<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>SAĞLIK</title>
         <link>https://www.mansetizmir.com/saglik/</link>
         <description>sağlık ile ilgili güncel haberler</description><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "İdrar rengi birçok hastalığın habercisi olabilir"]]></title>
			<description><![CDATA[İdrar rengindeki değişikliklerin, önemli sağlık sorunlarından biri olabileceğini söyleyen Üroloji Uzmanı Op. Dr. Joshgun Huseynov, “Özellikle kırmızı renkli idrar hiçbir zaman normal kabul edilmemeli. Bazı renk değişimi ciddi hastalıkların habercisi olabilir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Açık sarı olması gereken idrar rengindeki farklılıkların bazen basit sıvı eksikliğini, bazen ise önemli sağlık sorunlarını işaret edebileceğini belirten Medipol Üniversitesi Sefaköy Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Joshgun Huseynov, idrar renginin böbreklerden karaciğere kadar birçok organ hakkında önemli uyarılarda bulundu.

‘KOYU SARI İDRAR SUSUZLUK BELİRTİSİ’

Op. Dr. Huseynov, sağlıklı idrar renginin açık sarı olması gerektiğini belirterek, “Gün içinde yeterli sıvı tüketilmediğinde idrar koyu sarı hale gelebilir. Sıvı alımı arttığında rengin yeniden açılması böbreklerin normal çalıştığını gösterir” dedi.

Turuncu renkli idrarın bazı vitamin takviyeleriyle ilişkili olabileceğini ifade eden Op. Dr. Huseynov, “Özellikle B vitamini kompleksleri kullanan kişilerde bu renk değişimi görülebilir. Ancak bazı karaciğer ve safra yolu hastalıklarında da idrar turuncu renge dönebilir” diye konuştu.

Kahverengi idrarın ise daha ciddi sorunların habercisi olabileceğini belirten Op. Dr. Huseynov, “Safra yolu tıkanıklıkları, sarılık ya da karaciğer hastalıklarında idrar kahverengiye dönebilir. Bazen bu durum idrar yollarındaki eski kanamaların belirtisi de olabilir” ifadelerini kullandı.

‘KIRMIZI İDRAR ASLA NORMAL DEĞİLDİR’

İdrarda kırmızı renk görülmesinin mutlaka araştırılması gerektiğini belirten Op. Dr. Huseynov, “Bazı gıdalar, örneğin pancar tüketimi idrar rengini geçici olarak değiştirebilir. Ancak gerçek bir kanama varsa bu durum hiçbir zaman normal kabul edilmez” ifadelerini kullandı.

İdrarda kan görülmesinin enfeksiyon ve taş hastalıklarının yanı sıra ciddi hastalıkların belirtisi olabileceğini söyleyen Op. Dr. Huseynov, “İdrar yolları kanserlerinde de en sık gördüğümüz belirtilerden biri idrarda kanamadır. Bu nedenle ister gözle görülsün ister sadece tahlilde ortaya çıksın mutlaka değerlendirilmelidir. İdrar renginde kalıcı ya da dikkat çekici değişiklik yaşayan kişiler mutlaka bir uzmana başvurmalı. Erken tanı birçok hastalıkta önem taşıyor” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-idrar-rengi-bircok-hastaligin-habercisi-olabilir-6791.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-idrar-rengi-bircok-hastaligin-habercisi-olabilir-6791.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-idrar-rengi-bircok-hastaligin-habercisi-olabilir-6791-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-idrar-rengi-bircok-hastaligin-habercisi-olabilir-6791.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-idrar-rengi-bircok-hastaligin-habercisi-olabilir/113281/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 06:26:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanı açıkladı: "Saç klonlaması, tedavide yeni bir çağın kapısını aralıyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Saç ekim uzmanı Dr. Muhammet Emrah Çinik, “Çok uzun yıllardır saç ekimi doktorlarının karşılaştığı en büyük problem, saç ekimi yapılacak kişideki donör alanındaki saç kökü sayısının yetersizliğidir." dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Saç ekimi merkezi DR. Cinik’den Dr. Muhammet Emrah Çinik, saç ekimi alanında yıllardır çözüm bekleyen donör alanı yetersizliği probleminin, bilim dünyasının son dönemdeki çalışmalarıyla tarihe karışmaya hazırlandığını söyleyerek saç klonlaması teknolojisine yönelik bilgi verdi.

Dr. Çinik, “Günümüzde FUE, DHI ve Long Hair FUE yöntemleri ile hem doğal hem de çok başarılı sonuçlar almak mümkün. Ancak çok büyük kelliği olanlar ya da saç ekimi için yeterli miktarda donör alanı olmayanlar için bu operasyonlar yeterli olmuyor. Donörü yetersiz olan hastalarda maksimum 1 veya 2 operasyon yapılabilmekte, klonlama sonrası ise defalarca saç ekimi gerçekleştirilebilecek. İşte tam bu noktada bilim dünyasının çok uzun süredir üzerinde çalıştığı ve herkesi mutlu edebilecek yeni bir teknoloji gündeme geliyor; saç klonlaması. Saç klonlamasının temel mantığı, hastada yeterli sayıda olmayan donör saçlarını laboratuvar ortamında çoğaltmaktır. Böylece saç ekim operasyonunda kullanılmak üzere binlerce saç grefti donör olarak elde edilebilecek” diye konuştu.

Dr. Çinik, “Bu sayede ileri derecede kel olan, özellikle Norwood 7 hastalar için saç ekimi yapılabilecek. Daha önceden birkaç saç ekimi geçirmiş ve donör alanı artık kullanamayacak düzeyde olan hastalar tekrar saç ekimi olabilecekler. Özellikle saç ekimine uygun olmayan ama peruk kullanan hastalar rahatlıkla saç ekimi olabilecekler. Saç ekiminden sonra finasteride ve minoksidil gibi hormon benzeri ilaçları içme zorunluluğu ortadan kalkacak” ifadelerini kullandı.

Son 5-6 yılda saç genetik çalışmalarında inanılmaz ilerlemeler kaydedildiğini aktaran Dr. Çinik, “Bilim insanları saç yapısını elektron mikroskobu boyutunda inceleyip, saç folikülünü oluşturan her yapının birbiriyle iletişimini, kan damarlarının, sinir yapısının ve hormonal bağlantıların nasıl çalıştığını 3 boyutlu bir harita gibi görmeye başladı. Bu hakimiyet tedavi ve yeni teknoloji için ışık oldu. Artık hangi kök hücrenin veya hangi hormonun saç foliküllerinde etkili olacağı biliniyor. Detaylı bakıldığında; saç folikül hücreleri, kök hücre fizyolojisi, 3 boyutlu laboratuvar hücre kültürleri, genetik doku mühendisliği ve genetik haritalama alanındaki gelişmeler, saç klonlamasına hizmet etmeye başladı. Artık saç klonlaması çok daha yakın.Eskiden saç folikülü çoğaltılabilir mi diye soran bilim insanları artık bunu sormuyor. Çalışmalar; klonlanarak üretilen saç foliküllerinin ne kadar uzun süre yaşayacağı, seri üretim ve herkese klonlama işleminin ne zaman başlayacağı, uzun dönemde bu tedavinin yan etkilerinin ne olabileceği ve bu işlemi yapacak doktorların nasıl eğitileceği gibi sorulara odaklanıyor” dedi.

Dr. Muhammet Emrah Çinik, son aşamaları anlatırken, birçok bilim insanının önümüzdeki süreçte laboratuvar denemelerinin klinik olarak onaylanmasını beklediğini belirtti. Dr. Çinik, bugün için saç klonlamasının henüz saç ekim doktorlarının rutin olarak tedavide kullanacakları bir tedavi olmadığını, hala laboratuvar ortamlarındaki çalışmaların güvenlik testleri bitmeden uygulamaya geçilmediğini kaydetti.

‘ARTIK KLONLAMA TEDAVİSİ KAPIDA’

Dr. Çinik, “Ancak saç klonlaması artık bir hayal değil. Son yıllardaki genetik bilimi, kök hücre çalışmaları ve rejeneratif tıptaki inanılmaz gelişmeler, saç klonlama teknolojisini çok fazlasıyla yakınlaştırdı. Çok net tarih verilmese bile artık klonlama tedavisi kapıda. Özellikle ülkemizin saç ekimi alanındaki dünya lideri pozisyonunu düşünürsek, saç ekim kliniklerimizin bu tedaviyi kullanacaklarından hiç şüphemiz yoktur" diye konuştu.

MEVCUT TEDAVİLER

Dr. Çinik, “Özellikle saç ekiminde doğal sonuçlar alınmaktadır. FUE, DHI ve Long Hair FUE yöntemleri mevcut yapılan ve hala en güncel operasyon teknikleri olarak öne çıkıyor. Saç ekimine uygun olmayan hastalar için ameliyatsız tedavilerde çok başarılı sonuçlar alınmaktadır. Exosome, mezoterapi, PRP ve stem cell gibi invazif tedaviler bu kapsamda değerlendiriliyor. Saç ekimi yaptırmak istemeyen veya bir klinikte tedavi olmak istemeyen hastalar için ise ilaç tedavileri uzun dönemde saç dökülme tedavilerinde güvenle kullanılabiliyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-sac-klonlamasi-tedavide-yeni-bir-cagin-kapisini-araliyor-1512.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-sac-klonlamasi-tedavide-yeni-bir-cagin-kapisini-araliyor-1512.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-sac-klonlamasi-tedavide-yeni-bir-cagin-kapisini-araliyor-1512-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-sac-klonlamasi-tedavide-yeni-bir-cagin-kapisini-araliyor-1512.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmani-acikladi-sac-klonlamasi-tedavide-yeni-bir-cagin-kapisini-araliyor/113195/</link>
			<pubDate>Sat, 18 Jul 2026 09:16:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yaz Aylarında Migren Ve Baş Ağrısını En Aza İndiren 7 Öneri]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz mevsiminin bunaltıcı sıcakları, birçok kişi için sadece terleme ve yorgunluk değil, aynı zamanda şiddetli baş ağrısı ve migren ataklarını da tetikliyor. Özellikle dehidratasyon, güçlü güneş ışığı ve hava basıncı değişiklikleri migren hastalarında atak sıklığını belirgin şekilde artırıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sıcak havalarda baş ağrısı ve migren atakları ihmal edilmemesi gereken bir durum olarak belirtiliyor. Ataklar sıklaşıyor, şiddetleniyor veya yeni belirtiler ekleniyorsa mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulması gerekiyor. Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, sıcak havalarda baş ağrısı ve migren sorunu yaşayanlara önemli uyarılarda bulundu.

Sıcaklarda artış gösteriyor

Sıcaklarda baş ağrısı ve migren, vücudun susuz kalması, damarların genişlemesi ve aşırı ışık maruziyeti gibi faktörlerle tetiklenen yaygın bir sağlık sorunu haline gelmektedir. Migrenin belirtileri aşağıdaki gibidir;


	Şiddetli, zonklayıcı baş ağrısı (genellikle tek taraflı)
	Işık ve sese aşırı hassasiyet
	Bulantı ve kusma
	Baş dönmesi
	Görme bozuklukları (aura)
	Yorgunluk ve konsantrasyon kaybı
	Boyun ve omuzlarda kas gerginliği


Migreni olan kişilerde bu ataklar daha şiddetli ve uzun sürebilir. Basit önlemlerle bu atakların sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azaltılabilir.

Yaz aylarında ek tedavi gerekebilir

Sıcak havalarda baş ağrısı ve migren atakları ihmal edilmemesi gereken bir durumdur. Sıcak havalarda baş ağrısı ve migren atakları sıklaşır, şiddetlenir, günlük yaşamı önemli ölçüde etkilerse veya görme kaybı, uyuşma, konuşma güçlüğü gibi yeni belirtiler eşlik ederse vakit kaybetmeden bir nöroloji uzmanına başvurmak gerekir. Kronik migren hastalarında doktor kontrolünde ilaç veya botoks uygulaması gibi koruyucu tedavi yöntemleri yaz aylarında atakları büyük oranda azaltabilmektedir. 

Sinir blokajı tedavisiyle baş ağrısından tamamen kurtulabilirsiniz

Sıcak havalarda atakları sıklaşan ve standart ilaç tedavilerinden yeterli fayda göremeyen kronik migren hastalarında sinir blokajı tedavileri etkili bir seçenek olabilmektedir. Bu işlemde, ense ve baş bölgesindeki belirli sinirlere lokal anestezik ve bazen kortizon içeren enjeksiyon uygulanır, ağrıyı beyne taşıyan sinir yoluna, ince bir iğneyle ağrı kesici ilaç verilir. İlaç, siniri geçici olarak uyuşturur ve ağrı sinyali kesilir. Tedavi, atakların şiddetini ve sıklığını hızlı bir şekilde azaltabilir, hatta haftalar-aylar süren rahatlama sağlayabilir. Özellikle yaz aylarında yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren migrenlerde tercih edilen bu yöntem, uzman hekimler tarafından poliklinik şartlarında uygulanmaktadır.

Sıcaklarda baş ağrısı ve migreni önlemek için önemli ipuçları;


	Bol su için. Susamasanız bile günde en az 2,5-3 litre su tüketin. Dehidrasyon migrenin en önemli tetikleyicilerinden biridir. 
	Güneş ışığından korunun. Güneş gözlüğü ve şapka kullanın. Özellikle 11:00-16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede kalın.
	Düzenli ve dengeli beslenin. Öğün atlamayın. Özellikle kafein, çikolata, işlenmiş gıdalar ve alkolden uzak durun.
	Serin ve karanlık ortamda dinlenin. Atak başladığında karanlık, sessiz ve serin bir odaya geçin. Soğuk kompres uygulayın.
	Stres ve uykuya dikkat edin. Yazın artan stres ve düzensiz uyku migreni tetikler. Her gün aynı saatte yatıp kalkmaya çalışın.
	Ani sıcak-soğuk farkından kaçının. Klimalı ortamdan direkt sıcak havaya çıkarken dikkatli olun. Vücudunuzu ani değişimlere karşı koruyun.
	İlaç kullanımında doktor kontrolü şarttır. Migren ilacınızı doktorunuzun önerdiği şekilde kullanın. Aşırı ağrı kesici kullanımı yine baş ağrısına yol açabilir.

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-migren-ve-bas-agrisini-en-aza-indiren-7-oneri-3207.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-migren-ve-bas-agrisini-en-aza-indiren-7-oneri-3207.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-migren-ve-bas-agrisini-en-aza-indiren-7-oneri-3207-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-migren-ve-bas-agrisini-en-aza-indiren-7-oneri-3207.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/yaz-aylarinda-migren-ve-bas-agrisini-en-aza-indiren-7-oneri/113172/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 11:54:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından 'Tip 2 diyabetin yüzde 80’i önlenebilir' uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[ Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Deniz Engin Gök, Türkiye’de erişkin nüfusta görülme sıklığı yüzde 16,6’ya ulaşan diyabette erken tanının ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının büyük önem taşıdığını belirterek, “Risk grubundaki kişilerin düzenli taramadan geçirilmesiyle Tip 2 diyabet vakalarının yaklaşık yüzde 80’i önlenebilir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Memorial Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Uzman Dr. Deniz Engin Gök, diyabetin belirtileri, risk faktörleri ve yaz aylarında dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. Dr. Gök, “Diyabet, pankreasın yeterli insülin üretememesi veya üretilen insülinin etkili kullanılamaması sonucu gelişen, kan şekeri yüksekliğiyle seyreden kronik bir hastalıktır. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre erişkin nüfusta görülme sıklığı yüzde 16,6’ya kadar ulaşmaktadır. Hareketsiz yaşam, obezite, sağlıksız beslenme, ileri yaş, aile öyküsü, yüksek tansiyon, kan yağlarının yüksekliği, gebelik diyabeti öyküsü ve polikistik over sendromu Tip 2 diyabet gelişimi açısından önemli risk faktörleri arasında yer almaktadır. Diyabetin dört farklı tipi bulunmaktadır. Tüm diyabet olgularının yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan Tip 2 diyabet en sık görülen türdür. Tip 1 diyabet ise bağışıklık sisteminin pankreastaki insülin üreten hücrelere saldırması sonucu gelişir ve yaşam boyu insülin tedavisi gerektirir. Gebelik sırasında ortaya çıkan gestasyonel diyabet ise, doğumdan sonra çoğunlukla düzelmekle birlikte ilerleyen yıllarda Tip 2 diyabet riskini artırmaktadır” diye konuştu.

‘BU BELİRTİLER DİYABETİN HABERCİSİ OLABİLİR’

Diyabetin bazı önemli belirtilerle kendini gösterebildiğini söyleyen Dr. Gök, “Aşırı susama, ağız kuruluğu, sık idrara çıkma, özellikle gece idrara kalkma, halsizlik, çabuk yorulma, çok yemek yeme veya iştahsızlık, açıklanamayan kilo kaybı, bulanık görme, el ve ayaklarda uyuşma veya karıncalanma, yaraların geç iyileşmesi, tekrarlayan enfeksiyonlar, genital mantar enfeksiyonları. Diyabetin en sık görülen belirtileri arasında yer almaktadır. Diyabet tanısı açlık ve tokluk kan şekeri ölçümleri ile gerekli görülen durumlarda uygulanan oral glukoz tolerans testi (şeker yükleme testi) ile konulabilmektedir. Özellikle diyabet açısından risk taşıyan kişilerin düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi büyük önem taşımaktadır. Diyabet tedavisinde kişiye özel tıbbi beslenme planı, düzenli fiziksel aktivite, kilo kontrolü, kan şekeri takibi ile ağızdan kullanılan ilaçlar veya insülin tedavisi birlikte planlanmaktadır. Tedavinin temel amacı kan şekerini hedef aralıkta tutarak hem ani kan şekeri değişimlerini hem de uzun dönemde gelişebilecek organ hasarlarını önlemektir” dedi.

KONTROL EDİLMEYEN DİYABET CİDDİ ORGAN HASARLARINA YOL AÇABİLİYOR

Dr. Gök, kontrol edilemeyen diyabetin ciddi organ hasarına yol açabileceğini belirterek, “Uzun süre kontrol altında tutulmayan diyabet, kalp ve damar hastalıkları, inme, böbrek yetmezliği, göz damarlarında hasar, görme kaybı, sinir hasarı ve diyabetik ayak yaraları gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Bu nedenle düzenli hekim kontrolü ve kan şekeri takibi büyük önem taşımaktadır. Yaz aylarında artan sıcaklık ve terlemeye bağlı sıvı-elektrolit kaybı diyabet hastalarında kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir. Diyabetli bireyler böbreklerin de etkilenebilmesi nedeniyle sağlıklı kişilere göre sıvı kaybından daha fazla etkilenebilir. Bu nedenle hekim tarafından sıvı kısıtlaması önerilmediği sürece yeterli miktarda su tüketilmeli, güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde dışarı çıkılmamalı ve ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalıdır. Yaz tatiliyle birlikte değişen beslenme düzeni ve öğün atlanması kan şekeri kontrolünü olumsuz etkileyebilir. Öğünlerin düzenli tüketilmesi, kızartma ve yağlı besinlerden kaçınılması, taze sebze ağırlıklı beslenilmesi önerilmektedir. Yaz meyveleri ve dondurma ise tamamen yasak değildir; ancak porsiyon kontrolü sağlanarak tüketilmelidir. Düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı ve dengeli beslenme, ideal kilonun korunması, yeterli uyku, stres yönetimi ve düzenli sağlık kontrolleri diyabetten korunmanın temelini oluşturmaktadır. Erken belirtilerin fark edilmesi ve risk grubundaki kişilerin düzenli taramadan geçmesi ile Tip 2 diyabetin yaklaşık yüzde 80’i önlenebilmektedir” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-tip-2-diyabetin-yuzde-80-i-onlenebilir-uyarisi-9302.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-tip-2-diyabetin-yuzde-80-i-onlenebilir-uyarisi-9302.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-tip-2-diyabetin-yuzde-80-i-onlenebilir-uyarisi-9302-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-tip-2-diyabetin-yuzde-80-i-onlenebilir-uyarisi-9302.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-tip-2-diyabetin-yuzde-80-i-onlenebilir-uyarisi/113168/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 08:33:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Prof. Dr. Özlü'den 'yaz ishali' uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, yaz aylarında açıkta satılan gıda ve içeceklerin tüketilmesiyle artan ishal vakalarına ilişkin uyarılarda bulunarak, “Bulantı, kusma, karın ağrısı, halsizlik ve sık dışkılama semptomlarıyla kendini belli eder. Böyle durumlarda kişi sağlıklı görünüyorsa hemen dinlenmeli ve bol sıvı tüketmelidir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, hava sıcaklıklarının artmasıyla ‘yaz ishali' ya da 'turist ishali' olarak adlandırılan rahatsızlıklarda artış olabileceğini belirterek, uyarılarda bulundu. Özellikle tatillerde gıda güvenliği ve gıda temizliğinin kontrol edilmesinin daha zor olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özlü, “Yaz aylarında özellikle tatil ve seyahat zamanlarında yaz ishallerine çok rastlıyoruz. Bebekler, çocuklar ve yaşlı kişiler ile kronik hastalığı olanlarda ishal dengeyi bozar ve önemli sonuçlara yol açabilir. Genellikle bakteriyel ve viral enfeksiyonlara bağlı olabilir. Bazen de besin zehirlenmeleri, sinekler yoluyla ve havuzdan bulaşmış olabilir. Açıkta satılan, uygun koşullarda bekletilmeyen gıdalarla, süt ürünler, pastalar ve açık mutfaklarda kolay üremeler olabiliyor ve besin zehirlenmeleri kolayca yaşanabiliyor” ifadelerini kullandı.

‘SIVI KAYBI CİDDİ HASARA YOL AÇABİLİR’

Prof. Dr. Tevfik Özlü, açıkta satılan meşrubatlardan uzak durulması önerisinde bulunarak, “Bulantı, kusma, karın ağrısı, halsizlik ve sık dışkılama semptomlarıyla kendini belli eder. Böyle durumlarda kişi sağlıklı görünüyorsa hemen dinlenmeli ve bol sıvı tüketmelidir. Su, maden suyu, tuzlu ayran tüketmelidir. Posalı ve yağlı gıdaları terk etmeli. İshal diyeti dediğimiz; muz, patates, pirinç lapası, ekmek içi, yağsız peynir tüketerek 2 gün içerisinde toparlanabilirsiniz. Semptomlar ağırsa, kişi yaşlıysa, bebekse ve kronik bir hastalığı varsa hekime başvurmakta fayda var. Sıvı kaybı ciddi hasara yol açabilir. Sağlıklı ve hijyenik beslenmek çok önemlidir. Rastgele gıdalar tüketilmemelidir. Özellikle yaz aylarında yenilen gıdalara dikkat edilmelidir. Meşrubatlar açıkta satılıyor ya da zeytinyağlı salatalar bekletiliyor. İyi havalandırılmayan ortamlarda da kalmamak lazım. Kasaba ve küçük yerlerde açık ayranlar, üzüm şerbetleri satılıyor. Buzlu ve açık saklama kaplarına doldurup satış yapılan içecekler güvenli değil; uzak durmak lazım” diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/prof-dr-ozlu-den-yaz-ishali-uyarisi-8798.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/prof-dr-ozlu-den-yaz-ishali-uyarisi-8798.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/prof-dr-ozlu-den-yaz-ishali-uyarisi-8798-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/prof-dr-ozlu-den-yaz-ishali-uyarisi-8798.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/prof-dr-ozlu-den-yaz-ishali-uyarisi/113162/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 08:33:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "İklim değişikliği inme riskini artırıyor"]]></title>
			<description><![CDATA[İklim değişikliği ve çevre kirliliğinin yalnızca doğayı değil, insan sağlığını da tehdit ettiğini söyleyen Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. İsmet Üstün, “Artan hava sıcaklıkları, hava kirliliği ve orman yangınlarının oluşturduğu kirleticiler inme riskini artırıyor. Özellikle ileri yaştaki bireylerin ve risk grubundaki kişilerin sıcak havalarda daha dikkatli olması gerekiyor” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son yıllarda artan sıcaklıkların, hava kirliliği ve çevresel değişimlerin sadece iklimi değil, beyin sağlığını da olumsuz etkileyebileceğini belirten Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi'nden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. İsmet Üstün, iklim değişikliğiyle birlikte ortaya çıkan sıcaklık, nem ve hava basıncı değişimlerinin inme riskini artırabileceğine dikkat çekerek, çevreyi korumanın aynı zamanda toplum sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti.

