İzmir Barosu tarafından açılan davada; ihalenin 2886 sayılı
Devlet İhale Kanunu'na, İhale Hukukunun temel ilkelerinden Rekabet İlkesine,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56'ncı maddesine, Binaların Yıkılması
Hakkında Yönetmeliğin 16'ncı maddesine, Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının
Kontrolü Yönetmeliği'nin 25'inci maddesine, Çevre Kanunu'na ve Atıkların
Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine aykırılık teşkil ettiği,
şartname ile ihaleye katılımın daraltılmak suretiyle rekabet ilkesine aykırı
davranıldığı, ihalede yıkım işi verilen firmanın hurda karşılığı yıkım işi
şartnamesine aykırı olarak çevrenin korunması (asbest, gürültü, çevre kirliliği
vb.) hususunda gerekli özeni göstermediği ve derhal yıkım işlemine başladığı,
imalatında asbest kullanıldığı sabit olan ihale konusu yıkım işinde teknik
şartnamede asbestli yapıların yıkılmasına yönelik tedbirlere yer verilmediği,
yıkımın bu haliyle gerçekleşmesi halinde cezaevi çevresinde ikamet edenlerde ve
bu yıkımda çalışacak işçilerde serbest asbest liflerine maruz kalınması
neticesinde çeşitli hastalıkların doğacağı ileri sürülmüştü.
Mahkeme: Asbestli Yapıların Yıkımı Özel Bir Nitelik Taşır
Asbestli yapıların yıkımı işinin özel bir nitelik taşıdığı ve bu hususta dikkat edilmesi gereken kuralların daha ayrıntılı düzenlendiğini ifade eden İzmir 2.İdare Mahkemesi ; kararında, “Gerek çalışanların gerekse kamu sağlığının doğrudan ve ciddi düzeyde olumsuz etkileneceği dikkate alındığında, yıkıma başlamadan önce yıkım izni alınması gerektiğine veya yıkıma başlanılmadan önce asbestli imalatın var olup olmadığı, varsa asbest içeren imalatlar için asbestin türünü, miktarını ve yerini belirlemeye yönelik envanter çalışması yapılmasının zorunlu olduğu, asbest ve diğer benzeri tehlikeli atıkların diğer atıklardan ayrı ve buna münhasır personel ve ekipmanlarla ayrıştırılması zorunluluğunun anılan mevzuatta yer aldığı halde, bu hususlara ilişkin olarak uyuşmazlık konusu ihaleye ait idari şartnamede yer verilmediği görülmektedir.” ifadelerine yer vererek, ihaleyi iptal etti.
Asbestli Binaların Yıkımına Dair Kritik Bir Karar
İzmir Barosu Yönetim Kurulu üyesi Şefika Yıldırım SERT tarafından yapılan değerlendirmede, kararın ihaledeki hukuksuzluğu tescil etmesi açısından sevindirici olduğuna vurgu yapıldı. Açıklamada aşağıdaki ifadelere yer verildi:
“Maalesef adalet yine geç geldi. Dava dilekçesinde ortaya
koyduğumuz hususlar tümüyle yaşam hakkıyla ilintili olmasına ve yıkım sürecinin
kontrolsüz biçimde başlatıldığına
ilişkin tüm delilleri sunmamıza rağmen yıkım tüm hızıyla sürmüş ve
tamamlanmıştır. Bu olay bir kez daha göstermiştir ki; yargı sistemindeki
hantallık hukuksuzluğun ve özellikle idarenin hukuka aykırı eylemlerinin
payandası olmaktadır. Talebimize ve ortaya koyduğumuz tüm delillere rağmen
‘yürütmeyi durdurma’ kararı verilmediğinden, ihale ile öngörülen yıkım kararı
uygulanmış ve yıkım işlemi sonuçlanmıştır. Deyim yerindeyse yargı bir kez daha hukuksuzluğa
yenik düşmüştür. Temennimiz iki
yönlüdür; birincisi, idarenin bundan sonra bu tür eylem ve işlemlerinde hukuka
uygun davranması, oldu bitti yaratmadan, öncelikle halk sağlığı ve kamu
yararını düşünerek hareket etmesi, ikincisi ise idarenin hukuka aykırı
eylemleri konusunda tek güvence olan yargının daha hızlı çalışması ve özellikle
de yaşam hakkı ile ilintili konularda, uygulandıktan sonra iptali mümkün
olmayan işlemler yönünden yürütmenin durdurulması kararlarında daha titiz ve
hızlı davranmasıdır. Son olarak;
mahkemenin asbestli binaların yıkımına dair kararı, son derece kritik ve
sonrası için emsal oluşturacak bir karardır. Her ne kadar ihaleyi alan firma
tarafından yıkım gerçekleştirilmişse de kararın kesinleşmesi ile birlikte
sorumlular hakkında hukuki ve cezai süreci devam ettirmekte kararlıyız.”









