceğini gösteren afet sürekliliği planları hazırlanmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır.8. Bu çalışmalar üniversiteler, bilim insanları ve ilgili meslek odalarının katılımıyla yürütülmelidir.VATANDAŞIN BİLMESİ HAKKIDIRBugün İzmir’de vatandaşımıza “Binanızın depreme dayanıklılığını öğrenin” diyoruz.Biz de diyoruz ki:Devletin vatandaşa hizmet verdiği binanın durumunu da vatandaş bilsin.Bir öğretmen görev yaptığı okulun güvenli olduğunu bilsin.Bir öğrenci eğitim gördüğü binanın güvenli olduğunu bilsin.Bir sağlık çalışanı görev yaptığı sağlık tesisinin güvenli olduğunu bilsin.Bir hasta girdiği hastanenin deprem güvenliği konusunda belirsizlik yaşamamalı.Bir vatandaş vergi dairesine, adliyeye, sosyal hizmet merkezine veya herhangi bir kamu kurumuna girdiğinde “Acaba bu bina güvenli mi?” diye düşünmemeli.Çünkü güvenli yapı, vatandaş için olduğu kadar devletin kendisi için de bir sorumluluktur.BİR SONRAKİ DEPREMİ BEKLEMEYELİMDeprem olduktan sonra hasarlı binaları tespit etmek değil, deprem olmadan önce riskleri bilmek ve ortadan kaldırmak zorundayız.İzmir’in bugün bilimsel kapasitesi, üniversiteleri, meslek odaları ve yerel yönetimleriyle bunu yapabilecek gücü vardır.İhtiyacımız olan şey daha fazla veri, daha fazla koordinasyon ve daha fazla şeffaflıktır.Kamu binalarının güvenliği kurumların kendi iç meselesi değildir.Kamu binası halkındır.
Okul halkındır.
Hastane halkındır.
Sağlık ocağı halkındır.
Adliye halkındır.
Kamu hizmeti halk içindir.O hâlde bu yapıların deprem güvenliği konusunda bilgi de halkın hakkıdır.Buradan açıkça çağrıda bulunuyoruz:İZMİR’DEKİ TÜM KAMU BİNALARININ DEPREM GÜVENLİĞİ ENVANTERİ AÇIKLANSIN!Vatandaşlarımız hangi binanın incelendiğini, hangi binanın güçlendirildiğini, hangi binanın yenileneceğini ve hangi binada acil müdahale gerektiğini bilsin.Can güvenliği ertelenemez.Şeffaflık ertelenemez.Deprem hazırlığı ertelenemez.Bizim çağrımız nettir:Bir canımızı daha kaybetmeden, kamu binalarımızın güvenliğini bugün konuşalım, bugün denetleyelim, bugün önlem alalım.