‘HAVA KİRLİLİĞİ DAMAR SAĞLIĞINI OLUMSUZ ETKİLİYOR’

Fosil yakıtların neden olduğu çevre kirliliğinin damar sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu ifade eden Dr. Üstün, “Karbonmonoksit, metan, kükürt dioksit ve azot oksit gibi kirletici gazlar damarların iç yüzeyinde hasara yol açabiliyor. Bu durum damar sertliğini artırırken kanın pıhtılaşma eğilimini de yükseltiyor. Ayrıca vücuttaki iltihabi sürecin artmasına neden olarak inme gelişme riskini artırabiliyor” diye konuştu.

‘İLERİ YAŞTAKİLER VE ERKEKLER DAHA FAZLA RİSK ALTINDA’

İklim değişikliğinin etkilerinden özellikle ileri yaştaki bireylerin daha fazla etkilendiğini belirten Dr. Üstün, erkeklerde de inme riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çekti. Üstün, risk grubunda bulunan kişilerin sıcak havalarda sıvı tüketimine dikkat etmeleri, aşırı sıcak saatlerde dışarı çıkmamaları ve kronik hastalıklarını düzenli takip ettirmeleri gerektiğini ifade etti.

‘ÇEVREYİ KORUMAK SAĞLIĞI DA KORUMAK DEMEK’

İnme riskinin azaltılmasında çevresel önlemlerin de büyük önem taşıdığını söyleyen Dr. Üstün, “Fosil yakıt kullanımının azaltılması, gaz emisyonlarının düşürülmesi, yeşil alanların artırılması ve yürüyüş ile bisiklet kullanımının teşvik edilmesi hem çevrenin korunmasına hem de toplum sağlığının iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-iklim-degisikligi-inme-riskini-artiriyor-7072.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-iklim-degisikligi-inme-riskini-artiriyor-7072.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-iklim-degisikligi-inme-riskini-artiriyor-7072-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-iklim-degisikligi-inme-riskini-artiriyor-7072.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-iklim-degisikligi-inme-riskini-artiriyor/113155/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:29:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Zayıflama İğneleri Hakkında 10 Kritik Bilgi!]]></title>
			<description><![CDATA[Son dönemin en çok konuşulan sağlık başlıklarından biri zayıflama iğneleri. Kimileri fazla kilolarından kurtulmak için doktora başvururken, kimileri ise sağlık kontrolünden geçmeden yakın çevresinin tavsiyeleri veya sosyal medyada gördüklerinden etkilenerek bu tedaviye yöneliyor. Ancak dikkat!]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Altunizade Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu “Son zamanlarda polikliniğime başvuran hastalarımdan en sık duyduğum sorulardan biri, 'Hocam, şu meşhur zayıflama iğnelerinden ben de başlasam olur mu?' oluyor. Zayıflama iğneleri obeziteyle mücadelede elimizdeki en güçlü tedavi seçeneklerinden biri haline geldi. Ancak bu iğneler bir mucize değil; doğru hasta seçimi, yakın takip ve yaşam tarzı değişikliğiyle birlikte hekim kontrolünde uygulanması gereken ciddi bir tıbbi tedavidir" diyerek, kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel gerçeklerin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyloğlu, tüm dünyada çığ gibi büyüyen bir salgın olan ve diyabetten kalp hastalıklarına dek çok ciddi komplikasyonlara yol açan obezite tedavisinde önemli bir seçenek sunan zayıflama iğneleri hakkında 10 kritik bilgi verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 


	Kozmetik bir ‘kısa yol’ değildir!


Bu iğneler, düğünden önce 3-5 kilo vermek isteyenler için üretilmiş kozmetik ürünler değildir. Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından kronik bir hastalık olarak kabul edilir. Bu tedaviler, Vücut Kitle İndeksi (VKİ) belirli bir seviyenin üzerinde olan, obezite veya obeziteye bağlı (tip 2 diyabet, hipertansiyon gibi) ek hastalıkları olan bireyler için geliştirilmiştir.


	Obezitenin yıkıcı komplikasyonlarını önler


Bu iğnelerin en büyük başarısı sadece tartıdaki rakamı düşürmek değildir. Kilo kaybı sağlayarak; kalp krizi riski, uyku apnesi, karaciğer yağlanması ve eklem rahatsızlıkları gibi obezitenin yarattığı hayati komplikasyonları ciddi anlamda geriletir. Asıl zafer, hastanın genel sağlığını geri kazanmasıdır.


	Tokluk hissi yaratarak çalışır


Midenin boşalmasını yavaşlatarak ve beyindeki iştah merkezine 'tokum' sinyali göndererek etki ederler. Yani sizi aç bırakarak değil, porsiyon kontrolünü doğal bir şekilde sağlamanıza yardımcı olarak kilo verdirirler.


	Kullanım süresi tamamen kişiye özel planlanır 


Obezite kronik bir hastalıktır ve kronik hastalıkların tedavisi uzun solukludur. Tansiyon ilacınızı tansiyonunuz düştüğünde bırakmadığınız gibi, bu iğneler de hekiminizin belirlediği süre boyunca (genellikle aylar veya yıllar) kullanılmalıdır. Kullanım süresi hastanın yanıtına, tolere edilebilirliğine ve hedeflenen kiloya göre tamamen kişiye özel planlanır.


	İlacı bırakınca kilo geri alınır mı? 


Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu “En çok merak edilen konulardan biri budur. Evet, eğer ilaç kullanırken beslenme alışkanlıklarınızı ve yaşam tarzınızı kalıcı olarak değiştirmediyseniz, ilacı bıraktığınızda iştahınız eski haline dönecek ve verdiğiniz kiloları geri alma (rebound) riskiniz çok yüksek olacaktır. Bu iğneler size yeni bir yaşam tarzı inşa etmeniz için bir fırsat penceresi sunar” diyor. 


	Doğru dozaj ve uygulama şarttır


İlaçların dozu, vücudun alışması ve yan etkilerin azaltılması için düşük dozda başlanıp haftalar içinde kademeli olarak artırılır. Doz ayarlamasının aceleye getirilmesi ciddi yan etkilere yol açabilir.


	Sık görülen yan etkilere neden olur


Doç. Dr. Medetalibeyoğlu “En sık karşılaştığımız yan etkiler sindirim sistemiyle ilgilidir. Bulantı, kusma, ishal, kabızlık veya mide krampları görülebilir. Bu yan etkiler genellikle tedaviye ilk başlandığında veya doz artırıldığında ortaya çıkar ve zamanla hafifler” diyor. 


	“Komşum kullanmış, ben de kullanayım” mantığı kesinlikle tehlikelidir!


Geçmişinde pankreatit atağı geçirenler, safra kesesi taşı olanlar veya ailesinde medüller tiroid karsinomu öyküsü bulunanlar için bu ilaçlar riskli olabilir. Bu nedenle “komşum kullanmış, ben de kullanayım” mantığıyla asla başlanmamalıdır.


	Sağlıklı beslenme ve egzersizle birlikte uygulanmalıdır!


Hiçbir iğne, kötü bir diyetin veya hareketsiz bir yaşamın üstesinden tek başına gelemez. Kas kaybını önlemek için yeterli protein alımı ve direnç egzersizleri tedavinin ayrılmaz parçasıdır.


	Mutlaka hekim kontrolünde kullanılmalıdır!


İğnelere başlama kararı, doz ayarlaması, yan etki yönetimi ve tedavi sürecinin sonlandırılmasının mutlaka uzman hekim takibinde ve düzenli kontrollerle yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu şöyle diyor: “Klinik deneyimlerimde, doğru hastada ve doğru tıbbi takiple bu iğnelerin hayat kurtarıcı sonuçlar verdiğini görüyorum. Ancak başarının anahtarı ilacın kendisinde değil, sizin bu sürece ne kadar uyum sağladığınızda ve tedavinizi uzman bir hekimle omuz omuza yürütmenizde saklıdır.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/zayiflama-igneleri-hakkinda-10-kritik-bilgi-3887.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/zayiflama-igneleri-hakkinda-10-kritik-bilgi-3887.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/zayiflama-igneleri-hakkinda-10-kritik-bilgi-3887-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/zayiflama-igneleri-hakkinda-10-kritik-bilgi-3887.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/zayiflama-igneleri-hakkinda-10-kritik-bilgi/113134/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 12:00:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yaz aylarında doğru yıkanmayan sebze ve meyvelerde enfeksiyon riski]]></title>
			<description><![CDATA[Ankara Etlik Şehir Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Aslı Haykır Solay, yaz aylarında uygun şekilde yıkanmayan ve doğru koşullarda saklanmayan sebze ile meyvelerin gıda kaynaklı enfeksiyonlara yol açabileceğini söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında sebze ve meyvelerin uygun koşullarda temizlenmemesi ve saklanmaması gıda kaynaklı enfeksiyon riskini artırıyor. Ankara Etlik Şehir Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Aslı Haykır Solay, yaz aylarında sebze ve meyve tüketiminde özellikle dikkat etmek gerektiğini vurgulayarak, “Sebze ve meyveler sıcaklık ve nem artışından dolayı enfeksiyon kaynağı haline gelebilirler. Çünkü tarladan ve ağaçtan soframıza gelene kadar uzun bir zincirden geçiyorlar. Ve bu süreçte saklama ve hazırlanma koşulları oldukça önemli. Kurallara dikkat edilmediği takdirde de bir besiyeri gibi üreme ortamı olabilir. Salmonellalar, norovirüsler üreyip bir salgın da meydana getirebilecek duruma gelebilirler. Bu nedenle yıkanma ve saklama koşulları oldukça önemlidir. Özellikle ilk başta mekanik temizlik çok önemli. Gözle görünür kirlerin, toprağın ve çürümüş olan kısımların mutlaka arındırılması lazım. Bunu da akan suda ovalayarak yıkamak gerekiyor. Mümkünse sebze temizleyici fırçalar bu işi kolaylaştırır ve daha etkin hale getirir. Bu aşamadan sonra karbonatlı ve sirkeli suları sırayla kullanmak hem tarım ilaçlarının bertarafına hem de mikroorganizmaların eliminasyonunu kolaylaştırır. Yüzde 80-90 oranında bu sürece olumlu yönde katkı sağlar" dedi.

'NEMDEN ARINDIRARAK SAKLAMALIYIZ'

Solay, bu aşamalardan sonra sebze ve meyvelerin kısa sürede tüketilmesi gerektiğini belirterek, "Eğer tüketmeyeceksek de iyice kurulayarak, nemden arındırarak, buzdolabında kapalı bir kapta muhafaza etmeliyiz. Özellikle kavun ve karpuz gibi ürünlerde, bunların soyulduğu düşünülerek yıkanmaktan geri durulabiliyor. Fakat bıçakla kesildiğinde dışarıdaki mikroorganizmalar içeri nüfuz edebiliyor. Bu nedenle onların da tüketim sırasında mutlaka dışının yıkanması, ondan sonra kesilmesi gerekmekte. Bir diğer önemli nokta da çapraz kontaminasyon. Çiğ et ve tavuk kesilen bıçak ya da kesme tahtalarının kesinlikle sebze ve meyvelerde kullanılmaması gerekiyor. Birbirleri arasında mikroorganizma geçişi oluyor ve pişmeden tüketildiği için de enfeksiyona, hastalıklara neden olabiliyor. Dışarıda yemek yerken de dikkat etmemiz gereken şeyler var. Dışarıda en güvenli gıdalar pişmiş olan gıdalar. Özellikle açık büfelerde dikkat etmemiz gereken şey, eğer salatalar soğuk bir buz kabında sunulmuyorsa ya da kesilmiş bir şekilde sunuluyorsa, ılık bir şekilde ya da üzerine sinekler üşüşüyorsa bu gıdaları tüketmemek gerekiyor" diye konuştu.

'EN ÖNEMLİ AŞAMA EL YIKAMA'

Doç. Dr. Solay, kabuklu meyveleri soyarak tüketmenin en güvenli yol olduğuna işaret ederek, "En önemli basamağı unutmamamız lazım. Bütün teknolojik gelişmelere, bütün yeniliklere rağmen hala en önemli aşama el yıkama. Enfeksiyonun kaynağı kendi ellerimiz olabilir. Yemeklerden önce mutlaka 20 saniye boyunca ellerimizi su ve sabunla ovalayarak yıkamamız gerekmekte. Burada bazı gıdaları tükettikten sonra, 6 saat içerisinde mikroorganizma yoğunluğu fazlaysa ishal, bulantı, kusma şikayetleri olabiliyor. Burada bizim hekim olarak destek olmamız gereken durumlar; çok fazla sıvı kaybı olması, bulantı ve kusmadan dolayı su içememe ve yemek yiyememe durumu olması halinde, özellikle kişilerin ek hastalıkları varsa, böbrek yetmezliği, şeker hastalığı, ileri yaş ya da küçük çocuklar bu gruba girebilir, riskli gruba girebilir. İshal sıklığının artması halinde bizim destek olmamız gerekiyor. Ama normalde 2-3 kere ishal olunduğunda insanlar gözlemleyebilir. Onlara çok müdahale etmiyoruz. Ama sıvı kaybının artması bizim müdahale etmemiz gereken bir grup oluyor" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-dogru-yikanmayan-sebze-ve-meyvelerde-enfeksiyon-riski-2563.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-dogru-yikanmayan-sebze-ve-meyvelerde-enfeksiyon-riski-2563.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-dogru-yikanmayan-sebze-ve-meyvelerde-enfeksiyon-riski-2563-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-dogru-yikanmayan-sebze-ve-meyvelerde-enfeksiyon-riski-2563.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/yaz-aylarinda-dogru-yikanmayan-sebze-ve-meyvelerde-enfeksiyon-riski/113122/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:58:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "İnek sütü bebeklerde kansızlık riskini artırabilir"]]></title>
			<description><![CDATA[Bir yaşından önce bebeklere inek sütü verilmesinin, kansızlıktan böbrek yüküne kadar birçok sağlık sorununa neden olabileceğini söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çağ, “Bebeklerin ilk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenmesi gerekli. İnek sütü demir açısından yetersiz olduğu gibi bağırsaklarda mikrokanamalara yol açarak kansızlık riskini artırabiliyor. Bu nedenle bir yaşına kadar kesinlikle önermiyoruz” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bebek beslenmesinde sık yapılan hatalardan biri olan erken dönemde inek sütü tüketiminin, çocukların büyüme ve gelişimini olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çağ, “Bir yaşından önce inek sütü verilmesini önermiyoruz. Bu durum kansızlık, kemik gelişiminde sorunlar ve böbrekler üzerinde gereksiz yük oluşturabiliyor” ifadelerini kullandı.

‘İNEK SÜTÜNDE BULUNAN DEMİRİN EMİLİMİ OLDUKÇA DÜŞÜKTÜR’

İnek sütünün bebeklerin ihtiyaç duyduğu demir miktarını karşılamadığını belirten Prof. Dr. Çağ, “Demir, kandaki alyuvarların üretimi için hayati öneme sahip bir mineraldir. İnek sütünde bulunan demirin emilimi oldukça düşüktür. Ayrıca bağırsaklarda mikrokanamalara neden olarak demir kaybını artırabilir. Bu nedenle bir yaşından önce inek sütü tüketen bebeklerde kansızlık gelişme riski belirgin şekilde yükselmektedir” dedi.

KEMİK VE BÖBREK GELİŞİMİNİ DE ETKİLEYEBİLİR

İnek sütünün yalnızca demir açısından değil, vitamin ve mineral dengesi bakımından da bebekler için uygun olmadığını belirten Prof. Dr. Çağ, “Kalsiyum içeriği yüksek olsa da kalsiyum-fosfor dengesi bebeklerin kemik gelişimi için ideal değildir. Ayrıca yeterli D vitamini, C vitamini, E vitamini, çinko ve iyot içermemektedir. Bunun yanında yüksek fosfor, sodyum ve potasyum içeriği böbrekler üzerinde gereksiz yük oluşturabilir. Bu nedenle uzun süre erken dönemde inek sütü tüketimi büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkileyebilir” diye konuştu.

‘BİR YAŞINDAN SONRA DA ÖLÇÜLÜ TÜKETİLMELİ’

Bebek beslenmesinde ilk altı ay yalnızca anne sütünün, altıncı aydan itibaren ise uygun ek gıdaların önerildiğini hatırlatan Prof. Dr. Çağ, “Anne sütünü mümkünse iki yaş ve sonrasına kadar sürdürmeyi tavsiye ediyoruz. İnek sütüne ise bir yaşından sonra başlanabilir ancak günlük tüketim 500 mililitrenin üzerine çıkmamalıdır. Aşırı tüketim; karın ağrısı, kabızlık, iştahsızlık, kansızlık ve büyüme-gelişme geriliği gibi sorunlara neden olabilir. Bu nedenle miktarın da mutlaka kontrol altında tutulması gerekir” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-inek-sutu-bebeklerde-kansizlik-riskini-artirabilir-9101.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-inek-sutu-bebeklerde-kansizlik-riskini-artirabilir-9101.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-inek-sutu-bebeklerde-kansizlik-riskini-artirabilir-9101-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-inek-sutu-bebeklerde-kansizlik-riskini-artirabilir-9101.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-inek-sutu-bebeklerde-kansizlik-riskini-artirabilir/113115/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:09:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Karaciğeriyle oğluna can olan anne: "Çocuğumu ikinci kez doğurdum"]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya’da henüz 1 aylıkken 'biliyer atrezi' tanısı alan ve 1,5 yaşında annesinden nakledilen karaciğerle hayata tutunan Metehan Gültekin (3), artık yaşıtları gibi koşup oynuyor. Çocuğunu ikinci kez doğurduğunu söyleyen Çağla Gültekin, Metehan'ın hastalığını öğrendiği anı, “Hani her yer flulaşır, bir anda gözün kararır ya. Ben sadece filmlerde olur sanıyordum, gerçekte de oluyormuş" sözleriyle aktardı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Antalya'da doğduktan 1 ay sonra uzayan sarılık şikayetiyle bebekleri Metehan'ı hastaneye götüren Çağla ve Osman Gültekin çifti, safra kanallarının doğuştan tıkanması ya da yokluğu ile karakterize, ilerleyici ve ciddi bir karaciğer hastalığı olan 'biliyer atrezi' hastası olduğunu öğrenince büyük üzüntü yaşadı. Henüz 1 aylık Metehan ve ailesinin karaciğer nakli sürecinde günlerinin büyük bölümü hastanede geçti. Önce Metehan'ın tıkalı safra yolları çıkartılıp, karaciğerin safra üreten bölgesi ince bağırsağa bağlandı. Safra akışı sağlanarak karaciğer hasarını geciktirmek amacıyla gerçekleştirilen ameliyatın ardından Metehan 1,5 yaşına geldiğinde annesinden karaciğer nakli yapıldı. Yaşadıkları zorlu sürecin ardından artık yüzleri gülen aile, sağlıklı günlerin keyfini çıkarıyor.

'FİLMLERDE OLUR SANIYORDUM'

Çağla Gültekin, Metehan’ın hastalığını öğrendiğinde çok büyük üzüntü yaşadığını belirtti. Gültekin, “Beklemediğimiz, kabullenmemizin çok zor olduğu bir süreç geçirdik. Ama çok şükür doktorların desteğiyle zor olan sürecimiz kolaylaştı" dedi. Metehan’ın hastalığını öğrendikleri ilk anı anlatırken “O an hiçbir şey düşünemedim" diyen anne, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben hep filmlerde olur sanıyordum. Hani her yer flulaşır, bir anda gözün kararır ya. Ben sadece filmlerde olur sanıyordum, gerçekte de oluyormuş. O sahne gerçekmiş. Çok zordu. Doktorlar bir şeyler anlatıyordu. Ne hastalığı anlayabildim ne çocuğuma ne olduğunu anlayabildim."

'ÇOCUĞUMU İKİNCİ KEZ DOĞURDUM'

Yaşanan zorlu 1,5 yılın ardından nakil kararı alındığında oğluna karaciğerinden bir parça verdiğini anlatan anne Gültekin, “Ben çocuğumu ikinci kez doğurdum. İlki karnımdan, ikincisi ciğerimden doğdu" dedi. Oğluna can olmaktan çok mutlu olduğunu ifade eden anne, “Nakil olacaksa benden olsun istiyordum. Başka bir donörden de olabilirdi, riski yoktu ama yine de benden olması iyi bir şeydi benim için" diye konuştu. Sıkıntılı günlerin geride kaldığını, Metehan’ın da kendisinin de gayet iyi olduğunu kaydeden Gültekin, “İnşallah nakil bekleyen herkesin bu süreci iyi geçer" dedi.

'HEP DİK DURMAYA ÇALIŞTIK'

Üç çocuk babası Osman Gültekin ise yaşadıkları sıkıntılı dönemde ailelerinin de büyük desteklerini gördüklerini anlattı. Osman Gültekin, "Biz sürekli hastanedeydik. Ailelerimiz yeri geldi bize refakat etti" dedi. Metehan’ın karaciğer nakli olmadan önce ataklar geçirdiğini, böyle zamanlarda 1 hafta, 10 gün gibi hastane süreci yaşadıklarını anlatan baba Gültekin, “Bu dönemde dik durmaya çalıştık. Tabiri caizse ipin ucuna çok geldik ama ailemize, çocuklarımıza bakınca dik durmamız gerektiğini hissettik ve dik durduk” ifadelerini kullandı.

'EŞİMİ VE OĞLUMU AMELİYATA ALDIKLARINDA ÇOK KÖTÜ OLDUM'

Nakil sürecinde çok zor anlar yaşadığını ifade eden Gültekin, “Ameliyata önce eşimi aldılar, daha sonra çocuğumu verdim. Çok boşluğa düştüm, çok kötü oldum. Çok ağladım, üzüldüm. Onlar yanımda olmayınca daha kolay yıkıldım" dedi. Ameliyat bittiğinde güzel haberler aldıklarını sözlerine ekleyen baba, “Nakilden sonra her şeyin pürüzsüz geçtiğini, çok güzel bir süreç olduğunu söylediler. Önce eşim, arkasından oğlum geldi. Kısa hastane sürecimiz oldu, mutlu bir şekilde evimize gittik" diye konuştu.

