Reklam
Reklam
YORGO'YA GEVREK, DİMİTRİ'YE BOYOZ
Ömer Büber

Ömer Büber

İNCİR ÇEKİRDEĞİ

YORGO'YA GEVREK, DİMİTRİ'YE BOYOZ

08 Eylül 2016 - 22:47

Turgut Özakman hoca’nın “Şu Çılgın Türkler” deki kurgusundan bilgilendiğim bazı hikayecikleri sizlerle bu güzel 9 Eylül haftasında paylaşmak istedim. Buyurun lütfen ;

….Yunan ordusu dağınık bir şekilde kaçıyor, Türkler kovalıyordu.Bir Türk telsizi Yunan telsizine sürekli mesaj gönderiyordu :

“Yunanlılar, tarihinizden utanın. Kaçmayın da savaşalım.”

Tümen Komutanı Albay Gonatas orduya şu raporu verdi:

“İskelet halini almış birliklerin kalanı da saatten saate dağılmaktadır. Karmakarışık bir kaçak sürüsü, İzmir’e ulaşmaktan başka bir şey düşünmeksizin batıya doğru akıp gidiyor. Açlıkta bu felaketi tamamlıyor...” İzmir’i kaçak Yunan askerleri ve göçmenler kaplamıştı. Her yer onlarla doluydu. Metropolit Hrisostomos Türklere karşı İzmir’i korumaları için bir yığın serseri kaçağa silah dağıtırken, Stergiadis Metropolit bu duruma çıkışarak “Serserilere silah dağıtacağınıza göçmenlere yiyecek ekmek ve yatacak yer bulun. İnsanca bir iş yapın” dedi.

 

***

 

8 Eylül 1922

İzmir’de durum korkunçtu. Askerler, askeri yönetim, Stergiadis, Naipzade Ali, Belediye Başkanı Hacı Hasan Paşa, işbirlikçi yerli halk, Rum cemaati önderleri, hepsi İzmir’i terk etmişlerdi.

İzmir hükümetsizdi. Silah seslerinden ve bağırışlardan arka ve ara sokaklarda çatışmaların devam ettiği anlaşılıyordu…

 

***

 

Süvari Kolordusu 9 Eylül Cumartesi sabahı iki kol halinde marşlar söyleyerek İzmir’e yürümeye başladı.

1. ve 2. Süvari Tümenleri Bornova-İzmir yolunda ilerliyorlardı.

Hava mis gibi İzmir kokuyordu.

Önde 2. Tümenden 4. Alay Komutan Yardımcısı Yüzbaşı Şeref İzmirli ve birliği vardı. Kader bu yüzbaşıya da, o kadar istediği İzmir’e ilk giren süvari olmak mutluluğunu nasip etmişti.

Öncüyü tümenin öbür alayları izledi. Binlerce Süvari kılıç çekmiş olarak, kordon boyunu doldurmuş kaçak Yunanlı askerler, göçmenler, Rumlar, Ermeniler, vatandaşlarını korumak için karaya çıkmış olan İngiliz, Fransız ve İtalyan subay ve askerleri ile bağıran, dua eden, ağlayan Türklerin arasından, minarelerden yükselen sala sesleri altında, dörtnala, nallarından kıvılcımlar saçarak, heybet ve haşmet ile geçtiler.

Hükümet konağına Türk Bayrağını Yüzbaşı Şeref İzmirli, Kışlaya Yüzbaşı Zeki Doğan, Kadifekale’ye de Asteğmen Besim çekti.

Kendinden geçen İzmirliler Konak Meydanını doldurmaya başladı.

Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa Karargâh ve Tümenleriyle Menemen yolundan geldiler. Karşıyaka’nın yalı boyuna çıkmak için ara sokaklara girdiler. İzmirliler bugün için sakladıkları bayrakları çıkartmışlardı. Her yer bayrak oldu. Genç kızlar pencerelerden süvarilerin başına çiçek, konfeti, gülsuyu serpiyor, gelin telleri atıyorlardı. Kaldırımları dolduran halk, ağlıyor, alkışlıyor, çılgınca bağırıyor, bazıları komutanların, süvarilerin çizmelerini, üzengilerini öpmeye çalışıyordu.

Sokağın yalı boyuna açılan ağzında uzun boylu bir gölge belirdi. Fahrettin Paşa’nın gözleri doldu. Annesiydi bu. Atından atlayıp, koştu. Kucaklaştılar:

“Fahrim”

“Anam”

Karşıyaka iskelesinin yanına bir dağ topunu yerleştirdiler.21 pare atışla İzmir’i selamladılar.

 

***

 

Aşağıda bunlar yaşanırken Belkahve’den Büyük Komutanlar İzmir’i dürbün ile izliyorlardı. Mustafa Kemal Paşa bir süre sonra dürbünü indirdi. Yüzüne akşam güneşinin altın ışığı vuruyordu. İsmet Paşa’ya dönerek : “Biliyor musun, bir rüya görmüş gibiyim” dedi.

“Haklısın. Bu kadar mucize ancak bir rüyada yaşanabilir”

Hava kararana kadar Belkahve’de kaldılar. Nif’e ( yeni adı Kemalpaşa olan ilçe) döndüler. Tek katlı bir ev Mustafa Kemal Paşa için hazırlandı. Beraberinde Mareşal Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Mahmut Soydan, Halide Edip Hanım, Ruşen Eşref ve Salih Bozok bir odaya girdiler. Halı kaplı alçak sedirlere oturdular. Yemekler taşındı. Ve küçük bir tepsi içinde rakı da getirdiler. Mustafa Kemal Paşa teşekkür edip, rakıyı geri gönderdi :

“Daha içilecek zaman değil”

Bir sevinç yorgunluğuyla “Yahu..” dedi. “İzmir’e girdiğimiz akşamdır bu. Bu kadar sessiz durulur mu? Bari şarkı söyleyelim” dedi ve başladı :

“Yine bir gülnihal….”

 

***

Yorgo ve Dimitri’yi Kordon’a davet ediyorum.

1922 de yiyemedikleri gevrek ve boyozu kordon boyunda ince belli cam bardaklarda, tavşankanı çay eşliğinde ikram edeceğim.

Ama tek bir şartım var. Birlikte Ege’ye bakarak şarkı söyleyeceğiz:

“Yine bir gülnihal….”

 

 

 

Son Yazılar