‘AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ BİR VELİNİMET’

Artık 2-3 ayda bir kontrole geldiklerini söyleyen baba Gültekin, “Emeğimizin karşılığını aldık. Hocalarımızdan, herkesten Allah razı olsun. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Antalya için değil, Türkiye için velinimet" dedi.

29 YILDA 150 ÇOCUĞA KARACİĞER NAKLİ YAPILDI

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Artan, Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde, 1997'de ilk karaciğer naklinin gerçekleştirildiğini kaydetti. “Bunu bir çocuk hastada başardık" diyen Prof. Dr. Artan, “1997'den bu yana 5 cerrahi ekip değişti. Ben ilk nakilden bu yana hastaların takibi konusunda devam ediyorum. 29 yılda 150 çocuk karaciğer nakli olgusu başarıldı. Ve yüksek bir başarı oranıyla sürmekte" diye konuştu.

Karaciğer naklinin yüksek düzeyde organizasyon gerektiren ekip çalışmasıyla mümkün olabildiğini kaydeden Prof. Dr. Artan, “Çok sayıda bölümün gönüllü ve özverili katkılarıyla başarılabiliyor. Cerrahi ekip başta olmak üzere yoğun bakım başarısı sonucu son derece değiştiren, etkileyen ve bizim gurur duyduğumuz bileşenler arasında. Yüksek düzeyde bir organizasyon yeteneği ve birliktelik, organize çalışabilme yeteneğiyle başarılabiliyor" ifadelerini kullandı.

ÖNCE KASAİ OPERASYONU YAPILDI

Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Hatice Yılmaz Dağlı da Metehan’ın hastalığıyla ilgili bilgi verdi. Metehan’ın henüz 1 aylıkken kendilerine getirildiğini belirten Dağlı, “Metehan dış merkezden bize uzamış sarılık, karaciğer enzim yüksekliği ile gönderilmişti. Yapılan tetkikler ve görüntülemeler sonucunda biliyer atrezi tanısı koyduk. Biliyer atrezi doğuştan safra kanallarının olmamasıyla giden bir hastalık. Safra karaciğer içerisinde kalarak karaciğerde ciddi ve ilerleyici hasara sebep oluyor. Ve kesin tedavisi, çaresi karaciğer nakli" diye konuştu.

Hastalığın bebek doğduktan sonra uzamış sarılık ve macun rengi, soluk renkli dışkı ile kendini gösterdiğini belirten Dr. Dağlı, “Bu belirtilere sahip bebeklerde dikkatli olunmalı ve hemen bir uzmana başvurulmalı" dedi.

Bu hastalarda karaciğer naklinden önce geçici olarak önce 'Kasai' operasyonu gerçekleştirildiğini, Metehan’a da bunun yapıldığını kaydeden Dr. Dağlı, “Bu safranın kısmen bağırsaklara aktarılmasını sağlayarak karaciğeri bir süre rahatlatmayı amaçlıyor. Metehan 1 aylıkken bu ameliyatını geçirdi. 1,5 yaşındayken de karaciğerin ciddi dejenere olması, ciddi hasar olması ve safra yolları ile ilgili enfeksiyonlar geçirmesi nedeniyle nakil ihtiyacı doğdu. Annesi canlı verici adayı oldu. Ve Metehan'ın annesinden canlı vericili karaciğer nakli gerçekleştirildi. Metehan 3 yaşında, halen takibimizde ve her şey yolunda” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/karacigeriyle-ogluna-can-olan-anne-cocugumu-ikinci-kez-dogurdum-5141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/karacigeriyle-ogluna-can-olan-anne-cocugumu-ikinci-kez-dogurdum-5141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/karacigeriyle-ogluna-can-olan-anne-cocugumu-ikinci-kez-dogurdum-5141-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/karacigeriyle-ogluna-can-olan-anne-cocugumu-ikinci-kez-dogurdum-5141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/karacigeriyle-ogluna-can-olan-anne-cocugumu-ikinci-kez-dogurdum/113077/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:20:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Hijyenik olmayan buz, gıda zehirlenmesine neden olabilir"]]></title>
			<description><![CDATA[Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte içeceklerde kullanılan buzun üretimi, saklanması ve servisinde hijyen kurallarının önemi gündeme geldi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Toprak, yaz aylarında tüketimi artan buzun hijyenik olmayan koşullarda üretilmesi, saklanması ve servis edilmesinin önemine dikkati çekip, "Buzun üretilmesi, saklanması ve servis edilmesinde hijyenik kurallara uymazsak, ciddi gıda zehirlenmeleriyle karşı karşıya kalma ihtimalimiz yüksek. Burada da özellikle 'Escherichia coli, Salmonella, Listeria monocytogenes' dediğimiz bakterilerin yol açabileceği zehirlenmeler olabilir" dedi.

Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Toprak, buz üretiminde kullanılan suyun içilebilir nitelikte olması, buz makinelerinin düzenli olarak temizlenmesi ve buzun uygun koşullarda muhafaza edilmesi gerektiğini belirtti. Toprak, "Özellikle hava sıcaklığının bu kadar yüksek olduğu yaz aylarında buz, gıda servisinin vazgeçilmez parçalarından. Özellikle buzun yapılmış olduğu suyun, insani tüketim amaçlı sularla ilgili yönetmeliğe uygun ve içilebilir nitelikte olması gerekiyor. Buna çok önem vermek lazım. Buzun üretilmesi, saklanması ve servis edilmesinde hijyenik kurallara uymazsak, ciddi gıda zehirlenmeleriyle karşı karşıya kalma ihtimalimiz yüksek. Burada da özellikle 'Escherichia coli, Salmonella, Listeria monocytogenes' dediğimiz bakterilerin yol açabileceği zehirlenmeler olabilir. Bu da gıda zehirlenmeleriyle ishal, kusma, mide bulantısı, yüksek ateş gibi durumlarla karşı karşıya kalınabilir" diye konuştu.

'FİRMANIN İŞLETME KAYIT ONAY NUMARASINA BAKMALILAR'

Soğukta bakterilerin üreyemeyeceği yönünde yanlış bir algının bulunduğunu belirten Toprak, "Buzla ilgilenen personelin ellerini çok sık yıkamaları gerekiyor. Ya da eldiven kullanmaları gerekiyor. Buzu elle değil, mutlaka kürek ya da maşa gibi aparatlarla servis etmeleri gerekiyor. Bunların temizliğinin yapılması ve gıdaya uygun kaplar olması, alet ekipmanları olması gerekiyor. Yere veya masaya düşen buz, mutlaka imha edilmeli. Tekrardan bardağa koymamak gerekiyor. Buz makineleri de önemli. Buz makinelerinin temizliğinin iyi yapılması lazım. İçinde su olduğu için mikroorganizmaların gelişebileceği bir alan, bakteriler üreyebilir. İyi bir şekilde yıkanıp, temizlenmesi ve dezenfekte etmek lazım. Belli aralıklarla ve kayıt altına almak gerekiyor. Buz yapan çok farklı firmalar da var. Bazıları merdiven altı işletmeler. O yüzden bu buzları dışarıdan işletmeler, mutlaka ürünü aldıkları firmanın işletme kayıt onay numarasına bakmalılar. Bu firmaların fiziki koşulları göz ardı edilmemeli" dedi.

'TEMİZ BUZ ÜRETİYORUZ'

Kafe işletmecisi ve barmen Mevlüt Ülker (39) ise yaz aylarında buz tüketiminin arttığını belirterek, "Yazın buz tüketim artıyor. Biz buzlarımızı kendi makinemizdan üretiyoruz. Makinemizde arıtmadan geçen suyu kullanıyoruz. Ayrıca makinemize ekstra filtre koyarak, kötü bakterilerden uzak tutmaya çalışıyoruz. Temiz buz üretiyoruz. Aynı zamanda dışarıdan aldığımız bazı içeceklerimiz için kullandığımız özel buzlar var. Bu ürünleri de Sağlık Bakanlığı'ndan onaylı firmalardan alıyoruz. PH değerlerine bakıyoruz. İşletmemizde müşteriden geri dönen buzu direkt imha ediyoruz. Buz tüketeceksek, güvenli yerlerden ve paketlenmiş buzları tüketebiliriz" diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-hijyenik-olmayan-buz-gida-zehirlenmesine-neden-olabilir-8941.jpeg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-hijyenik-olmayan-buz-gida-zehirlenmesine-neden-olabilir-8941.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-hijyenik-olmayan-buz-gida-zehirlenmesine-neden-olabilir-8941-t.jpeg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-hijyenik-olmayan-buz-gida-zehirlenmesine-neden-olabilir-8941.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-hijyenik-olmayan-buz-gida-zehirlenmesine-neden-olabilir/113039/</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:16:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "El-ayak-ağız hastalığı yaz aylarında daha sık görülüyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında çocuklarda sık görülen el-ayak-ağız hastalığının bulaşıcılığının yüksek olduğuna dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Rüstem Üçel, “Özellikle havuzlar, kreşler ve ortak oyun alanları bulaş riskini artırabiliyor. Çocuklarda ateş, ağız yaraları, döküntü ve beslenme reddi gibi belirtiler görüldüğünde dikkatli olunmalı” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genellikle 2-10 yaş arasındaki çocuklarda, özellikle de 5 yaş altı grupta görülen el-ayak-ağız hastalığı yaz aylarında daha sık karşımıza çıkıyor. Viral kaynaklı bu enfeksiyonun hızlı yayılabildiğini belirten Medical Park Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Rüstem Üçel, hastalığın belirtileri, bulaş yolları ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

‘YAZ VE SONBAHAR AYLARINDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR’

El-ayak-ağız hastalığının en sık enterovirüs 71 ve coxsackievirus A16 kaynaklı geliştiğini belirten Dr. Üçel, “Bu hastalık özellikle yaz ve sonbahar aylarında daha sık görülüyor. Küresel ısınma ve mevsim değişiklikleri nedeniyle görülme dönemlerinde kaymalar olabiliyor” diye konuştu.

‘HAVUZLAR VE KREŞLER BULAŞ RİSKİNİ ARTIRABİLİYOR’

Hastalığın solunum yoluyla, tükürükle, yakın temasla ve dışkı yoluyla bulaşabildiğini söyleyen Dr. Üçel, “Yazın havuz sezonunun açılması ve enfekte havuz sularının yutulması bulaş riskini artırabiliyor. Bunun yanında kreşler ve ortak oyun alanları da yayılım açısından risk oluşturuyor” dedi.

‘İLK BELİRTİLER HALSİZLİK VE ATEŞLE BAŞLAYABİLİYOR’

Hastalığın ilk belirtilerine değinen Dr. Üçel, “İlk dönemde halsizlik, iştahsızlık, kırgınlık, burun akıntısı, boğaz ağrısı ve yüksek ateş görülebilir. Küçük çocuklarda ise huysuzluk, huzursuzluk, salya artışı ve beslenme reddiyle başlayabilir” ifadelerini kullandı.

‘AĞIZ YARALARI VE DÖKÜNTÜLER DİKKAT ÇEKİYOR’

İlerleyen süreçte ağız içinde ağrılı yaralar oluşabildiğini ifade eden Dr. Üçel, “Bu yaralar yutma zorluğuna neden olabilir. Sonrasında avuç içi, ayak tabanı, diz, dirsek ve kalça bölgelerinde döküntüler ortaya çıkabilir” dedi.

‘BESLENME REDDİ ÖNEMLİ BİR UYARI OLABİLİR’

Özellikle küçük çocuklarda ağız yaralarının sıvı alımını zorlaştırabileceğine dikkat çeken Dr. Üçel, “Sıvı alamama, beslenme reddi, ateş, kusma ve uykuya meyil gibi bulgular ciddiye alınmalıdır” ifadelerini kullandı.

‘BULAŞICILIK İLK 7-10 GÜNDE DAHA YÜKSEK’

Hastalığın belirtilerinin başlamasından sonraki ilk günlerde bulaşıcılığın arttığını vurgulayan Dr. Üçel, “Döküntülerin tamamen kaybolması 7 ila 10 gün sürebilir. Bu süreçte çocuğun okula ya da kreşe gönderilmemesi gerekir” diye konuştu.

‘BAŞKA HASTALIKLARLA KARIŞABİLİYOR’

El-ayak-ağız hastalığının bazı başka enfeksiyonlarla karışabileceğini belirten Dr. Üçel, “Hastalık ağız içi yaralar, suçiçeği, alerjik döküntüler ve uçuk enfeksiyonlarıyla karıştırılabilir. Aileler özellikle ateş, ağız yarası ve el-ayak tabanındaki döküntü birlikteliğinde dikkatli olmalıdır. Ancak çoğu zaman ayrıntılı muayene ile tanı koymak mümkündür” dedi.

‘BAZI DURUMLARDA MUTLAKA HASTANEYE BAŞVURULMALI’

Üç günden uzun süren ateş, bilinç değişikliği, kusma ve sıvı alamama durumlarının önemli olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Üçel, “Özellikle küçük çocuklarda sıvı kaybı ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu durumlarda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” diye konuştu.

‘KORUNMADA HİJYEN KURALLARI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR’

Korunma yollarına değinen Uzm. Dr. Üçel, “Hasta çocukların izole edilmesi, ellerin sık sık yıkanması, yakın temastan kaçınılması ve ortak kullanım alanlarının düzenli dezenfekte edilmesi bulaşı önlemede çok önemlidir” ifadelerini kullandı.

‘YETİŞKİNLERDE DE GÖRÜLEBİLİYOR’

Hastalığın nadiren yetişkinlerde de görülebileceğini belirten Uzm. Dr. Üçel, “Yoğun stres, yorgunluk, bağışıklık sisteminin baskılanması ve hasta bireylerle yakın temas yetişkinlerde de hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilir” dedi.

‘TEDAVİ SEMPTOMLARA YÖNELİK UYGULANIYOR’

El-ayak-ağız hastalığında tedavinin semptomlara yönelik olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Üçel, “Ağız yaralarının ağrısını azaltmak için topikal tedaviler uygulanabilir. Ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Sıvı tüketiminin artırılması ve yumuşak besinlerle beslenme iyileşme sürecini destekler” diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-el-ayak-agiz-hastaligi-yaz-aylarinda-daha-sik-goruluyor-2357.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-el-ayak-agiz-hastaligi-yaz-aylarinda-daha-sik-goruluyor-2357.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-el-ayak-agiz-hastaligi-yaz-aylarinda-daha-sik-goruluyor-2357-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-el-ayak-agiz-hastaligi-yaz-aylarinda-daha-sik-goruluyor-2357.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-el-ayak-agiz-hastaligi-yaz-aylarinda-daha-sik-goruluyor/112999/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:26:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bebekli Ailelere 10 Önemli Tatil Önerisi! ]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarının gelmesiyle birlikte birçok aile tatil planı yaparken, bebekli ailelerin aklındaki en önemli sorulardan biri, “Bebeğimizle tatil yaparken nelere dikkat etmeliyiz?" oluyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, ilk bakışta zor gibi görünse de doğru planlama yapıldığında tatilin hem aile hem de bebek için oldukça keyifli bir deneyim olabileceğini belirterek, “Aslında bebekler de tatil yapabilir. Önemli olan onların fizyolojik ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak  ve bazı basit önlemleri almaktır” diyor. Konaklanacak yerde sağlık kuruluşuna ulaşımın kolay olmasının ve hijyen koşullarının göz önünde bulundurulmasının önemine dikkat çeken Dr. Yusuf Çelik, “Kusursuz bir tatil planlamak zorunda değilsiniz. Bebeğinizin ihtiyaçlarını ön planda tuttuğunuz, güvenlik kurallarına dikkat ettiğiniz ve olası risklere karşı hazırlıklı olduğunuz sürece tatiliniz keyifli geçecektir” diye konuşuyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, bebekle yapılan tatilde dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. 

Seyahat öncesi doktor kontrolü şart

Özellikle prematüre doğmuş, kronik hastalığı bulunan veya son dönemde enfeksiyon geçirmiş bebeklerin tatil öncesinde doktoru tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Dr. Yusuf Çelik, seyahate çıkmadan önce rutin aşıların yaşına uygun şekilde tamamlanmış olması gerektiğini vurgulayarak, “Aşılar yalnızca günlük yaşamda değil, seyahat sırasında karşılaşılabilecek enfeksiyonlara karşı da önemli bir koruma sağlamaktadır” diyor. 

Sağlık çantanızda bunlar mutlaka olsun 

Küçük ama iyi planlanmış bir sağlık çantası tatilde büyük kolaylık sağlıyor. Dr. Yusuf Çelik, çantanızda mutlaka bulunmasını önerdiği malzemeleri şöyle sıralıyor:  


	Bebeğinizin düzenli kullandığı ilaçlar (doktorunuzun önerileriyle hazırlanmalı) 
	Dijital ateş ölçer
	Doktorunuzun önerdiği ateş düşürücü, alerji ve bulantı giderici ilaçlar
	Serum fizyolojik ve burun aspiratörü
	Antiseptik solüsyon
	Gazlı bez ve yara bandı
	Yaşına uygun güneş koruyucu
	Yaşına uygun böcek kovucu ürün
	Yeterli miktarda bez, yedek kıyafet ve ince bir örtü


Açıkta bekleyen gıdalardan kaçının

İlk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerde emzirmeye devam edilmesinin en doğru yaklaşım olacağını söyleyen Dr. Yusuf Çelik, anne sütünün sadece besin kaynağı olmadığını, aynı zamanda enfeksiyonlara karşı önemli bir koruma sağladığını ifade ediyor. Ek gıdaya geçmiş olan bebeklerde ise açıkta bekleyen, iyi pişmemiş ve hijyeninden emin olunmayan gıdalardan kaçınılması gerekiyor. 

Bol bol sıvı almasını sağlayın

Bebekler, vücut yüzey alanlarının erişkinlere göre daha geniş olması nedeniyle sıcak havalarda çok daha hızlı sıvı kaybediyor. İlk altı ay yalnızca anne sütü alan bebeklerde sıcak günlerde emzirme sıklığının artırılması çoğu zaman yeterli olurken, daha büyük bebeklerde ise su tüketiminin yaşına uygun şekilde desteklenmesi önem taşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, “Az idrar yapma, ağız kuruluğu, gözyaşı olmadan ağlama, huzursuzluk veya aşırı uyku hali, sıvı kaybının erken belirtileri olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor. 

Yolculuklarda kucağınızda taşımayın

Araba yolculuklarında en önemli güvenlik kuralı,  bebeğin yaşına ve kilosuna uygun, doğru şekilde monte edilmiş otomobil koltuğunda seyahat etmesidir. Çünkü, kısa mesafelerde bile kucakta taşınmaları ciddi yaralanmalara neden olabiliyor. Uzun yolculuklarda bebeğin beslenmesi, altının değiştirilmesi ve hareket edebilmesi için yaklaşık 2 saatte bir mutlaka mola verilmesi öneriliyor. Yaz aylarında araç içi sıcaklığının 22-24°C arasında tutulması ve bebeğin kalın kıyafetlerle giydirilmemesi de konfor açısından önem taşıyor. Uçak yolculuğunda ise ailelerin en çok endişe ettiği konunun kulak ağrısı olduğunu belirten Dr.   Yusuf Çelik, “Kalkış ve iniş sırasında bebeğin emzirilmesi, biberon veya emzik kullanılması orta kulaktaki basınç değişiminin dengelenmesine yardımcı olabilmektedir” bilgisini veriyor. 

Bu saatlerde güneş altında kalmasın

Bebeklerin cildi yetişkinlere göre çok daha hassas oluyor. Bu nedenle ilk 6 ay güneş ışığına maruz bırakılmaması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Yusuf Çelik, “Bebeklerin ilk altı ay mutlaka gölgede kalmaları sağlanmalıdır. Aksi halde sıcak çarpması ve güneş yanığı gibi ciddi tablolar gelişebilir. Altı aydan büyük bebekler de bu riskler nedeniyle özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede tutulmalıdır. İnce pamuklu kıyafetler ve geniş kenarlı şapkalar da güneşten korunmada oldukça etkilidir” diyor. Altı aydan büyük bebeklerde geniş spektrumlu ve tercihen SPF 50 içeren güneş koruyucular kullanılabileceğini ifade eden Dr. Yusuf Çelik,   koruyucunun dışarı çıkmadan yaklaşık 20–30 dakika önce uygulanması ve ihtiyaç halinde yenilenmesi gerektiğini hatırlatıyor. 

Havuz hijyenine dikkat edin

Uygun koşullar sağlandığında deniz bebekler için güzel bir deneyim olabiliyor. Eğer tatilde havuz tercih edilecekse düzenli bakımının yapıldığından ve hijyen kurallarına uyulduğundan emin olmak gerekiyor. Çünkü, yetersiz klorlanmış veya kirli havuz suyu mide ve bağırsak enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Gözlerde kızarıklık ve tahriş, kulak enfeksiyonları ile ciltte döküntü ya da kuruluk görülebiliyor. Ayrıca çok soğuk suda uzun süre kalmak vücut ısısının düşmesine yol açabileceği için havuz suyunun soğuk olmamasına dikkat edilmesi gerekiyor. 

Bebek arabasında sineklik kullanın

Özellikle akşam saatlerinde sivrisinekler bebeklerde ciddi huzursuzluğa neden olabiliyor. Bebek arabasında sineklik kullanılması oldukça etkili bir koruma sağlıyor. Koruyucu losyon ve spreylerin ise mutlaka bebeğin yaş grubuna uygun seçilmesi ve kullanım talimatlarına göre uygulanması önem taşıyor. 

Uyku düzenini koruyun

Tatilde günlük rutinler değişse de bebeklerin biyolojik ritmi değişmiyor. Bu nedenle uyku saatlerinin mümkün olduğunca korunması hem bebeğin huzuru hem de ebeveynlerin tatilden keyif alabilmesi açısından önemli. Uyku oyuncağının veya battaniyesinin tatilde de kullanılması ve uyku rutinine devam edilmesi, bebeğin yeni ortama daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olabiliyor.

Bu durumlarda zaman kaybetmeyin!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, aşağıda yer alan durumlarda zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor. 


	3 aydan küçük bir bebekte ateş gelişmesi
	Yüksek ateşin devam etmesi
	Solunum güçlüğü
	Sürekli kusma
	Kanlı veya şiddetli ishal
	Belirgin sıvı kaybı bulguları
	Havale
	Şiddetli alerjik reaksiyon
	Düşme veya ciddi travma
	Beslenmeyi reddetme ve belirgin halsizlik

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/bebekli-ailelere-10-onemli-tatil-onerisi1-4003.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/bebekli-ailelere-10-onemli-tatil-onerisi1-4003.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/bebekli-ailelere-10-onemli-tatil-onerisi1-4003-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/bebekli-ailelere-10-onemli-tatil-onerisi1-4003.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/bebekli-ailelere-10-onemli-tatil-onerisi1/112998/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:18:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Bilinçsiz vitamin kullanımı sağlığı riske atıyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Son yıllarda vitamin ve gıda takviyesi kullanımı giderek yaygınlaşırken uzmanlar, bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlıklı bireylerin yalnızca daha enerjik hissetmek veya hastalıklardan korunmak amacıyla vitamin kullanmasının bilimsel açıdan yanlış olduğunu belirten Aile Hekimi ve Check-Up Uzmanı Dr. Füsun Güneşdoğdu, “Doğal besinlerden alınan vitaminler hem daha güvenli hem de daha etkilidir. Örneğin, bir kırmızı kapya biber günlük C vitamini ihtiyacının büyük bölümünü karşılayabilir. Eğer yorgunluk, halsizlik veya odaklanma sorunu gibi şikâyetler varsa öncelikle neden araştırılmalıdır. Yapılması gereken, istenen tetkiklerin ardından yalnızca eksik olduğu belirlenen vitaminlerin doktor önerisiyle uygun dozda kullanılmasıdır” dedi.

İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Aile Hekimi ve Check-Up Uzmanı Dr. Füsun Güneşdoğdu, vitaminlerin her birey için gerekli olmadığını belirterek, takviye kullanımının mutlaka ihtiyaç doğrultusunda ve hekim önerisiyle yapılması gerektiğini söyledi.

‘VİTAMİNİN ZARARI OLMAZ DÜŞÜNCESİ YANLIŞ’

Toplumda yaygın olan ‘Vitamindir, zararı olmaz’ düşüncesinin doğru olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Güneşdoğdu, özellikle rastgele kullanılan vitamin ve takviyelerin faydadan çok zarar verebileceğine dikkat çekti.

‘HER GÜN KULLANMAK HERKES İÇİN GEREKLİ DEĞİL’

Sağlıklı bireylerde dengeli ve yeterli beslenmenin çoğu zaman vitamin ihtiyacını karşılayabildiğini dile getiren Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “Her gün vitamin kullanmak her zaman gerekli veya sağlıklı değildir. Çoğu insan için dengeli bir beslenme düzeni, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri karşılayabilir. Vitamin desteği genellikle belirli durumlarda veya doktor önerisi doğrultusunda kullanılmalıdır” diye konuştu.

Bazı gruplarda vitamin desteğinin gerekli olabileceğini belirten Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “50 yaş üzerindeki bireylerde B12 vitamini emilimi azalabilir. Hamilelik planlayan veya hamile olan kadınlarda folik asit kullanımı önem taşır. Vegan ve vejetaryen beslenen kişilerde B12 desteği gerekebilir. Ayrıca günümüzde özellikle kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması nedeniyle D vitamini eksikliği de oldukça yaygın görülmektedir” dedi.

‘FAZLASI ZEHİRLENMEYE YOL AÇABİLİR’

Vitaminlerin bilinçsiz kullanımının ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Güneşdoğdu, şu bilgileri paylaştı:

“A, D, E ve K vitaminleri vücutta depolanır. Bu vitaminlerin yüksek dozda ve uzun süre kontrolsüz kullanılması vücutta birikerek zehirlenmeye yol açabilir. Örneğin, fazla A vitamini karaciğer hasarına neden olabilir. Suda eriyen vitaminlerin fazlası genellikle idrarla atılsa da yüksek dozlarda böbrekleri zorlayabilir ve mide-bağırsak sorunlarına yol açabilir.”

‘DOĞAL TAKVİYELER MASUM DEĞİL’

Piyasada satılan doğal içerikli takviyelerin de dikkatli kullanılması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “Bir ürünün doğal olması, tamamen güvenli olduğu anlamına gelmez. Doğada bulunan birçok madde yanlış kullanıldığında ciddi yan etkilere neden olabilir. Ayrıca takviye ürünler ilaçlar gibi uzun klinik çalışmalardan geçmez. Bu yüzden etiketinde doğal yazması, ürünün tamamen zararsız olduğu anlamına gelmez. Bazı bitkisel ürünler kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir. Örneğin; Sarı Kantaron bazı ilaçların etkisini azaltabilir. Ginkgo Biloba ve sarımsak içeren takviyeler ise kan sulandırıcı kullanan kişilerde kanama riskini artırabilir. Bu nedenle kullanılan her takviye mutlaka hekime bildirilmelidir” ifadelerini kullandı.

Uzm. Dr. Güneşdoğdu, doğal ibaresi taşıyan ürünlerin içerisinde bağlayıcılar, dolgu maddeleri, renklendiriciler ve tatlandırıcılar bulunabileceğini belirterek, “Bazı takviyelerde yer alan bu maddeler hassas bireylerde alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Bu yüzden doğal olduğu belirtilen ürünler de bilinçsiz kullanılmamalıdır” dedi.

‘YORGUNLUK HER ZAMAN VİTAMİN EKSİKLİĞİ ANLAMINA GELMEZ’

Sürekli yorgunluk hisseden birçok kişinin çözümü vitaminlerde aradığını belirten Uzm. Dr. Güneşdoğdu, bunun her zaman doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi.

Uzm. Dr. Güneşdoğu, “Yorgunluk vücudun verdiği genel bir alarm sinyalidir. Bunun nedeni yalnızca vitamin eksikliği olmayabilir. Kalitesiz uyku, yetersiz sıvı tüketimi, hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, stres, kaygı bozuklukları, depresyon, tiroit hastalıkları, kansızlık, insülin direnci ve diyabet gibi pek çok durum yorgunluğa neden olabilir” diyen Güneşdoğdu, vitamin eksikliklerinde genellikle farklı belirtilerin de görüldüğünü ifade etti.

Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “B12 vitamini eksikliğinde unutkanlık ve el-ayaklarda karıncalanma, D vitamini eksikliğinde yaygın kas ve kemik ağrıları, demir eksikliğinde ise saç dökülmesi, üşüme hissi ve soluk cilt gibi belirtiler görülebilir” dedi.

‘VİTAMİN KULLANMADAN ÖNCE TEST YAPILMALI’

Vitamin eksikliğinden şüphelenildiğinde öncelikle tıbbi değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “Kişilerin rastgele multivitamin kullanmak yerine öncelikle bir hekime başvurması gerekir. Kan sayımı, tiroit fonksiyonları, kan şekeri, demir, B12 ve D vitamini gibi değerler değerlendirilerek eksiklik varsa buna yönelik tedavi planlanmalıdır” ifadelerini kullandı.

‘BAZI VİTAMİNLER VÜCUT TARAFINDAN ÜRETEBİLİYOR’

Vitaminlerin büyük bölümünün besinlerden alınması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “D vitamini aslında vücudun güneş ışığı yardımıyla üretebildiği bir hormondur. Besinlerle alınan miktar çoğu zaman yeterli olmaz. Bu nedenle uygun koşullarda güneş ışığından faydalanmak D vitamini açısından önemlidir. Bağırsak sağlığı da vitamin üretiminde önemli rol oynar. Bağırsaklarımızda bulunan yararlı bakteriler K vitamini ve biyotin gibi bazı vitaminlerin üretimine katkı sağlayabilir. Bu nedenle dengeli beslenmenin yanı sıra bağırsak sağlığının korunması da önem taşımaktadır” dedi.

‘SAĞLIKLI BİREYLERDE RASTGELE TAKVİYE KULLANIMI ÖNERİLMİYOR’

Sağlıklı bireylerin yalnızca daha enerjik hissetmek veya hastalıklardan korunmak amacıyla vitamin kullanmasının bilimsel açıdan da doğru olmadığının altını çizen Uzm. Dr. Güneşdoğdu, “Doğal besinlerden alınan vitaminler hem daha güvenli hem de daha etkilidir. Örneğin, bir kırmızı kapya biber günlük C vitamini ihtiyacının büyük bölümünü karşılayabilir. Eğer yorgunluk, halsizlik veya odaklanma sorunu gibi şikayetler varsa öncelikle neden araştırılmalıdır. Yapılması gereken, istenen tetkiklerin ardından yalnızca eksik olduğu belirlenen vitaminin doktor önerisiyle uygun dozda kullanılmasıdır. Sağlıklı bir bireyin kendini daha enerjik hissetmek veya hastalıklardan korunmak amacıyla ezbere vitamin kullanması bilimsel olarak önerilmemektedir” diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-bilincsiz-vitamin-kullanimi-sagligi-riske-atiyor1-7444.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-bilincsiz-vitamin-kullanimi-sagligi-riske-atiyor1-7444.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-bilincsiz-vitamin-kullanimi-sagligi-riske-atiyor1-7444-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-bilincsiz-vitamin-kullanimi-sagligi-riske-atiyor1-7444.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-bilincsiz-vitamin-kullanimi-sagligi-riske-atiyor1/112925/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 09:27:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yazın serinleten 10 sağlıklı içecek]]></title>
			<description><![CDATA[Yazın kavurucu sıcaklarında vücudun sıvı ihtiyacı da artıyor. Terlemeyle kaybedilen sıvı ve minerallerin yerine konması, enerji seviyesinin korunması ve serinlemeye destek sağlaması açısından doğru içecek seçimi büyük önem taşıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal “Yazın her serinletici içecek sağlıklı bir seçenek olmayabiliyor. Özellikle sıkça tercih edilen gazlı içecekler, enerji içecekleri, aşırı şekerli hazır meyve suları ve yüksek kafein içeren içecekler sağlık açısından bazı riskler taşıyabiliyor. Bu ürünler kilo artışına, kan şekeri dalgalanmalarına ve susuzluk hissinin artmasına yol açabilirken, enerji içecekleri de kalp ritmi bozuklukları, çarpıntı ve tansiyon problemlerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle mutlaka sağlıklı içecekler tercih edilmeli ancak tüketimlerinde aşırıya kaçılmamalıdır. Kronik hastalığı olan bireyler ise içecek seçiminde daha dikkatli davranmalıdır” diyor. En sağlıklı içeceklerin başında suyun geldiğini vurgulayan Azal, suyu sade tüketemeyenlerin, içerisine çeşitli aromatik besinler ekleyerek içimini kolaylaştırabileceklerini belirtiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Azal, yaz aylarında hem serinleten hem de sağlıklı yaşamı destekleyen 10 içeceği sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


	Aromalı Su


Yaz aylarında kaybedilen sıvının yerine konulmasında en sağlıklı yöntem günde 2 buçuk litre su içmektir. Ancak sade su içmekte zorlanan kişiler, sularına taze nane yaprakları, limon dilimleri, salatalık dilimleri, yeşil elma dilimleri ya da tarçın kabuğu gibi besinler katarak hem daha ferahlatıcı hem de daha keyifli bir içecek hazırlayabilirler. Bu yöntem, ilave şeker kullanmadan su tüketimini artırmaya yardımcı olur. 


	Ayran


Ayran, yaz aylarında sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken içerdiği protein, kalsiyum ve elektrolitlerle de öne çıkıyor. Özellikle terlemeyle kaybedilen sodyumun yerine konmasına katkı sağlayan ayran, öğünlerle birlikte tüketildiğinde tokluk hissini destekliyor. Ferahlatıcı bir lezzet için içerisine taze nane veya fesleğen ekleyebilirsiniz. 


	Kefir


Probiyotik içeriğiyle bağırsak sağlığını destekleyen kefir, yaz aylarında besleyici bir içecek alternatifi sunuyor. Protein ve kalsiyum açısından da zengin olan kefir, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak marketlerde satılan bazı meyveli kefirlerin ilave şeker içeriği yüksek olabildiğinden sade çeşitler tercih edilmelidir. Kefirin tüketimini kolaylaştırmak için içerisine tarçın eklenebilir veya taze meyvelerle birlikte hazırlanabilir.


	Soğuk Yeşil Çay


Antioksidan açısından oldukça zengin olan yeşil çay, metabolizmayı destekleyen doğal içeceklerden biridir. Özellikle kateşin adı verilen bileşikler hücrelerin oksidatif stresten korunmasına yardımcı olur. Şekersiz olarak hazırlandığında kalori içermez ve sıcak havalarda ferahlatıcı bir alternatif sunar. Kafein içerdiği için hamileler, tansiyon hastaları ve kafeine duyarlı kişiler tüketim miktarına dikkat etmelidir. Günde en fazla iki fncan tüketilmelidir. 


	Yeşil Smoothie


Salatalık, yeşil elma, kivi ve maydanoz gibi yeşil sebze ve meyvelerle hazırlayabileceğiniz yeşil smoothie, yaz aylarında hem ferahlatıcı hem de besleyici bir alternatiftir. İçeriğindeki sebze ve meyveler; C vitamini, K vitamini, folik asit, potasyum ve çeşitli antioksidan bileşikler açısından zengindir. Yüksek su içeriği günlük sıvı alımını desteklerken, ara öğünlerde tüketildiğinde zengin lif yapısıyla tokluk hissi sağlar. Ancak kronik böbrek hastalığı veya potasyum kısıtlaması gereken bireyler tüketim miktarı konusunda bir hekime veya diyetisyene danışmalıdır. 


	Taze Naneli Limonata 


Limonun içerdiği C vitamini ve nanenin ferahlatıcı etkisi sayesinde yazın en çok tercih edilen içeceklerden biridir. Bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olurken aynı zamanda serinlik hissi sağlar. İçeriğinde potasyum ve antioksidan bileşikler bulunur. Ancak fazla şeker eklenmesinin içeceğin sağlık değerini azaltacağı unutulmamalıdır. Mide hassasiyeti veya reflü sorunu yaşayan kişiler aşırı tüketimden kaçınmalıdır.


	Ice Latte 


Ice latte, özellikle kahve severler için yaz aylarında serinletici bir seçenek olabilir. Espresso ve süt ile hazırlanan bu içecek, ilave şeker içermediğinden gereksiz kalori alımını önlerken protein ve kalsiyum gibi besin öğelerinin alınmasına da katkı sağlar. İçeriğindeki kafein sayesinde gün içerisinde enerji hissini artırabilir. Ancak aşırı kafein tüketimi çarpıntı, uykusuzluk ve huzursuzluk gibi yan etkilere yol açabileceğinden günlük tüketim miktarına dikkat edilmelidir. Laktoz intoleransı olan bireyler laktozsuz süt veya bitkisel süt alternatiflerini tercih edebilir. 


	Hindistan Cevizi Suyu


Doğal elektrolit kaynağı olarak bilinen Hindistan cevizi suyu, sıcak havalarda kaybedilen potasyum ve minerallerin yerine konmasına yardımcı olur. Düşük kalorili olması nedeniyle spor yapan kişiler tarafından da tercih edilir. Özellikle yoğun terleme sonrasında sıvı dengesinin korunmasına katkı sağlar. Böbrek hastalığı olan bireylerin yüksek potasyum içeriği nedeniyle dikkatli tüketmesi gerekir. 


	Karpuz Smoothie


Yüzde 90'dan fazlası sudan oluşan karpuz, yazın en sevilen meyvelerinden biridir. Karpuzla hazırlanan smoothie; A vitamini, C vitamini, potasyum ve likopen gibi değerli besin öğeleri içerir. Özellikle sıcak günlerde sıvı desteği sağlarken tatlı isteğini de doğal yoldan karşılayabilir. Günde 1 küçük bardak tüketim yeterlidir. Diyabet hastaları ve kan şekeri kontrolü gereken bireyler porsiyon miktarına dikkat etmelidir. Aynı zamanda içerisine süt veya yoğurt gibi bir protein kaynağı eklenerek kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesi önlenebilir. 


	Maden Suyu 


Maden suyu, içerdiği kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat gibi mineraller sayesinde özellikle yaz aylarında terlemeyle kaybedilen bazı minerallerin yerine konmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak tüketiminde aşırıya kaçılmaması, günde bir-iki şişenin üzerine çıkılmaması gerekir. Aşırı tüketim bazı kişilerde mide şişkinliği, gaz ve gereğinden fazla mineral alımına bağlı sorunlara yol açabilir. Aromalı ve katkı maddesi içeren ürünler yerine sade maden suları tercih edilmelidir. Yüksek tansiyonu, böbrek hastalığı veya sodyum kısıtlaması gerektiren sağlık sorunları bulunan bireylerin tüketim miktarını hekimlerine danışmaları gerekir. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yazin-serinleten-10-saglikli-icecek-6521.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yazin-serinleten-10-saglikli-icecek-6521.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yazin-serinleten-10-saglikli-icecek-6521-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/yazin-serinleten-10-saglikli-icecek-6521.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/yazin-serinleten-10-saglikli-icecek/112886/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 08:53:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanı açıkladı: "Kahve karaciğer sağlığını destekleyebilir"]]></title>
			<description><![CDATA[ABD'de 355 bin kişinin katıldığı bir araştırmada kahve tüketimi ile karaciğer kanseri, siroz ve karaciğer kaynaklı ölüm riskinin azalması arasında ilişki bulunduğunu söyleyen VM Medical Park Pendik Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Çağatay Ak, araştırmanın sonuçlarını değerlendirdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[KAHVE tüketiminin karaciğer yağlanması, karaciğer enzim yüksekliği ve karaciğerde sertleşme olarak tanımlanan fibrozis üzerinde olumlu etkileri bulunduğunu belirten Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Çağatay Ak, "Bazı araştırmalar, kahvenin siroz hastalarında karaciğer kanseri gelişme riskini azaltabileceğini işaret ediyor. Ancak kahveyi hiçbir zaman bir hastalığın tedavisi olarak değil, karaciğeri destekleyen bir alışkanlık olarak düşünmek gerekir" dedi.

‘KAHVENİN KARACİĞERE FAYDASINI GÖSTEREN BİRÇOK ÇALIŞMA VAR’

Kahvenin karaciğer sağlığına faydalı etkilerini ortaya koyan çok sayıda çalışma bulunduğunu ifade eden Doç. Dr. Çağatay Ak, "Yakın zamanda Amerika'da 355 bin kişinin katıldığı bir çalışmada kahvenin karaciğer sağlığı üzerindeki etkileri incelendi. Tek bir çalışmaya dayanarak kahvenin kesin olarak faydalı olduğunu söylemek doğru olmasa da literatürde yer alan birbirinden bağımsız çok sayıda araştırma, kahvenin karaciğer üzerinde önemli olumlu etkileri olabileceğini ortaya koyuyor. Çalışmalar, kahve tüketiminin karaciğer enzimlerindeki yüksekliği azaltabildiğini, karaciğer yağlanmasını ve fibrozis olarak adlandırılan karaciğer sertleşmesini iyileştirebildiğini gösteriyor. Ayrıca bazı araştırmalar, kahvenin siroz hastalarında karaciğer kanseri gelişme riskini azaltabileceğine de işaret ediyor" diye konuştu.

‘EN GÜÇLÜ VERİLER GÜNDE 2-4 FİNCAN KAHVE İÇİN’

Araştırmaların büyük bölümünün günde 2 ila 4 fincan filtre kahve tüketimi üzerine yapıldığını belirten Doç. Dr. Ak, "Espresso ve Türk kahvesi gibi çekilmiş kahvelerde de benzer faydalar görülüyor. Ancak hazır kahveleri çok önermiyoruz. Özellikle şeker, şurup ve krema içeren kahveler, sağladığı faydadan çok zarara yol açabiliyor" dedi.

‘KAHVE TÜKETİMİ HERKES İÇİN UYGUN OLMAYABİLİR’

Kahvenin herkes için uygun bir içecek olmadığını da ifade eden Doç. Dr. Ak, "Kontrol altına alınmamış yüksek tansiyonu, ciddi ritim bozukluğu, anksiyete, aktif gastrit veya reflü şikayetleri bulunan kişilerin kahve tüketimini sınırlandırması ya da bir süre ara vermesi gerekebilir" ifadelerini kullandı.

‘KARACİĞER HASTALIKLARININ TEMEL NEDENİ YAŞAM TARZI’

Kronik karaciğer hastalıklarının en önemli nedeninin metabolik karaciğer hastalığı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ak, "Karaciğer sağlığını korumak için öncelikle ideal kiloya ulaşmak, bel çevresini kontrol altında tutmak, haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak, alkol tüketimini sınırlandırmak, Akdeniz tipi beslenmek ve gereksiz ilaç ya da bitkisel ürün kullanımından kaçınmak gerekiyor. Kahveyi ise karaciğeri destekleyen bir alışkanlık olarak değerlendirmek gerekir. Ancak hiçbir zaman tek başına bir tedavi yöntemi olarak görülmemelidir" dedi.

‘KAFEİNSİZ KAHVEDE DE FAYDA VAR’

Kafeinsiz kahvenin de karaciğer sağlığı açısından olumlu etkileri bulunduğunu aktaran Doç. Dr. Ak, "Kafeinsiz kahvenin faydaları olsa da bu etki, kafeinli kahve kadar güçlü değil. Karaciğer sağlığı üzerinde yalnızca kafein değil, kahvenin içeriğinde bulunan klorojenik asitler, polifenoller ve antioksidan bileşenler de etkili oluyor. Kafein tüketmesinde sakınca olmayan kişiler için ideal tercih kafeinli kahvedir. Ancak kafeine karşı hassasiyeti bulunanlar kafeinsiz kahveyi de gönül rahatlığıyla tercih edebilir" diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-kahve-karaciger-sagligini-destekleyebilir-3543.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-kahve-karaciger-sagligini-destekleyebilir-3543.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-kahve-karaciger-sagligini-destekleyebilir-3543-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-kahve-karaciger-sagligini-destekleyebilir-3543.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmani-acikladi-kahve-karaciger-sagligini-destekleyebilir/112849/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 09:39:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından ileri yaştaki bireylere yaz sıcakları uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[Güven Çayyolu Tıp Merkezi Dr. Aysun Küçükel İkinci Bahar Klinik Konukevi hekimlerinden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Özdemir, yaz aylarında etkisini artıran sıcak havaların özellikle ileri yaştaki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği belirtti. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaş ilerledikçe vücudun sıcaklığı dengeleme mekanizmasının gençlere göre daha yavaş çalıştığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Özdemir, “Sıcak çarpmasının erken belirtileri arasında baş dönmesi, halsizlik, bulantı, ciltte kızarıklık ve terlemenin azalması yer alıyor. Eğer bunlara yüksek ateş ya da bilinç bulanıklığı da eşlik ediyorsa, bu artık acil müdahale gerektiren bir durumdur ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi.

Dr. Özdemir, “Sıcak çarpmasının erken belirtileri arasında baş dönmesi, halsizlik, bulantı, ciltte kızarıklık ve terlemenin azalması yer alıyor. Eğer bunlara yüksek ateş ya da bilinç bulanıklığı da eşlik ediyorsa, bu artık acil müdahale gerektiren bir durumdur ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Yaz aylarında görülebilen ishal yaşlılarda sıvı ve elektrolit kaybına hızla yol açabilir. Bu nedenle bol sıvı tüketilmesi ve gerektiğinde oral rehidratasyon solüsyonlarından yararlanılması gerekir. Ancak ishal 24 saatten uzun sürüyorsa, kanlıysa ya da yüksek ateşle birlikte seyrediyorsa mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diye konuştu.

Bir diğer önemli riskin vücudun susuz kalması (dehidrasyon) olduğunu ifade eden Uzman Dr. Özdemir, “Yaşlı bireylerde susama hissi azaldığı için kişi susadığını hissetmese bile ciddi sıvı kaybı yaşayabilir. Ağız kuruluğu, koyu renkli idrar, yorgunluk ve kas krampları bu durumun önemli belirtileridir. Özellikle günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmaktan kaçınmak, gün boyunca yeterli miktarda su tüketmek, ayran gibi sıvıları tercih etmek ve ince, açık renkli, bol kıyafetler giymek oldukça etkili önlemler arasındadır. Sıcak havalarda ortaya çıkan belirtileri hafife almamak gerekir. Şikâyetleriniz devam ediyorsa ya da genel durumunuzda belirgin bir bozulma hissediyorsanız, vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanız sağlığınız açısından büyük önem taşır” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-ileri-yastaki-bireylere-yaz-sicaklari-uyarisi-3117.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-ileri-yastaki-bireylere-yaz-sicaklari-uyarisi-3117.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-ileri-yastaki-bireylere-yaz-sicaklari-uyarisi-3117-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-ileri-yastaki-bireylere-yaz-sicaklari-uyarisi-3117.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-ileri-yastaki-bireylere-yaz-sicaklari-uyarisi/112807/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 10:25:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Koruyucu maddeler bağırsak ve karaciğer sağlığını etkiliyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Hazır ve paketli gıdalarda raf ömrünü uzatmak amacıyla kullanılan koruyucu maddelerin, bilinçsiz ve uzun süreli tüketildiğinde sindirim sistemi üzerinde çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Yılmaz Bilgiç, “Özellikle mide, bağırsak ve karaciğer sağlığı açısından koruyucu madde içeren gıdaların kontrollü tüketilmesi gerekiyor” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Pratik olması nedeniyle sık tercih edilen paketli gıdaların, içeriklerindeki koruyucu maddeler nedeniyle sağlık açısından bazı riskler barındırdığını ifade eden Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Yılmaz Bilgiç, “Özellikle çocuklar koruyucu madde içeren ürünlere karşı daha hassas. Bu nedenle mümkün olduğunca taze hazırlanmış gıdaların tercih edilmesi sağlık açısından oldukça önemli” dedi.

‘KORUYUCU MADDELER SİNDİRİM SİSTEMİ ÜZERİNDE OLUMSUZ ETKİLERE YOL AÇABİLİR’

Hazır ve paketli gıdalarda raf ömrünü uzatmak amacıyla kullanılan koruyucu maddelerin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkilere yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Bilgiç, “Koruyucu maddeler gıdaların raf ömrünü uzatmak amacıyla kullanılıyor. Ancak uzun süre ve kontrolsüz tüketildiklerinde mide ve bağırsak sisteminde ishal, kabızlık ve bazı sindirim sistemi şikâyetlerine neden olabiliyor. Bu maddeler aynı zamanda karaciğer üzerinde de toksik etki oluşturabiliyor” dedi.

‘KARACİĞER YETMEZLİĞİNE KADAR İLERLİYOR’

Koruyucu maddelerin uzun süreli kullanımında karaciğer sağlığının da etkilenebileceğini ifade eden Prof. Dr. Bilgiç, “Bazı kişilerde hafif karaciğer enzim yüksekliği görülebilirken, uzun süreli maruziyet durumunda daha ciddi karaciğer hasarları gelişebiliyor. Bu nedenle özellikle içeriği bilinmeyen veya güvenilir olmayan ürünlerden uzak durulması büyük önem taşıyor” diye konuştu.

‘TAZE GIDALARI TERCİH EDİLMELİ’

Tüketicilerin satın aldıkları ürünlerin içeriğini mutlaka kontrol etmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Bilgiç, “Sürekli tüketilecek ürünlerde güvenilir markalar tercih edilmeli ve ürün etiketlerinde yer alan içerikler incelenmelidir. Mümkün olduğunca koruyucu madde içeren hazır gıdalar yerine günlük hazırlanan taze yemeklerin tüketilmesini öneriyoruz. Bu hem sindirim sistemi hem de genel sağlık açısından daha doğru bir yaklaşımdır” ifadelerini kullandı.

‘ÇOCUKLAR DİKKAT ETMELİ’

Çocukların koruyucu maddelere karşı daha hassas olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bilgiç, “Çocukların metabolizması bu maddelere daha hızlı tepki verebiliyor. Bu nedenle paketli ve koruyucu madde içeren gıdaların çocuklarda mümkün olduğunca sınırlandırılması gerekiyor. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılması, ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarının önlenmesi açısından büyük önem taşıyor” diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-koruyucu-maddeler-bagirsak-ve-karaciger-sagligini-etkiliyor-9579.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-koruyucu-maddeler-bagirsak-ve-karaciger-sagligini-etkiliyor-9579.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-koruyucu-maddeler-bagirsak-ve-karaciger-sagligini-etkiliyor-9579-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-koruyucu-maddeler-bagirsak-ve-karaciger-sagligini-etkiliyor-9579.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-koruyucu-maddeler-bagirsak-ve-karaciger-sagligini-etkiliyor/112797/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 06:32:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Yazın sinek ısırıklarını hafife almayın"]]></title>
			<description><![CDATA[YAZ aylarında sıcaklıkların artmasıyla sivrisinek ve diğer böcek ısırıklarının da daha sık görülmeye başladığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Osman Vural, “Hava sıcaklıklarının yükselmesi sonucunda sivrisinek ve diğer böcek türlerinin aktivitesi artıyor. Yaz aylarında insanların açık havada daha fazla zaman geçirmesi ve ince, koruyuculuğu düşük kıyafetler tercih etmesi, cildin böcek temasına maruz kalma riskini artırıyor.” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında sinek ve böcek ısırıklarının neden daha sık görüldüğünü anlatan Medical Park Ataşehir Hastanesi'nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Osman Vural, "Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla sivrisinek ve diğer böcek ısırıkları da daha sık görülmeye başlıyor. Açık havada geçirilen sürenin uzaması, ince kıyafetlerin tercih edilmesi ve doğa ile temasın artması, cildin böcek temasına daha açık hale gelmesine neden oluyor. Çoğu zaman hafif belirtilerle seyreden sinek ısırıkları bazı durumlarda ciddi reaksiyonlara, enfeksiyonlara ve hatta alerjik şoka yol açabiliyor" diye konuştu.

Uzm. Dr. Vural, "Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle sivrisinek ve diğer böcek türlerinin aktivitesi artıyor. Yaz aylarında insanların açık havada daha fazla zaman geçirmesi ve ince, koruyuculuğu düşük kıyafetler tercih etmesi, cildin böcek temasına maruz kalma riskini artırıyor. Ayrıca doğa ve açık hava odaklı tatillerin bu dönemde yaygınlaşması, kişileri böceklerin doğal yaşam alanlarına daha fazla yaklaştırıyor. Tüm bu nedenlerle sinek ve diğer böcek ısırıkları yaz aylarında daha sık görülüyor” diye konuştu.

‘HER BÖCEK ISIRIĞI AYNI DEĞİL’

Sivrisinek, arı, kene ve diğer böcek ısırıkları arasında farklar bulunduğunu belirten Uzm. Dr. Vural, “Sivrisinek ısırıkları genellikle küçük, kaşıntılı ve kırmızı kabarıklıklar şeklinde ortaya çıkar. Arı sokmaları çoğu zaman daha ağrılıdır ve sokulan bölgede belirgin şişlik oluşturur. Keneler ise diğer böceklerden farklı olarak cilde tutunur ve uzun süre yapışık kalabilir. Kene çıkarıldıktan sonra tutunduğu bölgede küçük bir iz veya hafif kızarıklık görülebilir” ifadelerini kullandı.

‘BASİT REAKSİYONLA TEHLİKELİ TABLO KARIŞTIRILMAMALI’

Sinek ısırıklarının çoğunda hafif kızarıklık, kaşıntı ve küçük çaplı şişliklerin normal kabul edildiğini söyleyen Uzm. Dr. Vural, bazı belirtilerin ise alarm işareti olabileceğine dikkat çekti. Uzm. Dr. Vural, “Şişliğin hızla yayılması, yüksek ateş, nefes darlığı, baş dönmesi veya genel durum bozukluğu gibi belirtiler ciddi bir reaksiyonun işareti olabilir. Böyle durumlarda vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme yapılmalıdır” dedi.

Kaşıntı, kızarıklık ve hafif şişliğin genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden gerileyebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Vural, bazı kişilerde daha geniş çaplı lokal şişliklerin de görülebileceğini söyledi. Vural, “Şişliğin giderek büyümesi, şiddetli ağrı, akıntı, ateş, halsizlik ya da belirtilerin bir haftadan uzun sürmesi halinde doktora başvurulmalıdır” dedi.

‘ÇOCUKLAR VE HASSAS CİLT YAPISINA SAHİP KİŞİLER DAHA RİSKLİ’

Çocuklarda ve atopik dermatit gibi hassas cilt hastalığı bulunan kişilerde bağışıklık sisteminin daha belirgin tepki verebildiğini belirten Uzm. Dr. Vural, bu nedenle sinek ısırıklarına bağlı kaşıntı, kızarıklık ve şişliğin daha yoğun görülebildiğini söyledi.

‘KAŞIMAK ENFEKSİYON RİSKİNİ ARTIRIYOR’

Sinek ısırıklarının yalnızca kaşıntı ile sınırlı olmadığını kaydeden Uzm. Dr. Vural, “Yoğun kaşıma sonucu cilt bütünlüğü bozulduğunda bakteriler bölgeye yerleşebilir ve enfeksiyon gelişebilir. Bu nedenle bölgenin kaşınmaması ve temiz tutulması önemlidir” diye konuştu.

Bazı sivrisinek türlerinin enfeksiyon hastalıklarının bulaşmasında rol oynadığını hatırlatan Uzm. Dr. Vural, “Sıtma, Batı Nil humması, dang humması, Chikungunya ve Zika virüsü gibi hastalıklar sivrisinekler aracılığıyla bulaşabiliyor. Bu hastalıkların görülme sıklığı bölgelere göre değişiklik gösteriyor. Türkiye’de rutin olarak yaygın görülmese de iklim değişiklikleri ve seyahatler nedeniyle küresel riskler yakından takip ediliyor” dedi.

‘İLK MÜDAHALE ÖNEMLİ’

Sinek ısırığı sonrası ilk yapılması gerekenlere de değinen Uzm. Dr. Vural, “Öncelikle bölge sabunlu suyla temizlenmeli. Ardından 10-15 dakika süreyle soğuk uygulama yapılması kaşıntı ve şişliği azaltmaya yardımcı olabilir. Gerekli durumlarda hekim önerisiyle antihistaminik ilaçlar veya kısa süreli topikal kortikosteroid kremler kullanılabilir” açıklamasında bulundu.

‘ALERJİK ÇOK BELİRTİLERİNE DİKKAT’

Bazı durumlarda sinek ısırıklarının ciddi alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Vural, “Nefes darlığı, dil veya boğazda şişme, yaygın kurdeşen, çarpıntı, baş dönmesi, bayılma hissi veya bilinç kaybı anafilaksi olarak bilinen ciddi alerjik reaksiyonun belirtileri olabilir. Bu durumda derhal acil tıbbi yardım alınmalıdır” dedi.

‘KORUNMAK İÇİN BASİT ÖNLEMLER ETKİLİ OLABİLİR’

Yaz aylarında sinek ısırıklarından korunmak için alınabilecek önlemleri sıralayan Uzm. Dr. Vural, “Açık renkli ve uzun kollu kıyafetler tercih edilmeli, riskli bölgelerde sineklik ve cibinlik kullanılmalı, sivrisineklerin üreyebileceği durgun su kaynaklarından uzak durulmalı ve uygun sinek kovucu ürünlerden yararlanılmalıdır. Özellikle çocuklar ve hassas cilt yapısına sahip bireylerde bu koruyucu önlemler daha da önemlidir” diyerek sözlerini noktaladı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yazin-sinek-isiriklarini-hafife-almayin-4540.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yazin-sinek-isiriklarini-hafife-almayin-4540.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yazin-sinek-isiriklarini-hafife-almayin-4540-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yazin-sinek-isiriklarini-hafife-almayin-4540.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-yazin-sinek-isiriklarini-hafife-almayin/112760/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 06:33:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanı açıkladı: "Yaz tatili göz lazer operasyonu için engel değil"]]></title>
			<description><![CDATA[Gözlük ve lens kullanımından kalıcı olarak kurtulmak isteyen birçok kişi, yaz aylarında lazer operasyonu yaptırmanın doğru olup olmadığını merak ediyor. Özellikle sıcak hava, güneş, havuz ve deniz gibi etkenlerin operasyon sürecini olumsuz etkileyebileceğine dair toplumda yaygın bazı yanlış inanışlar bulunuyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YAZ aylarında göz lazer operasyonlarının güvenle yapılabileceğini belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Semih Urvasızoğlu, “Toplumda yaygın olan ‘yazın göz çizdirilmez’ düşüncesinin bilimsel bir dayanağı yoktur. Modern lazer teknolojileri yılın her döneminde güvenle uygulanabiliyor. Operasyonun başarısını belirleyen unsur mevsim değil; hastanın uygunluğu ve ameliyat sonrası kurallara uyumudur” dedi.

Uzmanlara göre ise yaz ayları, göz lazer operasyonları için bir engel oluşturmuyor. Konuyla ilgili bilgilendirmede bulunan VM Medical Park Florya Hastanesi'nden Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Semih Urvasızoğlu, göz lazer ameliyatlarında asıl önemli noktanın, doğru hasta seçimi ve iyileşme sürecinin dikkatli yönetilmesi olduğunu belirtti.

‘SICAK HAVA LAZER TEDAVİSİNE ENGEL DEĞİL’

Yaz aylarının lazer operasyonu için uygun dönemlerden olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Semih Urvasızoğlu, “Sıcak hava tek başına göz lazeri için bir engel oluşturmaz. Operasyonun başarısı hastanın kornea yapısına, göz numarasının stabil olmasına ve ameliyat sonrası önerilere uyumuna bağlıdır. Yazın sadece güneş, deniz, havuz ve tatil planları nedeniyle iyileşme sürecinde bazı kurallara daha dikkatli uyulması gerekir” diye konuştu.

‘YAZIN GÖZ ÇİZDİRİLMEZ DÜŞÜNCESİ YANLIŞ’

Toplumda sıkça dile getirilen ‘yazın göz çizdirilmez’ algısının doğru olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Urvasızoğlu, “Günümüzde kullanılan excimer lazer ve femtosaniye lazer teknolojileri sayesinde yılın her döneminde güvenli operasyonlar yapılabiliyor. Yaz aylarında lazer yapılmamasını gerektiren herhangi bir tıbbi sebep yok. Burada belirleyici olan, hastanın operasyon sonrası bakım kurallarına eksiksiz şekilde uymasıdır” ifadelerini kullandı.

‘GÜNEŞ IŞIĞI LAZERİN ETKİSİNİ BOZMAZ’

Operasyon sonrası güneş ışığına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Urvasızoğlu, “Doğrudan güneş ışığı lazerin etkisini bozmaz. Ancak özellikle ilk günlerde gözlerde ışık hassasiyeti artabilir ve rahatsızlık hissi oluşabilir. Bu yüzden dışarı çıkarken UV korumalı kaliteli güneş gözlüğü kullanılması önerilir. Bu hem göz konforunu artırır hem de iyileşme sürecini destekler” dedi.

‘DENİZ VE HAVUZ İÇİN İLK HAFTALARA DİKKAT EDİLMELİ’

Lazer sonrası deniz ve havuz kullanımında dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Urvasızoğlu, “İlk günlerde kornea henüz tam iyileşmediği için deniz ve özellikle havuz enfeksiyon riski oluşturabilir. Havuz suyundaki klor ve mikroorganizmalar göz yüzeyinde tahrişe neden olabilir. Bu yüzden genellikle ilk 2 ila 4 hafta boyunca havuz ve denizden uzak durulmasını öneriyoruz. Süre, yapılan lazer yöntemine ve iyileşme hızına göre değişebilir” açıklamasında bulundu.

‘KLİMA VE SICAK HAVA GÖZ KURULUĞUNU ARTIRABİLİR’

Yaz aylarında klima kullanımının operasyon sonrası göz kuruluğunu artırabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Urvasızoğlu, “Sıcak hava, rüzgâr, klima ve uzun süre ekran karşısında kalmak gözyaşının daha hızlı buharlaşmasına yol açabilir. Bu durum lazer sonrası geçici kuruluk şikâyetlerini artırabilir. Doktorun önerdiği suni gözyaşı damlalarının düzenli kullanılması bu süreçte oldukça önemlidir” dedi.

‘TATİL PLANI OLANLAR OPERASYON TARİHİNİ İYİ AYARLAMALI’

Yaz tatili planlayan kişilerin lazer operasyon zamanlamasını iyi planlaması gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Urvasızoğlu, “Mümkünse lazer operasyonunun tatilden en az 3-4 hafta önce yapılması daha konforlu olur. Böylece iyileşmenin ilk dönemi tamamlanmış olur. Eğer kişi tatilde denize veya havuza girmeyi planlıyorsa, operasyon tarihi buna göre belirlenmelidir” açıklamasında bulundu.

‘HERKES GÖZ LAZERİ İÇİN UYGUN OLMAYABİLİR’

Her göz yapısının lazer için uygun olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Urvasızoğlu, “Kornea yapısının ince olması, keratokonus, aktif göz enfeksiyonları, kontrolsüz göz kuruluğu ve bazı sistemik hastalıklar lazer tedavisine engel olabilir. Bu yüzden detaylı göz muayenesi ve kornea topografisi değerlendirmesi operasyon öncesi mutlaka yapılmalıdır” dedi.

‘DOĞRU HASTA VE DOĞRU PLANLAMA BAŞARIYI BELİRLİYOR’

Göz lazerinde mevsimin değil, doğru planlamanın önemli olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Urvasızoğlu, “Göz lazeri için ‘en doğru mevsim’ diye bir kavram yok. Yaz ayları da operasyon için uygun bir dönemdir. Başarıyı belirleyen en önemli unsur doğru hasta seçimi, ayrıntılı ön değerlendirme, uygun cerrahi yöntem ve ameliyat sonrası önerilere titizlikle uyulmasıdır. Uygun hastalarda yaz aylarında da güvenli ve başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür” diyerek sözlerini tamamladı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-yaz-tatili-goz-lazer-operasyonu-icin-engel-degil-4120.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-yaz-tatili-goz-lazer-operasyonu-icin-engel-degil-4120.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-yaz-tatili-goz-lazer-operasyonu-icin-engel-degil-4120-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmani-acikladi-yaz-tatili-goz-lazer-operasyonu-icin-engel-degil-4120.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmani-acikladi-yaz-tatili-goz-lazer-operasyonu-icin-engel-degil/112686/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 06:12:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Uzun süren reflü kanser riskini artırabilir"]]></title>
			<description><![CDATA[Reflünün, uzun yıllar kontrol altına alınmadığında yemek borusunda kalıcı değişikliklere yol açabileceğini söyleyen Genel Cerrahi ve Organ Nakli Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Özdenkaya, “Uzun süre devam eden reflünün bazı hastalarda yemek borusu kanseri riskini artırabiliyor. Özellikle de yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları tedavide önemli rol oynuyor” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mide yanması ve ekşime şikayetleri çoğu zaman önemsenmese de uzun süre devam eden reflünün ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırladığını ifade eden Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Genel Cerrahi ve Organ Nakli Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Özdenkaya, yıllarca süren reflüye bağlı gelişen hücresel değişimlerin yemek borusu kanseri riskini artırabileceğine dikkat çekerek erken tanı ve düzenli takibin önemli olduğunu belirtti.

‘HER REFLÜ KANSERE DÖNÜŞMEZ’

Uzun süre devam eden reflünün her hastada kansere yol açmadığını söyleyen Prof. Dr. Yaşar Özdenkaya, “Reflünün kansere dönüşmesi oldukça düşük bir ihtimaldir. Ancak bunun için reflünün uzun yıllar, genellikle 15 yıl ve üzeri devam etmesi gerekir. Endoskopik incelemelerde yemek borusunun alt kısmında Barrett özofagusu olarak adlandırdığımız hücresel değişimlerin görülmesi durumunda, az da olsa yemek borusu kanseri gelişme riski ortaya çıkabilir. Bu nedenle uzun süren reflü şikâyetleri mutlaka uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir” dedi.

‘GECE BESLENME ALIŞKANLIKLARI REFLÜYÜ ARTIRIYOR’

Günümüzde değişen yaşam düzeninin reflü şikayetlerini artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Özdenkaya, “Gece geç saatlere kadar çalışan, ders çalışan veya düzensiz beslenen kişilerde reflüyü daha sık görüyoruz. Yemek yedikten kısa süre sonra yatılması mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştırıyor. Gün içinde ara sıra reflü yaşanabilir ancak bunun sıklaşması durumunda mutlaka değerlendirilmesi gerekir” diye konuştu.

‘SON ÖĞÜN İLE UYKU ARASINDA EN AZ 4 SAAT OLMALI’

Reflüden korunmada yaşam tarzı değişikliklerinin büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Özdenkaya, “Asitli içecekler, sigara ve mideyi tahriş eden gıdalardan uzak durulmalı. Özellikle son öğün ile uyku arasında en az 4 saatlik bir süre bırakılması gerekiyor. Ayrıca baş kısmı hafif yükseltilmiş şekilde uyumak gece reflüsünü azaltabiliyor. Çünkü gece oluşan reflü ataklarında mide asidi akciğerlere kaçarak ciddi akciğer enfeksiyonlarına, hatta zatürreye neden olabiliyor” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-uzun-suren-reflu-kanser-riskini-artirabilir-4164.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-uzun-suren-reflu-kanser-riskini-artirabilir-4164.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-uzun-suren-reflu-kanser-riskini-artirabilir-4164-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-uzun-suren-reflu-kanser-riskini-artirabilir-4164.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-uzun-suren-reflu-kanser-riskini-artirabilir/112680/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 06:21:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Yaz sıcaklarında kalbinizi korumayı ihmal etmeyin"]]></title>
			<description><![CDATA[Sıcak havaların herkesi etkilediğini ancak bazı gruplarda riskin daha yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Karabay, kalp yetersizliği bulunan hastalar, koroner arter hastalığı olanlar, yüksek tansiyon nedeniyle tedavi görenler ve ileri yaş grubundakilerin daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sıcak havaların kalp ve damar sistemi üzerinde önemli bir yük oluşturabileceğini söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, "Yaz ayları birçok kişi için tatil ve açık hava aktiviteleri anlamına gelse de artan sıcaklıklar kalp ve damar sistemi üzerinde önemli bir yük oluşturabiliyor. Özellikle ileri yaş grubundaki bireyler ve kalp hastaları için sıcak hava dalgaları ciddi sağlık riskleri yaratabiliyor. Yaz aylarında kalp sağlığını korumak için basit ancak etkili önlemler alınması gerekiyor" dedi.

Sıcak havalarda birçok kişinin daha çabuk yorulduğunu, merdiven çıkarken zorlandığını veya kısa yürüyüşlerde nefes nefese kaldığını belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri'nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, "Vücut normal ısısını koruyabilmek için sıcak havalarda daha fazla çalışır. Damarlar genişler, ciltteki kan akımı artar ve kalp vücudun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için daha fazla efor sarf eder. Sağlıklı bireylerde bu durum genellikle sorun yaratmaz ancak kalp hastalığı bulunanlarda sıcak hava önemli bir stres faktörüne dönüşebilir" ifadelerini kullandı.

‘KALP HASTALARI VE YAŞLILAR DAHA FAZLA RİSK ALTINDA’

Özellikle yalnız yaşayan yaşlılarda sıvı kaybının fark edilmeden ilerleyebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Karabay, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin kalp sağlığının önemli bir parçası olduğunu ifade etti.

‘SUSAMAYI BEKLEMEK GEÇ KALMAK ANLAMINA GELEBİLİR’

Sıcak havalarda vücudun susuz kalmasının kalp üzerinde ek yük oluşturabileceğini belirten Prof. Dr. Karabay, "Susuzluk hissi ortaya çıktığında bazen vücut önemli miktarda sıvı kaybetmiş olabilir. Özellikle yaşlı hastaların düzenli sıvı tüketimine dikkat etmesi gerekir. Susamayı beklemek çoğu zaman geç kalmak anlamına gelir" diye konuştu.

‘İLAÇLAR DOKTOR KONTROLÜ DIŞINDA DEĞİŞTİRİLMEMELİ’

Kalp hastalarının önemli bir bölümünün düzenli ilaç kullandığını söyleyen Prof. Dr. Karabay, özellikle idrar söktürücü kullananlarda sıcak havalarda sıvı kaybının daha belirgin hale gelebildiğini söyledi.

Bazı hastalarda yaz aylarında ilaçların yeniden değerlendirilmesinin gerekebileceğini belirten Prof. Dr. Karabay, "Hastalar kendi kendilerine ilaç değişikliği yapmamalı. İlaçların azaltılması veya kesilmesi gerektiği düşünülüyorsa buna mutlaka doktor kontrolünde karar verilmeli" dedi.

‘TATİLDE KALP SAĞLIĞINI KORUMAK MÜMKÜN’

Yaz aylarında alınacak basit önlemlerin ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebileceğini belirten Prof. Dr. Karabay, özellikle günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 arasında uzun süre güneş altında kalınmaması gerektiğini aktardı. Açık havada yapılacak yürüyüş ve egzersizlerin sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde tercih edilmesini öneren Prof. Dr. Karabay, yeterli sıvı tüketimi, hafif beslenme ve düzenli uykunun da sıcak havalarla mücadelede önemli olduğunu ifade etti.

YAZ AYLARINDA KALBİ KORUYACAK 5 ÖNERİ

Prof. Dr. Karabay, yaz aylarında kalp sağlığını korumak için şu önerilerde bulundu:

“Gün boyunca düzenli su tüketin.

Öğle saatlerinde uzun süre güneş altında kalmayın.

Egzersizleri sabah veya akşam saatlerinde yapın.

İlaçlarınızı doktor önerisi dışında değiştirmeyin.

Aşırı sıcak günlerde vücudunuzu zorlayacak aktivitelerden kaçının.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yaz-sicaklarinda-kalbinizi-korumayi-ihmal-etmeyin-6141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yaz-sicaklarinda-kalbinizi-korumayi-ihmal-etmeyin-6141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yaz-sicaklarinda-kalbinizi-korumayi-ihmal-etmeyin-6141-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yaz-sicaklarinda-kalbinizi-korumayi-ihmal-etmeyin-6141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-yaz-sicaklarinda-kalbinizi-korumayi-ihmal-etmeyin/112637/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 05:17:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sıcak Havada Uyku Kalitesini Düzenleyen 8 Öneri]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında etkisini artıran yüksek hava sıcaklıkları, yalnızca günlük yaşam konforunu değil, uyku düzenini de olumsuz etkiliyor. Aşırı sıcaklar; uykuya dalmayı güçleştirirken sık uyanmalara neden olarak bireyin bedensel ve zihinsel performansını düşürebiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kaliteli uyku ise gün içerisinde harcanan enerjinin yeniden kazanılmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini ve zihinsel fonksiyonların sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesini sağlıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Fatma Arıcak, yaz sıcaklarında uyku kalitesini korumanın yolları hakkında önemli bilgiler verdi.

Oda sıcaklığını uyku koşullarına göre hazırlayın 

Uyku, günün yorgunluğunu atmak ve sonraki güne fiziksel ve psikolojik olarak hazır olmak için gerekli fizyolojik bir süreçtir. Ancak yeterli süre uyunmasına rağmen uyku kalitesinin düşük olması, beklenen fiziksel ve zihinsel yenilenmeyi sağlayamaz. Özellikle sıcak havalarda uygun olmayan oda koşulları, psikolojik stres, beslenme alışkanlıkları, aşırı kafein tüketimi ve kronik hastalıklar uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir. Uykuya geçiş sürecinde vücut çekirdek ısısının doğal olarak düşmesi gerekir. Yüksek çevre sıcaklığı bu fizyolojik süreci bozarak uykuya dalma süresini uzatabilir, derin uyku evrelerini azaltabilir ve gece boyunca sık uyanmalara neden olabilir. Özellikle REM ve derin uyku evrelerindeki bozulma, ertesi gün dikkat, hafıza, öğrenme kapasitesi ve ruh hâli üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Serin, karanlık ve iyi havalandırılmış bir uyku ortamı ise melatonin hormonunun salgılanmasını destekleyerek daha kaliteli bir uyku düzenine katkı sağlar.

Yetersiz uyku beden ve zihninizi olumsuz etkileyebilir

Kalitesiz uyku; dikkat dağınıklığı, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik ve gün boyu yorgunluk hissine yol açabilir. Uzun vadede ise bağışıklık sisteminin zayıflaması, tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların kontrolünün zorlaşması gibi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir.

Sıcak havalarda daha rahat uyuyabilmek için


	Uyku öncesinde ağır egzersizlerden kaçının.
	Yatmadan önce ılık bir duş alarak vücut ısınızı dengeleyin.
	Pamuklu ve terletmeyen uyku kıyafetleri tercih edin.
	Hafif nevresim ve çarşaflar kullanın.
	Yatak odasını serin, karanlık tutun, iyi havalandırın.
	Akşam saatlerinde kafeinli içecek tüketimini sınırlandırın.
	Gün içerisinde yeterli sıvı alımına özen gösterin.
	Düzenli uyku saatlerini korumaya çalışın. 


Uzun süren uyku sorunlarının nedeni başka hastalıklar olabilir

Uyku düzensizliğinin haftalar boyunca devam etmesi, gündüz yaşam kalitesini belirgin şekilde etkilemesi veya horlama, nefes durması ve aşırı gündüz uykululuğu gibi belirtilerle birlikte görülmesi durumunda mutlaka bir uzmana başvurulması gerekir. Uzun süre devam eden uyku problemlerinde altta yatan nörolojik, psikiyatrik veya sistemik hastalıklar araştırılmalıdır. Hastanın ayrıntılı öyküsü alınır, gerekirse laboratuvar tetkikleri ve uyku testleri planlanabilir. Uyku hijyeninin düzenlenmesi, yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli görülen durumlarda uygulanacak uygun tedavi yöntemleriyle hastaların uyku kalitesi önemli ölçüde iyileştirilebilir.” dedi. Yeterli süre ve kaliteli uyku, kişinin yeni güne hem fiziksel hem de zihinsel açıdan daha dinç başlamasını sağlarken, yaşam kalitesinin korunmasına da önemli katkı sunar.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri-9366.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri-9366.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri-9366-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/07/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri-9366.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri/112615/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 11:57:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından açıklama: "Yeni nesil tedavi çalışmaları ALS ile mücadelede umut vaat ediyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Lokman Hekim Akay Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nurten Ölmez, Amyotrofik Lateral Sklerozun (ALS), hareket etmemizi sağlayan motor sinir hücrelerini etkileyen ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirtti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ALS tedavisinde uzun yıllar boyunca seçeneklerin sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Nurten Ölmez, “Yapay zeka destekli modellemeler, gen terapileri ve sinir hücrelerini korumaya yönelik yeni nesil tedavi çalışmaları ALS ile mücadelede geleceğe yönelik önemli umutlar sunuyor” dedi.

ALS'nin toplumda çoğu zaman yanlış bilinen yönleri bulunduğunu ifade eden Ölmez, “ALS bir kas hastalığı değil, motor sinir hücrelerinin hastalığı. Hastaların büyük bölümünde dokunma, ağrı ve sıcaklık hissi korunuyor” dedi.

Ölmez, ALS'nin her bireyde aynı şekilde başlamadığını, ilk belirtilerin elde güçsüzlük, ayağa takılma, konuşma bozukluğu veya yutma güçlüğü şeklinde ortaya çıkabileceğini ifade etti.

‘ALS’NİN SEYRİ VE İLERLEME HIZI KİŞİDEN KİŞİYE FARKLILIK GÖSTEREBİLİR’

Nöroloji Uzmanı Dr. Ölmez ALS'nin yalnızca ileri yaşlarda görüldüğü, hastaların hiçbir şey hissetmediği veya zeka fonksiyonlarının mutlaka bozulduğu yönündeki düşüncelerin gerçeği yansıtmadığını belirtti. ALS tanısı alan her kişinin kısa sürede tüm fonksiyonlarını kaybetmesinin söz konusu olmadığını belirten Ölmez, hastalığın seyri ve ilerleme hızının kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini ifade etti.

‘ERKEN TANI VE MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRIYOR’

ALS'nin yalnızca fiziksel etkileri olan bir hastalık olmadığını belirten Ölmez, "Bu hastalık kişinin günlük yaşamını, ailesini ve sosyal çevresini de etkiliyor. Erken tanı, düzenli takip ve multidisipliner yaklaşım sayesinde hastaların yaşam kalitesinde önemli iyileşmeler sağlanabiliyor" ifadelerini kullandı.

Hastalığın ilerleyici yapısına rağmen günümüzde yaşam kalitesini artırmaya yönelik çok sayıda destekleyici uygulamanın bulunduğunu aktaran Ölmez, fizik tedavi ve rehabilitasyon, solunum desteği, beslenme desteği, konuşma ve iletişim yardımcıları ile göz hareketleriyle çalışan iletişim sistemlerinin hastaların günlük yaşamını kolaylaştırdığını ifade etti.

‘HAREKET AZALSA DA İLETİŞİM VE YAŞAM DEVAM EDER’

ALS hastalarının düşünmeye, hissetmeye, sevmeye ve karar vermeye devam ettiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Ölmez, “Hareket kabiliyetindeki azalma kişinin hayata olan bağlılığının azaldığı anlamına gelmez. Aile desteği, anlayış ve sosyal dayanışma ALS ile mücadelede en güçlü desteklerden biridir. Psikolojik ve sosyal destekte tedavi sürecinin önemli parçaları arasında yer alıyor” diye konuştu.

‘YENİ NESİL TEDAVİ ÇALIŞMALARI UMUT VERİYOR’

Nöroloji Uzmanı Dr. Nurten Ölmez, ALS tedavisinde uzun yıllar boyunca seçeneklerin sınırlı kaldığını ifade ederken, şu bilgileri paylaştı:

“Son dönemde yürütülen klinik araştırmalar hastalığın seyrini değiştirebilecek yeni nesil tedavilere odaklandı. Özellikle yapay zeka destekli modellemeler, doğrudan hatalı genleri hedef alan yenilikçi gen terapileri ve sinir hücrelerini ölümden korumayı amaçlayan moleküler tedavi çalışmaları öne çıkıyor. Hatalı genleri hedef alan gen temelli tedaviler ile nöroprotektif yaklaşımlar üzerine yürütülen çalışmalar, ALS tedavisinde geleceğe yönelik önemli umutlar sunuyor."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-aciklama-yeni-nesil-tedavi-calismalari-als-ile-mucadelede-umut-vaat-ediyor-3048.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-aciklama-yeni-nesil-tedavi-calismalari-als-ile-mucadelede-umut-vaat-ediyor-3048.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-aciklama-yeni-nesil-tedavi-calismalari-als-ile-mucadelede-umut-vaat-ediyor-3048-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-aciklama-yeni-nesil-tedavi-calismalari-als-ile-mucadelede-umut-vaat-ediyor-3048.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-aciklama-yeni-nesil-tedavi-calismalari-als-ile-mucadelede-umut-vaat-ediyor/112562/</link>
			<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 10:26:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Gebeler yaz sıcaklarında sıvı kaybı riskine dikkat etmeli"]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesi, anne adayları için bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklıkların anne adayları üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cengizhan Kolata, “Anne adaylarının gün içinde sık aralıklarla sıvı tüketmesi gerekir. Günde en az 2,5-3 litre sıvı alınmalı. Gebelikte sıvı kaybı tansiyon düşüklüğünden erken doğum riskine kadar birçok soruna yol açabilir. Özellikle son trimesterde sıvı ve mineral dengesi büyük önem taşır” dedi.

Özellikle gebelik döneminde vücudun sıvı ihtiyacının arttığını belirten Medical Park Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cengizhan Kolata, sıcak havalarda yaşanan sıvı kaybının hem anne hem de bebek sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.

‘YAZ SICAKLARINDA ANNE ADAYLARI DİKKATLİ OLMALI’

Op. Dr. Kolata, “Yaz aylarında artan sıcaklıklar gebeliği olumsuz etkileyebilir. Dehidratasyon nedeniyle tansiyon düşmesi, halsizlik, bayılma, yorgunluk, baş ağrıları ve kusma gibi şikayetler gelişebilir” diye konuştu.

Gebelikte günlük sıvı tüketiminin önemine değinen Op. Dr. Kolata, “Anne adaylarının gün içinde sık aralıklarla sıvı tüketmesi gerekir. Günde en az 2,5-3 litre sıvı alınmalıdır. Bunun yanında aşırıya kaçmamak şartıyla günlük 2-5 gram tuz alımı da önemlidir. Sıvı ihtiyacı su, ayran, ev yapımı limonata ve kontrollü meyve tüketimiyle karşılanabilir. Ancak enerji içecekleri, gazlı içecekler ve yapay tatlandırıcı içeren ürünlerden uzak durulmalıdır” ifadelerini kullandı.

‘ÖDEM VE TANSİYON YÜKSEKLİĞİ BİRLİKTE GÖRÜLÜRSE GEBELİK ZEHİRLENMESİ RİSKİ ARTABİLİR’

Sıcak havalarda gebelerde ödem artışının sık görüldüğünü belirten Op. Dr. Kolata, bunun çoğu zaman sıcak ve hareketsizlikle ilişkili olduğunu söyledi. Op. Dr. Kolata, “Özellikle sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde, kendini zorlamadan yapılan yürüyüşler oldukça faydalıdır” dedi.

Ödemin tansiyon yüksekliği ile birlikte görülmesi durumunda dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Kolata, “Ödem beraberinde tansiyon yüksekliği ile olursa bu durum gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsinin habercisi olabilir. Böyle bir durumda mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

‘SIVI KAYBI ERKEN DOĞUMU TETİKLEYEBİLİR’

Gebelikte sıvı kaybının yalnızca anne sağlığını değil bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısını da etkileyebileceğini belirten Op. Dr. Kolata, “Dehidratasyon erken doğumu tetikleyebilir. Aynı zamanda bebeğin içinde bulunduğu ortamdaki sıvının azalmasına da yol açabilir. Bunun sonucunda bebek riskli bir tabloyla karşı karşıya kalabilir” açıklamasında bulundu.

Özellikle gebeliğin son dönemlerinde elektrolit kaybına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Kolata, “Son trimesterdeki anne adaylarının potasyum ve mineral açısından zengin besinleri tüketmesi önemli. Muz, kavun, karpuz ve kayısı gibi meyveler bu açıdan oldukça faydalıdır. Ayrıca cilt sağlığı için mango, şeftali, mor meyveler ve özellikle orman meyvelerini öneriyorum” dedi.

‘KAŞINTIYI HAFİFE ALMAYIN’

Yaz aylarında anne adaylarının bazı belirtileri normal kabul edip göz ardı etmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Kolata, özellikle yaygın kaşıntının önemsenmesi gerektiğini belirtti.

Op. Dr. Kolata, “Özellikle tüm vücudu kapsayan kaşıntılar son trimesterde cilt kuruluğu ya da böcek ısırığı sanılarak ihmal edilmemelidir. Bu durum, ciddi bir tablo olan gebelik kolestazının habercisi olabilir. Böyle durumlarda mutlaka kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır” dedi.

Anne adaylarının yaz aylarında güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçınması, hafif kıyafetler tercih etmesi ve sıvı tüketimini aksatmaması gerektiğini hatırlatan Kolata, gebelikte sıcak havaların dikkatli yönetilmesinin hem anne hem de bebek sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gebeler-yaz-sicaklarinda-sivi-kaybi-riskine-dikkat-etmeli-9413.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gebeler-yaz-sicaklarinda-sivi-kaybi-riskine-dikkat-etmeli-9413.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gebeler-yaz-sicaklarinda-sivi-kaybi-riskine-dikkat-etmeli-9413-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gebeler-yaz-sicaklarinda-sivi-kaybi-riskine-dikkat-etmeli-9413.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-gebeler-yaz-sicaklarinda-sivi-kaybi-riskine-dikkat-etmeli/112523/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 10:00:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Beslenmede Yeni Dönem:  Zayıflama İğneleri, Yapay Zeka ve Kişiselleştirilmiş Sağlık]]></title>
			<description><![CDATA[Obezite tedavisinde kullanılan zayıflama iğneleri, bağırsak mikrobiyotası, yapay zeka destekli beslenme uygulamaları, çocukluk çağı obezitesi ve uzun yaşam stratejileri, Acıbadem Üniversitesi'nde, Gastroenteroloji Diyetisyenliği Derneği iş birliğiyle düzenlenen 15. Ulusal Sağlıklı Yaşam Kongresi'nin en dikkat çeken başlıkları arasında yer aldı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlıklı yaşam alanında son yılların en büyük değişiminin, beslenmenin yalnızca kilo kontrolüyle ilişkilendirilmemesi olduğunu belirten Kongre Başkanı, Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, “Bugün artık beslenmenin bağırsak sağlığından ruh sağlığına, genetik yapıdan yaşlanma sürecine kadar insan sağlığının hemen her alanını etkilediğini biliyoruz. Kongrede paylaşılan çalışmalar, beslenme biliminin yeni bir döneme girdiğini açıkça ortaya koydu” diyor. 

Zayıflama İğneleri Obezite Tedavisinde Yeni Bir Sayfa Açtı

Kongrede en yoğun ilgi gören oturumlardan biri GLP-1 agonistleri olarak bilinen ve halk arasında "zayıflama iğneleri" olarak adlandırılan ilaçlar oldu. Prof. Dr. Murat Baş, bu ilaçların kilo kaybında önemli başarılar sağladığını ancak tek başına çözüm olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor: “Kas kaybı, protein yetersizliği, bağırsak sistemi üzerindeki etkiler ve tedavi sonrasında kilonun geri alınması gibi konuların dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Kongrede değerlendirilen bilimsel veriler, GLP-1 tedavilerinin obeziteyle mücadelede önemli bir araç olduğunu gösteriyor. Ancak ilacın başarısını belirleyen en önemli unsur hala doğru beslenme alışkanlıkları. Özellikle kas kaybının önlenmesi ve tedavi sonrasında ağırlık kontrolünün sürdürülebilmesi için beslenme desteği kritik önem taşıyor” şeklinde konuşuyor.

Çocuklarda Zayıflama İğneleri Tartışılıyor

Kongrede dikkat çeken bir diğer konu ise çocuk ve ergenlerde zayıflama iğnelerinin kullanımı oldu. Son yıllarda çocukluk çağı obezitesinin dünya genelinde hızla artması nedeniyle bu tedavilerin genç yaş gruplarında kullanımı gündeme gelirken, uzmanlar uzun dönem etkiler konusunda daha fazla bilimsel veriye ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

Prof. Dr. Murat Baş, "Çocukluk çağı obezitesi ciddi bir halk sağlığı sorunu. Ancak çocuklarda uygulanacak her tedavinin çok daha dikkatli değerlendirilmesi gerekiyor. İlaç tedavisi, ancak uzman ekipler tarafından yürütülen kapsamlı yaşam tarzı programlarının bir parçası olarak düşünülmesi gerekiyor” diyor.

Bağırsaklarımız Ruh Halimizi Etkiliyor

Bağırsak-beyin ilişkisi, kongrede öne çıkan başlıklardan biri oldu. Son araştırmalar, bağırsak mikrobiyotasındaki değişimlerin depresyon, anksiyete, stres yönetimi ve genel ruh hali üzerinde etkili olabileceğini ortaya koyuyor. Bilim insanları, önümüzdeki dönemde bağırsak sağlığının psikolojik sağlık uygulamalarında daha fazla yer bulacağını ifade ediyor. 

“Artık bağırsaklarımızı yalnızca sindirim sisteminin bir parçası olarak değerlendirmiyoruz. Mikrobiyotanın bağışıklık sistemi, metabolizma ve hatta zihinsel sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin çok güçlü kanıtlar bulunuyor” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Murat Baş, önümüzdeki yıllarda kişiselleştirilmiş mikrobiyota uygulamalarını daha sık konuşacağımızın altını çiziyor. 

Herkese Aynı Diyet Dönemi Bitiyor

Genetik ve epigenetik alanındaki gelişmeler, kongrede ele alınan önemli başlıklar arasında yer aldı. Bireylerin genetik özelliklerine, yaşam tarzlarına ve metabolik yapılarına göre oluşturulan kişiselleştirilmiş beslenme modellerinin sağlık alanında yeni bir dönemi başlattığını belirten Prof. Dr. Murat Baş, “Beslenme önerileri artık giderek daha kişisel hale geliyor. Gelecekte genetik yapı, bağırsak mikrobiyotası, uyku düzeni ve fiziksel aktivite verileri birlikte değerlendirilerek kişiye özel beslenme programları oluşturulacak” diyor. 

Yapay Zeka ve Dijital Sağlık Beslenmeyi Değiştiriyor

Kongrede yapay zeka uygulamaları, giyilebilir teknolojiler ve dijital sağlık çözümleri de masaya yatırıldı. Uzmanlara göre gelecekte bireylerin beslenme davranışları akıllı cihazlar tarafından anlık olarak takip edilecek ve kişiye özel öneriler sunulacak. Yapay zeka destekli sistemlerin özellikle kronik hastalıkların önlenmesinde ve davranış değişikliğinin sürdürülmesinde önemli rol oynayacağına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Beslenme artık yalnızca ne yediğimizle ilgili değil. Genetikten yapay zekaya, mikrobiyotadan uzun yaşam stratejilerine kadar çok disiplinli bir dönüşüm yaşanıyor. Sağlıklı yaşamın geleceğini şekillendirecek pek çok yenilik bugün bilimsel verilerle desteklenmiş durumda” şeklinde konuşuyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/beslenmede-yeni-donem-zayiflama-igneleri-yapay-zeka-ve-kisisellestirilmis-saglik-1404.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/beslenmede-yeni-donem-zayiflama-igneleri-yapay-zeka-ve-kisisellestirilmis-saglik-1404.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/beslenmede-yeni-donem-zayiflama-igneleri-yapay-zeka-ve-kisisellestirilmis-saglik-1404-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/beslenmede-yeni-donem-zayiflama-igneleri-yapay-zeka-ve-kisisellestirilmis-saglik-1404.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/beslenmede-yeni-donem-zayiflama-igneleri-yapay-zeka-ve-kisisellestirilmis-saglik/112522/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 09:56:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir"]]></title>
			<description><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, Türkiye'nin yıllık kan ihtiyacının yaklaşık 3 milyon ünite olduğunu belirterek, düzenli kan bağışının hayati önem taşıdığını söyledi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Özellikle gençlerin ve sağlıklı bireylerin kan bağışına daha fazla katılım göstermesi gerektiğini söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “İnsanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir" dedi.

Kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

‘KANIN TEK KAYNAĞI GÖNÜLLÜ BAĞIŞÇILAR’

Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağının hala gönüllü bağışçılar olduğunu söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Dünyada hasta tedavileri ve tıp teknolojilerinde çok hızlı bir ilerleme yaşanıyor. Baş döndürücü bir gelişim sürecinin içindeyiz. Ancak bazı şeyler hala değişmiyor. Örneğin hastalara yapılan kan transfüzyonu, yani kan nakli. Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağı hala gönüllü bağışçılar. Eğer insanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor” dedi.

‘KAN BAĞIŞI TOPLUMSAL SORUMLULUK’

Kan bağışı için belirli kriterlerin bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Peki herkes kan bağışlayabilir mi? Hayır. Kan bağışı için belirli kriterler bulunuyor. 18 ile 65 yaş arasında olan, kendisini sağlıklı hisseden, kronik bir hastalığı bulunmayan ve herhangi bir tedavi görmeyen kişiler kan bağışlayabilir. Hatta biz, bu kişilerin kan bağışlaması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü tüm dünyanın karşı karşıya olduğu ortak bir sorun var. İnsanlar kendilerini iyi hissetseler de zaman ayırarak kan bağışında bulunmaktan giderek uzaklaşıyor. Ülkemizde de durum benzer. Kan bağışına uygun yaş aralığında ve sağlık durumunda olmasına rağmen birçok kişi kan vermeye yeterince zaman ayırmıyor. Bu nedenle kan bağışını bir toplumsal sorumluluk olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

'KAN BAĞIŞININ BİLİNEN BİR ZARARI YOK'

Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü'nde verilen en önemli mesajın ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Geçtiğimiz günlerde Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü’nü kutladık. Buradaki en önemli mesajımız, ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ oldu. Bu nedenle kendisini sağlıklı hisseden ve kronik hastalığı bulunmayan herkesin kan bağışı için zaman ayırması gerektiğini düşünüyoruz. Kan bağışında bulunan kişilerin, bağış yaptıkları gün aşırı yorucu ve yüksek konsantrasyon gerektiren işlerden kaçınmaları, ayrıca kan verdikleri kolla ağır yük taşımamaları önemlidir. Kan bağışının zarar verip vermediği sorusuyla sık karşılaşıyoruz. Aslında kan bağışının bilinen bir zararı yoktur. Kan verildiğinde vücutta bir hacim kaybı oluşur ve kemik iliği uyarılarak yeni ve taze kan hücrelerinin üretimi desteklenir” diye konuştu.

‘KAN YOLUYLA BULAŞICI HASTALIKLARI OLANLAR KAN BAĞIŞI YAPMAMALI’

Kan bağışı sürecinde çeşitli sağlık kontrollerinin yapıldığını belirten Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Öte yandan, kan bağışı sırasında kişiler kısa bir sağlık değerlendirmesinden de geçmiş olur. Muayeneleri yapılır, bazı testleri uygulanır, kan grupları belirlenir ve genel sağlık durumları hakkında fikir sahibi olurlar. Ancak insanların bu testleri yaptırmak amacıyla kan bağışında bulunmamaları gerekir. Çünkü bizim amacımız kişilerin sağlık taramasını yapmak değil; bağışlanan kanın alıcılara güvenli bir şekilde ulaştırılmasını sağlamaktır. Dünyada yalnızca kan yoluyla bulaşabilen bazı hastalıklar bulunmaktadır. AIDS, Hepatit B ve Hepatit C bunlardan bazılarıdır. Bu nedenle bu hastalıkları taşıma riski bulunan ya da taşıyıcı olduğunu bilen kişilerin kesinlikle kan bağışında bulunmaması gerekir. Ülkemizde yıllık kan ihtiyacı yaklaşık 3 milyon ünitedir. Bu konuda tek tedarikçimiz Türk Kızılayı. Türk Kızılayı, 2025 yılında 3 milyon ünite kan bağışına ulaşarak Türkiye’nin yıllık kan ihtiyacını karşılamıştır” dedi.

‘SAĞLIĞIMIZI PAYLAŞALIM’

Prof. Dr. Sönmezoğlu, özellikle 18 yaşını yeni dolduran gençlere seslenerek, “Ancak burada özellikle vurgulamamız gereken bir nokta var. Bağışların önemli bir kısmı ilk kez kan veren ya da ihtiyaç üzerine bağış yapan kişilerden oluşuyor. Bizim temel hedefimiz; kan bağışına uygun özelliklere sahip bireylerin, çağrılmayı beklemeden düzenli olarak, en az yılda bir kez kan bağışında bulunmalarıdır. Çünkü en güvenilir ve serolojik hastalıklar açısından en düşük risk taşıyan bağışçı grubu, düzenli kan veren kişilerden oluşmaktadır. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bir-unite-kan-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir-6411.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bir-unite-kan-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir-6411.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bir-unite-kan-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir-6411-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bir-unite-kan-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir-6411.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-bir-unite-kan-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir/112521/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 09:51:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "HPV aşıları, rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlıyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Medicana International Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. İrem Alyazıcı Küçükyıldız, “Geçtiğimiz günlerde The Lancet’te yayımlanan bir analiz, Human Papilloma Virüsü- HPV aşısının toplum sağlığı üzerindeki etkisini bir kez daha ortaya koydu. Araştırmaya göre İngiltere'de 2020-2024 yılları arasında 20-24 yaş grubundaki kadınlarda ilk kez beş yıllık dönemde hiç rahim ağzı kanseri kaynaklı ölüm görülmedi.diye konuştu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[HPV aşısının yalnızca bir enfeksiyondan değil, gelecekte gelişebilecek birçok HPV ilişkili kanserden korunmanın da en etkili yollarından biri olduğunu ve bunun her gün yeni bir bilimsel veri ile kanıtlandığını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. İrem Alyazıcı Küçükyıldız, “Bugün elimizde rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önleyebilecek güçlü bir koruyucu yöntem bulunuyor. HPV aşıları, özellikle yüksek riskli HPV tiplerine bağlı gelişen rahim ağzı kanseri ve diğer HPV ilişkili hastalıklara karşı çok yüksek düzeyde koruma sağlıyor. Aşı yalnızca bireyi korumakla kalmıyor, toplumdaki HPV dolaşımını azaltarak halk sağlığına da önemli katkı sunuyor” dedi.

Günümüzde HPV aşılarının koruyucu hekimliğin en önemli başarılarından biri olarak kabul edildiğini vurgulayan Doç. Dr Küçükyıldız, şunları söyledi:

“HPV aşıları, özellikle yüksek riskli HPV tiplerine bağlı gelişen rahim ağzı kanseri ve diğer HPV ilişkili hastalıklara karşı çok yüksek düzeyde koruma sağlıyor. Aşı yalnızca bireyi korumakla kalmıyor, toplumdaki HPV dolaşımını azaltarak halk sağlığına da önemli katkı sunuyor. Bu nedenle HPV aşısını sadece bir enfeksiyona karşı değil, gelecekte gelişebilecek birçok HPV ilişkili kanser türüne karşı güçlü ve etkili bir korunma yatırımı olarak değerlendirmek gerekir.”

‘HPV VİRÜSÜ ÇOĞU ZAMAN SESSİZ İLERLİYOR’

Kadınların 21 yaşından itibaren Pap-Smear testi ile rahim ağzı kanseri taramalarına başlaması gerektiğini belirten Doç. Dr. Küçükyıldız, 21-29 yaş arasında testin üç yılda bir yapılmasının yeterli olduğunu söyledi. Doç. Dr. Küçükyıldız, 30 yaşından sonra ise yüksek riskli HPV tiplerini araştıran HPV DNA testinin veya Pap-Smear ile uygulanan ortak taramanın (co-testing) tercih edilmesini önerdi. Sonuçların normal olması halinde taramaların beş yılda bir tekrarlanmasının yeterli olduğunu ifade etti. Türkiye'de özellikle sosyal medyada HPV ile ilgili ciddi bilgi kirliliği bulunduğunu belirten Doç. Dr. Küçükyıldız, en sık karşılaşılan yanlış inanışları da şöyle sıraladı:

“Hastaların en sık düştüğü yanılgılardan biri, HPV'nin yalnızca kadınları etkileyen, mutlaka belirti veren ya da doğrudan kanser anlamına gelen bir enfeksiyon olduğunu düşünmeleridir. Oysa HPV hem kadınları hem de erkekleri etkileyebilir. Çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerler ve vakaların büyük bölümünde bağışıklık sistemi tarafından kendiliğinden temizlenir. Bir diğer yanlış inanış ise HPV tanısının sadakatsizlik göstergesi olduğudur. Gerçekte virüs yıllarca sessiz kalabildiği için enfeksiyonun ne zaman ve kimden bulaştığını belirlemek çoğu zaman mümkün değildir. Ayrıca HPV aşısının yalnızca genç kadınlara gerekli olduğu ya da enfeksiyon geliştiğinde hiçbir fayda sağlamadığı düşüncesi de doğru değildir. Bilimsel çalışmalar, HPV aşısının farklı yaş gruplarında ve her iki cinsiyette de koruyucu katkı sağlayabildiğini göstermektedir.”

‘HPV TABU OLMAMALI’

HPV farkındalığının artırılmasıyla birlikte bazı ülkelerin rahim ağzı kanserini ortadan kaldırma hedefine hızla yaklaştığını belirten Doç. Dr. Küçükyıldız, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bilgi korkuyu, farkındalık ise hastalığı önler. HPV, sessiz ilerleyebilen ancak doğru zamanda alınan önlemlerle büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir enfeksiyondur. Tarama testleri ve aşı sayesinde bugün yalnızca HPV'yi değil, HPV'ye bağlı gelişebilecek birçok kanser türünü de önleme gücüne sahibiz. HPV'yi bir tabu olarak değil; konuşulması, anlaşılması ve önlem alınması gereken önemli bir halk sağlığı konusu olarak görmeliyiz. Çünkü bazen bir test, bir aşı ve doğru bir bilgi, bir insanın geleceğini değiştirebilir.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-hpv-asilari-rahim-agzi-kanserine-karsi-koruma-sagliyor-522.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-hpv-asilari-rahim-agzi-kanserine-karsi-koruma-sagliyor-522.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-hpv-asilari-rahim-agzi-kanserine-karsi-koruma-sagliyor-522-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-hpv-asilari-rahim-agzi-kanserine-karsi-koruma-sagliyor-522.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-hpv-asilari-rahim-agzi-kanserine-karsi-koruma-sagliyor/112491/</link>
			<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 09:25:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından kritik uyarı: "Birkaç saniyelik cesaret, bir ömür sürecek felçle sonuçlanabilir"]]></title>
			<description><![CDATA[Balıklama atlamalarda en sık boyun omurlarında kırık, çıkık ve omurilik hasarı görüldüğünü belirten Medicana Çamlıca Hastanesi'nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, literatüre göre bu yaralanmaların yaklaşık yüzde 90'ının servikal bölgede, yani boyun omurgasında meydana geldiğini söyledi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında serinlemek için denize, göle veya havuza yapılan balıklama atlayışların, saniyeler içinde yaşamı tamamen değiştirebilecek sonuçlara yol açabildiğini söyleyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, özellikle derinliği bilinmeyen ya da dibi görülemeyen alanlara yapılan kontrolsüz atlayışlar, boyun omurgası ve omurilik yaralanmalarının en önemli nedenleri arasında yer aldığını dile getirdi. Op. Dr. Balkan, yaz aylarında artış gösteren bu yaralanmaların çoğunun önlenebilir olduğuna dikkat çekerek "Birkaç saniyelik cesaret gösterisi ya da dikkatsizlik, kişinin tüm yaşamını değiştirebiliyor. Bu nedenle suya girmeden önce alınacak basit önlemler hayati önem taşıyor" dedi.

Başın suyun tabanına ya da su altında fark edilmeyen sert bir cisme çarpmasının boyun omurlarında ciddi hasara yol açabildiğini ifade eden Op. Dr. Balkan, hastaların önemli bölümünün şiddetli boyun ağrısı, hareket kısıtlılığı ile kol ve bacaklarda uyuşma şikayetiyle hastaneye başvurduğunu belirtti.

Daha ağır olgularda ise omurilik yaralanmasına bağlı kısmi ya da tam felç gelişebildiğini aktaran Op. Dr. Balkan, yapılan çalışmalarda hastaların yaklaşık yarısında hastaneye başvuru sırasında nörolojik kayıp saptandığını söyledi. Yaz aylarında artış gösteren bu yaralanmaların büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Balkan, “Bu yaralanmaların en üzücü tarafı, neredeyse tamamının önlenebilir olmasıdır. Birkaç saniyelik cesaret gösterisi ya da dikkatsizlik, kişinin tüm yaşamını değiştirebilir. Suya girmeden önce alınacak basit önlemler ise hayat kurtarabilir" diye konuştu.

'HAYAT BİR ANDA TAMAMEN DEĞİŞEBİLİR'

Boyun omurgasında meydana gelen omurilik yaralanmalarının insan vücudunda en ağır sonuçlara neden olabilen travmalar arasında yer aldığını ifade eden Op. Dr. Balkan, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu hastalar yürüyemeyebilir, ellerini kullanamayabilir, kendi bakımını sürdüremeyebilir ve çalışma hayatından uzak kalabilir. Kol ve bacak hareketleri, dokunma hissi ile mesane ve bağırsak kontrolü en sık etkilenen fonksiyonlar arasındadır. Daha üst seviyedeki omurilik yaralanmalarında ise solunum kasları da etkilenebilir ve hasta solunum cihazına bağımlı hale gelebilir."

Tedavinin yaralanmanın şiddetine göre değiştiğini belirten Op. Dr. Balkan, omurilik üzerindeki baskının erken dönemde kaldırıldığı bazı hastalarda önemli düzelmeler görülebildiğini ancak omurilik dokusunun ciddi hasar gördüğü durumlarda kayıpların tamamen geri döndürülemediğini ifade ederek, "Omurilik, günümüzde tamamen onarılabilen bir doku değildir. Bu nedenle oluşabilecek hasarın önlenmesi, tedavisinden çok daha değerlidir" dedi.

'GENÇ ERKEKLER DAHA BÜYÜK RİSK ALTINDA'

Balıklama atlamaya bağlı yaralanmaların en sık genç erişkinlerde görüldüğünü söyleyen Op. Dr. Balkan, araştırmalarda yaralanan hastaların büyük çoğunluğunu 20-30 yaş arasındaki erkeklerin oluşturduğunu belirtti. Özellikle arkadaş ortamında yapılan cesaret gösterileri ile sosyal medyada görülen yüksekten atlama videolarının gençleri risk almaya yönlendirebildiğine dikkat çeken Op. Dr. Balkan, "Videolarda görülen ortamlar kontrollü olabilir. Ancak gerçek hayatta suyun derinliği, zeminin yapısı ya da su altında kaya, beton blok ve metal gibi engeller bulunup bulunmadığı çoğu zaman bilinmez. Kontrolsüz yapılan tek bir atlayış bile geri dönüşü olmayan sonuçlara neden olabilir" diye konuştu.

Yaz aylarında özellikle iskelelerden, kayalıklardan ve teknelerden yapılan kontrolsüz atlayışların ciddi risk oluşturduğunu belirten Op. Dr. Balkan, vakaların yaklaşık yüzde 90'ının mayıs-eylül döneminde meydana geldiğini söyledi.

'İLK MÜDAHALEDE YAPILAN YANLIŞLAR FELCE NEDEN OLABİLİYOR'

Suya atlama sonrasında boyunda şiddetli ağrı, boynu hareket ettirememe, kol veya bacaklarda uyuşma, güç kaybı, denge bozukluğu, bilinç bulanıklığı ya da nefes almada güçlük gibi belirtilerin ciddi omurga yaralanmasına işaret edebileceğini belirten Op. Dr. Balkan, olay yerindeki ilk müdahalenin büyük önem taşıdığını söyledi. "En sık yapılan hata yaralıyı hemen ayağa kaldırmaya veya yürütmeye çalışmaktır" diyen Op. Dr. Balkan, şu uyarılarda bulundu:

"Boyun ve baş mümkün olduğunca sabit tutulmalı, yaralı gereksiz yere döndürülmemeli veya çekiştirilmemelidir. Omurganın hareket etmesi en aza indirilmeli, 112 Acil Sağlık ekipleri vakit kaybetmeden aranmalıdır. İlk travmada omurilik tamamen kopmamış olsa bile bilinçsiz taşıma teknikleri, kalan sağlam sinir dokularına zarar verebilir. İyi niyetle yapılan yanlış bir hareket, ilk anda oluşan omurilik hasarını geri dönüşü olmayan bir felce dönüştürebilir."

'İYİ YÜZME BİLİYORUM DÜŞÜNCESİ KORUMUYOR'

Toplumda doğru sanılan bazı bilgilerin de risk oluşturduğunu belirten Op. Dr. Balkan, "İyi yüzme biliyorum, bana bir şey olmaz" düşüncesinin yanlış olduğunu söyledi. "Bu yaralanmaların temel nedeni boğulma değil travmadır" diyen Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, çok iyi yüzme bilen kişilerin de boyun kırığı ve omurilik yaralanması yaşayabileceğini ifade etti. Her boyun kırığının felçle sonuçlanmadığını ancak olay yerinde bunun ayırt edilemeyeceğini belirten Op. Dr. Balkan, kaza sonrasında ağrı olmasa bile omurga yaralanmasının bulunabileceğini söyleyerek "Özellikle uyuşma, güçsüzlük ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerin varlığında mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor" dedi.

Balıklama atlamaya bağlı boyun omurgası yaralanmalarının en çarpıcı özelliğinin, tamamen sağlıklı ve genç bireylerde görülmesi olduğunu belirten Op. Dr. Balkan, sözlerini şöyle tamamladı:

" Yaz aylarında suya girmeden önce yalnızca birkaç saniye ayırıp derinliği kontrol etmek, bir insanın geleceğini değiştirebilir. Unutulmamalıdır ki, bazı kazalar birkaç saniyede yaşanır; sonuçları ise ömür boyu sürer."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-kritik-uyari-birkac-saniyelik-cesaret-bir-omur-surecek-felcle-sonuclanabilir-5057.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-kritik-uyari-birkac-saniyelik-cesaret-bir-omur-surecek-felcle-sonuclanabilir-5057.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-kritik-uyari-birkac-saniyelik-cesaret-bir-omur-surecek-felcle-sonuclanabilir-5057-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-kritik-uyari-birkac-saniyelik-cesaret-bir-omur-surecek-felcle-sonuclanabilir-5057.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-kritik-uyari-birkac-saniyelik-cesaret-bir-omur-surecek-felcle-sonuclanabilir/112458/</link>
			<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:25:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Bağırsak florasında bozulma kolon kanseri riskini genç yaşlara taşıyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Memorial Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay, kolorektal kanserlerde erken tanının önemine, belirtilere ve modern endoskopik tedavi yöntemlerinden biri olan ESD’ye ilişkin bilgi verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kolon ve rektum kanserlerinin, uzun yıllar daha çok ileri yaş hastalığı olarak bilindiğini ancak son yıllarda bu kanserlerin genç yetişkinlerde daha sık görüldüğünü belirten Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Süleyman Günay, “Güncel araştırmalar, bazı bağırsak bakterilerinin ürettiği ‘kolibaktin’ adlı toksinin, özellikle genç yaşta görülen kolorektal kanserlerde DNA hasarıyla ilişkili izler bırakabileceğini gösteriyor” dedi.

Doç. Dr. Süleyman Günay, “Özellikle genç yetişkinlerde makattan kanama çoğu zaman hemoroid olarak değerlendirilmekte, dışkılama düzenindeki değişiklikler ise stres ya da beslenme düzensizliğiyle ilişkilendirilebilmektedir. Oysa genç yaşta olmak, kolorektal kanser riskinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez” diye konuştu.

Son yıllarda 45 yaş altındaki yetişkinlerde özellikle rektal kanserle ilgili artışların dikkat çektiğini ifade eden Doç. Dr. Güna, “Bu nedenle makattan kanama ya da dışkılama alışkanlığındaki değişiklikler ‘basit bir sorun’ olarak görülmemeli; dışkıda kan, açıklanamayan kansızlık, kilo kaybı, yeni başlayan kabızlık veya ishal gibi bulgular da ciddiye alınmalıdır” dedi.

‘RİSK FAKTÖRLERİ YALNIZCA GENETİK DEĞİL’

Doç. Dr. Günay, “Kolorektal kanserlerde genetik yatkınlık önemli bir faktör olsa da hastalık yalnızca genetik nedenlerle açıklanmamaktadır. Aşırı kilo, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, ultra işlenmiş gıdaların sık tüketilmesi ve bağırsak florasını etkileyen çevresel faktörler de risk üzerinde etkili olabilmektedir. Gereksiz antibiyotik kullanımı da bağırsak mikrobiyotasında dengesizliğe yol açarak sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bağırsak florasıyla ilgili son araştırmalarda kolibaktin adlı toksinin öne çıkması, sindirim sistemi sağlığının korunmasının önemini bir kez daha göstermektedir” ifadelerini kullandı.

‘BELİRTİ BEKLEMEDEN TARAMA YAPTIRIN’

Kolorektal kanserde erken tanının, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğunu belirten Doç. Dr. Günay, “Bu nedenle hiçbir şikayet olmasa bile özellikle 45 yaşından sonra kolonoskopi taraması yapılması önerilmektedir. Ailesinde kolon ya da rektum kanseri öyküsü olanlar veya alarm belirtileri yaşayan kişilerde ise tarama yaşı hekim tarafından daha erken planlanabilir. Kolonoskopi yalnızca kanseri erken yakalamak için değil, kanser gelişmeden önce riskli polipleri saptayıp çıkarmak için de önemli bir yöntemdir. Böylece bazı vakalarda kanser gelişimi başlamadan önlenebilir” dedi.

‘ERKEN EVREDE KESİ OLMADAN TEDAVİ MÜMKÜN’

Doç. Dr. Süleyman Günay, “Kolorektal kanser ya da sindirim sistemindeki bazı riskli lezyonlar erken evrede yakalandığında, her zaman büyük bir ameliyat gerekmez. Endoskopik Submukozal Diseksiyon yani ESD, uygun hastalarda tümörlü ya da kanserleşme riski taşıyan dokunun herhangi bir kesi yapılmadan endoskopik olarak çıkarılmasını sağlar. ESD işleminde ağızdan ya da makattan girilen ince bir endoskop kullanılır. Karında kesi açılmaz. Yalnızca hastalıklı alan hedeflenir, sağlıklı organ dokusu mümkün olduğunca korunur. Hastalıklı doku milimetrik hassasiyetle çevresinden ayrılır ve tek parça halinde çıkarılır” ifadelerini kullandı.

‘HASTA KONFORU VE ORGAN KORUYUCU TEDAVİ ÖN PLANDA’

Doç. Dr. Günay son olarak şu değerlendirmelerde bulundu:

“ESD işlemi sonrası süreç hastalar açısından genellikle daha konforludur. Çoğu hasta aynı gün ya da kısa süreli takip sonrasında taburcu edilebilir. Günlük yaşama ve işe dönüş süresi klasik cerrahiye göre daha kısa olabilir. Özellikle kalın bağırsak ve rektum lezyonlarında organ koruyucu yaklaşımlar yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır. Ancak ESD her hastaya uygulanabilen bir yöntem değildir. Bu tedavinin başarısı doğru hasta seçimine, lezyonun erken evrede saptanmasına ve işlemi gerçekleştiren ekibin deneyimine bağlıdır.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-8997.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-8997.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-8997-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-8997.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor/112413/</link>
			<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 06:16:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA['Asya kaplan sivrisineği'ne karşı durgun su uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Müberra Hraloğlu, Asya kaplan sivrisineğinin bazı viral hastalıkların taşınmasında rol oynayabildiğini belirterek, “Asya kaplan sivrisineği için küçük su birikintileri büyük risk oluşturuyor. Kapının önünde biriken az miktardaki su bile bu türün üremesi için yeterli olabilir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sıcak havalarla birlikte sivrisineklerin üreme alanlarının arttığına dikkat çeken Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Müberra Hraloğlu, halk arasında Asya kaplan sivrisineği olarak bilinen Aedes albopictus türünün özellikle durgun sularda çoğalabildiğini söyledi. Bu türün gündüz saatlerinde de aktif olabildiğini belirten Hraloğlu, ev, bahçe, balkon ve bina çevresinde biriken sulara karşı vatandaşların dikkatli olması gerektiğini ifade etti.

‘HER ISIRIK HASTALIK ANLAMINA GELMEZ ANCAK RİSK GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’

Asya kaplan sivrisineğinin yalnızca rahatsız edici bir tür olmadığını belirten Hraloğlu, “Bu sivrisinek türü dang humması, chikungunya ve Zika gibi bazı viral enfeksiyonların taşınmasında rol oynayabilen türler arasında yer alıyor. Ancak her sivrisinek ısırığı hastalık bulaştırır anlamına gelmez. Hastalık gelişebilmesi için sivrisineğin ilgili virüsü taşıması gerekir. Buna rağmen yayılımının önlenmesi halk sağlığı açısından önemlidir” diye konuştu.

Sivrisinek ısırıklarının çoğu zaman kaşıntı, kızarıklık ve şişlik gibi lokal reaksiyonlarla sınırlı kaldığını söyleyen Hraloğlu, bazı kişilerde daha belirgin reaksiyonlar görülebileceğini belirtti. Hraloğlu, “Isırık bölgesinde şişlik, yanma, hassasiyet ve yoğun kaşıntı gelişebilir. Kaşıma nedeniyle cilt bütünlüğü bozulabilir ve ikincil enfeksiyon riski ortaya çıkabilir. Özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler daha dikkatli olmalıdır” ifadelerini kullandı.

‘ATEŞ, EKLEM AĞRISI VE DÖKÜNTÜ VARSA DİKKAT’

Isırık sonrası gelişen belirtilerin takip edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Hraloğlu, “Sivrisinek ısırığından sonra yalnızca bölgesel kızarıklık ve kaşıntı görülebilir. Ancak ateş, baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, halsizlik, döküntü, gözlerde kızarıklık, bulantı ya da genel durum bozukluğu gibi belirtiler ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Özellikle seyahat öyküsü bulunan kişiler bu belirtileri daha dikkatli değerlendirmelidir” dedi.

‘KAPININ ÖNÜNDEKİ SU BİRİKİNTİSİ BİLE ÜREME ALANINA DÖNÜŞEBİLİR’

Asya kaplan sivrisineğiyle mücadelede en etkili yöntemin durgun su birikintilerini ortadan kaldırmak olduğunu belirten Dr. Hraloğlu, “Bu tür, çok küçük miktardaki durgun sularda bile üreyebilir. Saksı altlıkları, kovalar, bidonlar, kullanılmayan kaplar, araç lastikleri, bahçe sulukları, çatı olukları ve gider çevreleri risk oluşturabilir. Kapının önündeki küçük bir su birikintisi bile sivrisineklerin çoğalması için yeterli olabilir. Bu nedenle ev ve çevresindeki su birikintileri düzenli olarak kontrol edilmeli, kullanılmayan kaplar ters çevrilmeli ve su dolan alanlar boşaltılmalıdır” diye konuştu.

‘UZUN KOLLU VE AÇIK RENKLİ KIYAFETLER TERCİH EDİLMELİ’

Sivrisineklerle mücadelenin yalnızca ilaçlama çalışmalarıyla sınırlı olmadığını bireysel önlemlerin de büyük önem taşıdığını söyleyen Dr. Hraloğlu, “Uzun kollu ve açık renkli kıyafetler tercih etmek, sineklik kullanmak, bebek arabası ve çocuk yataklarında koruyucu tüllerden yararlanmak, uygun sivrisinek kovucu ürünleri talimatlara göre kullanmak korunmada yardımcı olabilir. Ancak en temel adım, sivrisineğin üreyebileceği durgun su alanlarını ortadan kaldırmaktır” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/asya-kaplan-sivrisinegi-ne-karsi-durgun-su-uyarisi-9520.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/asya-kaplan-sivrisinegi-ne-karsi-durgun-su-uyarisi-9520.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/asya-kaplan-sivrisinegi-ne-karsi-durgun-su-uyarisi-9520-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/asya-kaplan-sivrisinegi-ne-karsi-durgun-su-uyarisi-9520.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/asya-kaplan-sivrisinegi-ne-karsi-durgun-su-uyarisi/112364/</link>
			<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 09:35:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Ağrı kesiciler mide ülserine kadar varabilen sorunlara yol açabiliyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Ağrı kesicilerin gereğinden fazla kullanılmasının mide ülserine yol açabileceğini söyleyen Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Nurettin Coşkun, “Ağrı kesiciler zaman zaman gereğinden fazla kullanılabiliyor. Her ağrı hissedildiğinde ağrı kesici alınması, mide tahrişine ve hatta mide ülserine kadar varabilen sorunlara yol açabiliyor” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gastrit ve reflüde beslenme düzeninin önemine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'nden Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Nurettin Coşkun, “Beslenme konusunda dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Az sayıda öğünle mideyi aşırı doldurmak yerine daha sık ve daha küçük porsiyonlarla beslenmek semptomların azalmasına yardımcı olabilir. Toplumda sık yapılan hatalardan biri de geç saatlerde yemek yemektir. Yatmadan en az 3-4 saat önce yemek yemeyi bırakmak gerekir” ifadelerini kullandı.

‘İKİ HASTALIKTA BELİRTİLER FARKLIDIR’

Gastrit ve reflünün birbirinden farklı hastalıklar olduğunu söyleyen Dr. Coşkun, “Gastrit ve reflü birbirinden farklı hastalıklardır. Reflünün asıl adı gastroözofageal reflüdür. Gastrit, mide mukozasının iltihaplanmasına verdiğimiz isimdir. Yani mide mukozası patolojik olarak iltihaplanır ve bunun teşhisini endoskopik olarak koyarız. Reflü ise mide içeriğinin, asidin ya da yiyeceklerin yemek borusuna geri kaçması sonucu ortaya çıkan şikayetlere verilen isimdir” dedi.

‘BESLENME VE YAŞAM TARZI ÖNEMLİ ROL OYNUYOR’

Gastrit ve reflünün genellikle yaşam tarzı ve beslenme hatalarıyla ilişkili olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Coşkun, “İkisi arasındaki farklara baktığımızda; gastritte daha çok mide yanması ve mide ağrısı gibi şikayetler görürüz. Reflüde ise hasta, daha üst bölgede, yemek borusunda ve göğüs bölgesinde yanma hisseder. Gastrit ve reflü genellikle beslenme alışkanlıklarındaki yanlışlıklar ve yaşam tarzına bağlı nedenlerle ortaya çıkar. Gastritte mide yanması, mide ağrısı, bulantı ve kusma gibi semptomlar görülebilir. Reflüde ise yemek borusunda ve göğüs bölgesinde yanma hissi ön plandadır. Bunun yanı sıra öksürük ve boğazda gıcık hissi gibi belirtiler de görülebilir” diye konuştu.

‘ALARM SEMPTOMLARINA DİKKAT EDİLMELİ’

Alarm semptomlarının önemine değinen Uzm. Dr. Coşkun, “Bazı durumlarda hastaların mutlaka doktora başvurması gerekir. Bunlara alarm semptomları diyoruz. Disfaji olarak adlandırdığımız yutma güçlüğü, yemek yerken direnç hissedilmesi, kilo kaybı, demir eksikliği anemisi ve bu şikayetlerin özellikle 45 yaşından sonra ortaya çıkması alarm semptomları arasında yer alır. Bu durumlarda mutlaka bir uzmanın değerlendirmesi gerekir” dedi.

‘DOĞRU BESLENME ŞİKAYETLERİ AZALTABİLİR’

Beslenme düzeninin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Coşkun, “Beslenme konusunda da dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Az sayıda öğünle mideyi aşırı doldurmak yerine, daha sık ve daha küçük porsiyonlarla beslenmek semptomların azalmasına yardımcı olabilir. Toplumda sık yapılan hatalardan biri de geç saatlerde yemek yemektir. Yatmadan en az 3-4 saat önce yemek yemeyi bırakmak gerekir” ifadelerini kullandı.

‘YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ ŞİKAYETLERİN KONTROL ALTINA ALINMASINA KATKI SAĞLAR’

Reflü hastalarında yaşam tarzı düzenlemelerinin etkili olduğunu belirten Uzm. Dr. Coşkun, “Reflü semptomları olan hastalarda yatak başının yükseltilmesi veya çift yastıkla uyunması gibi önlemler faydalı olabilir. Ayrıca stresten uzak durmak, düzenli bir yaşam sürmek, egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenmek de şikayetlerin kontrol altına alınmasına katkı sağlar” dedi.

‘GASTRİT HASTALARINDA KULLANILAN BAZI İLAÇLARA DİKKAT EDİLMELİ’

Ağrı kesici kullanımına dikkat çeken Uzm. Dr. Coşkun, “Gastrit hastalarında kullanılan bazı ilaçlara da dikkat edilmelidir. Özellikle ağrı kesiciler zaman zaman gereğinden fazla kullanılabiliyor. Her ağrı hissedildiğinde ağrı kesici alınması, mide tahrişine ve hatta mide ülserine kadar varabilen sorunlara yol açabiliyor” diye konuştu.

‘45 YAŞ SONRASI ŞİKAYETLER CİDDİYE ALINMALI’

Gastrit ve reflünün her yaşta görülebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Coşkun, “Reflü ve gastrit her yaşta görülebilen hastalıklardır. Ancak özellikle 45 yaşından sonra aniden başlayan reflü, mide ağrısı veya mide yanması gibi şikayetlerin daha ciddiye alınması ve mutlaka değerlendirilmesi gerekir” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-agri-kesiciler-mide-ulserine-kadar-varabilen-sorunlara-yol-acabiliyor-3470.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-agri-kesiciler-mide-ulserine-kadar-varabilen-sorunlara-yol-acabiliyor-3470.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-agri-kesiciler-mide-ulserine-kadar-varabilen-sorunlara-yol-acabiliyor-3470-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-agri-kesiciler-mide-ulserine-kadar-varabilen-sorunlara-yol-acabiliyor-3470.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-agri-kesiciler-mide-ulserine-kadar-varabilen-sorunlara-yol-acabiliyor/112331/</link>
			<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 06:15:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Yaz sıcaklarında gıda zehirlenmesi vakaları artabilir']]></title>
			<description><![CDATA[VM Medical Park Maltepe Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Güdücü, yaz aylarında gıda güvenliğine daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Havaların ısınmasıyla toplumda gıda zehirlenmesi vakalarında artış yaşandığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Güdücü, “Özellikle sıcak havalarda uygun koşullarda saklanmayan yiyecekler, bakteri ve virüslerin hızla çoğalmasına neden olarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle sıcak havalarda açıkta satılan yiyecekler daha hızlı bozulabilir. Soğuk zincirde muhafaza edilmesi gereken ürünlerin yeterince soğuk olup olmadığı kontrol edilmelidir” dedi.

‘GIDA ZEHİRLENMELERİ AĞIR TABLOLARA YOL AÇABİLİYOR’

Gıda zehirlenmesinin çoğunlukla bulantı, kusma ve ishal ile kendini gösterdiğini ifade eden Uzm. Dr. Güdücü, “Gıda zehirlenmesi; viral, bakteriyel, kimyasal ya da parazit kaynaklı toksinlere maruz kalınması veya doğal besin toksinlerinin fazla tüketilmesine bağlı gelişebilen bir durumdur. En sık nedenlerinden biri viral enfeksiyonlardır. Hafif seyredip kendini sınırlayabileceği gibi, zaman zaman hayatı tehdit edebilecek kadar ciddi ve ağır bir tabloya da dönüşebilir” diye konuştu.

‘ET DOĞRANAN KESME TAHTASINDA SALATA YAPILMASI TEHLİKELİ’

Besinlerin kontamine olmasının birçok farklı yolla gerçekleşebileceğini belirten Uzm. Dr. Güdücü, “Hasta bir kişinin ellerini yıkamadan gıdaya temas etmesi, yemek hazırlaması ya da yeterince iyi yıkanmamış çiğ meyve ve sebzelerin tüketilmesi yaygın bulaş yolları arasındadır. Ayrıca çapraz bulaş dediğimiz durum da oldukça önemlidir. Örneğin, tavuk eti doğranan kesme tahtasının temizlenmeden salata hazırlığında kullanılması mikroorganizmaların diğer gıdalara geçmesine neden olabilir” ifadelerini kullandı.

‘BELİRTİLER GENELLİKLE BİRKAÇ SAAT İÇİNDE BAŞLIYOR’

Gıda zehirlenmesi belirtilerinin çoğunlukla şüpheli gıda tüketiminden sonraki ilk saatlerde ortaya çıktığını söyleyen Uzm. Dr. Güdücü, “Şikayetler genellikle 1 ila 8 saat içinde başlar. Kusma ön planda olabilir. Bunun yanında karın ağrısı, halsizlik, ateş, kanlı ya da sulu ishal görülebilir. Daha nadir olarak baş dönmesi ve bulanık görme gibi belirtiler de tabloya eşlik edebilir” dedi.

‘EL HİJYENİ VE DOĞRU SAKLAMA KOŞULLARI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR’

Gıda zehirlenmelerinden korunmada hijyen kurallarının kritik rol oynadığını belirten Güdücü, “Bebek bezi değiştirdikten, tuvalet sonrası, burnu sildikten, hayvanlara dokunduktan veya çöple temas ettikten sonra mutlaka eller yıkanmalıdır. Çiğ süt ve pastörize edilmemiş ürünlerden kaçınılmalı, meyve ve sebzeler iyi yıkanmalıdır. Kesme tahtaları ve bıçaklar her kullanım sonrası iyice temizlenmelidir” ifadelerini kullandı.

‘PİŞEN YEMEKLER 2 SAAT İÇİNDE BUZDOLABINA KALDIRILMALI’

Yaz aylarında özellikle tavuk ve hindi gibi kümes hayvanlarının etlerinin dikkatli saklanması gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Güdücü, şu bilgileri paylaştı:

“Bu ürünler mikroorganizmaların üremesi için uygun ortam oluşturabilir. Satın alındıktan sonra en geç bir saat içinde buzdolabına konulmalı, iki gün içinde tüketilmeyecekse dondurulmalıdır. Buzdolabı sıcaklığı 4 derecenin, dondurucu ise eksi 18 derecenin altında tutulmalıdır. Pişen yemekler de iki saat içinde tekrar buzdolabına kaldırılmalıdır” dedi.

‘AÇIKTA SATILAN ÜRÜNLERE DİKKAT’

Market alışverişlerinde soğuk zincirin korunmasına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Güdücü, “Özellikle sıcak havalarda açıkta satılan yiyecekler daha hızlı bozulabilir. Soğuk zincirde muhafaza edilmesi gereken ürünlerin yeterince soğuk olup olmadığı kontrol edilmelidir. Konserve ürünlerde ise kapağın şişmiş ya da sızdırıyor olmaması gerekir” diye konuştu.

‘BOL SIVI TÜKETİMİ ÖNEMLİ’

Gıda zehirlenmesine maruz kalan kişilerin sıvı kaybını yerine koymasının önemli olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Güdücü, “Bol sıvı tüketilmeli ve elektrolit kaybı nedeniyle tuz alımı da ihmal edilmemelidir. Beslenmede yağlı ve baharatlı gıdalardan uzak durulmalı; muz, pirinç lapası, patates püresi, yulaf ezmesi, kraker, haşlanmış sebze ve çorba gibi mideyi yormayan yiyecekler tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı.

‘BU BELİRTİLERDE HASTANEYE BAŞVURULMALI’

Bazı durumlarda gıda zehirlenmesinin ciddi sıvı kaybına neden olabileceğini belirten Uzm. Dr. Güdücü, “İdrar çıkışının 5 saatten uzun süre olmaması, çok koyu idrar, ağız kuruluğu, bilinç bulanıklığı, kas krampları ciddi sıvı ve elektrolit kaybına işaret edebilir. Ayrıca 38,3 derece üzeri ateş, kanlı ishal, şiddetli karın ağrısı ya da günde altıdan fazla dışkı olması (ishal) durumunda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, kanser hastaları ve organ nakli yapılmış bireylerde hastalık daha ağır seyredebilir” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yaz-sicaklarinda-gida-zehirlenmesi-vakalari-artabilir-4964.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yaz-sicaklarinda-gida-zehirlenmesi-vakalari-artabilir-4964.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yaz-sicaklarinda-gida-zehirlenmesi-vakalari-artabilir-4964-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yaz-sicaklarinda-gida-zehirlenmesi-vakalari-artabilir-4964.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-yaz-sicaklarinda-gida-zehirlenmesi-vakalari-artabilir/112279/</link>
			<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 09:26:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanlar uyardı: "Yaş ilerledikçe gebelik şansı azalıyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Dünya İnfertilite Farkındalık Ayı kapsamında başlatılan ‘Umut Bilimle Doğar’ farkındalık kampanyası çerçevesinde düzenlenen etkinlikte, alanında uzman hekimler infertiliteye ilişkin güncel gelişmeleri, doğru bilinen yanlışları ve tedavi süreçlerini değerlendirdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Programda konuşan Türk Üreme Sağlığı ve İnfertilite Vakfı (TFRM) Başkanı Prof. Dr. Gürkan Bozdağ, “Toplumdaki görülme sıklığı yaklaşık yüzde 15. Yani her 6-8 çiftten birinde infertiliteyle karşılaşıyoruz” dedi. Tüp Bebek ve İnfertilite Derneği (TÜBİD) Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş ise son yıllarda tüp bebek tedavisinde başarı oranlarını artıran yeni uygulamaların öne çıktığını belirterek, “Özellikle kadınlarda yumurta sayısını ve kalitesini artırmaya yönelik bazı uygulamalar kullanılıyor” diye konuştu. Üreme Tıbbı ve Cerrahisi Derneği (ÜTCD) Başkanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu da “Kadınlarda doğurganlık 30’lu yaşlardan sonra azalmaya başlıyor, 35 yaş sonrasında ise bu düşüş hızlanırken riskler de artıyor” ifadelerini kullandı.

Dünya İnfertilite Farkındalık Ayı kapsamında hayata geçirilen ‘Umut Bilimle Doğar’ projesi, bireylerin infertilite konusunda doğru, güvenilir ve bilimsel bilgilere erişimine katkı sağlamayı amaçlıyor. Proje kapsamında düzenlenen etkinlikte uzmanlar, infertilitenin nedenleri, tanı ve tedavi süreçleri ile toplumda yaygın olarak bilinen yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi. Ardından Hande Berktan moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde infertilitenin tanımı, dünyada ve Türkiye’de doğurganlık oranları ile infertiliteye ilişkin güncel gelişmeler ele alındı.

FIÇICIOĞLU: İNFERTİLİTE BİR ÇİFT SORUNUDUR

Programda konuşan Üreme Tıbbı ve Cerrahisi Derneği (ÜTCD) Başkanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, infertilitenin yalnızca kadınları ilgilendiren bir sağlık sorunu olarak görülmesinin doğru olmadığını belirterek, “Bu aslında doğru bildiğimiz yanlışlardan biri. İnfertilite bir çift sorunudur. Nedenlerin yaklaşık üçte biri kadına, üçte biri erkeğe aitken, kalan bölüm ise her iki eşe bağlı ya da açıklanamayan infertilite grubunda yer alıyor. Dolayısıyla tedavi süreci de çiftin birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor. Bu konuda eşlerden herhangi birini suçlamak doğru değil” dedi.

Erkek faktörüne bağlı infertilitenin tüm vakaların yaklaşık yüzde 30-40’ını oluşturduğunu söyleyen Fıçıcıoğlu, “Sperm yokluğu, sperm sayısının az olması, hareket bozuklukları ya da şekil bozuklukları erkek kaynaklı infertilite nedenleri arasında yer alıyor” diye konuştu.

Yaşam tarzının doğurganlık üzerinde önemli etkileri bulunduğunu vurgulayan Fıçıcıoğlu, “İnfertilite tedavisinin temelinde yaşam stilini düzenlemeye yönelik öneriler yer alıyor. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ile sigara ve alkol kullanımının bırakılması doğurganlığın korunması açısından büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

‘KADINLARDA DOĞURGANLIK 30’LU YAŞLARDAN SONRA AZALMAYA BAŞLIYOR’

Çocuk sahibi olma yaşının giderek yükseldiğine dikkat çeken Fıçıcıoğlu, “Kadınlarda doğurganlık 30’lu yaşlardan sonra azalmaya başlıyor, 35 yaş sonrasında ise bu düşüş hızlanırken riskler de artıyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ilk kez anne-baba olma yaşı yükseliyor. Bu nedenle aile planlamasının zamanında yapılması son derece önemli” dedi.

Kadınların üreme sağlığı açısından düzenli kontroller yaptırmasının önemine işaret eden Fıçıcıoğlu, “Jinekolojik muayenelerde yumurtalık rezervinin değerlendirilmesi gerekiyor. Bu değerlendirme basit bir kan testiyle ya da ultrasonografide yumurtalıklardaki rezerv göstergelerinin incelenmesiyle yapılabiliyor. Eğer rezerv açısından bir risk söz konusuysa, kişinin durumuna göre çocuk sahibi olma planının öne çekilmesi ya da uygun hastalarda yumurta dondurma yönteminin değerlendirilmesi faydalı olabilir” diye konuştu.

Fıçıcıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Geç kalmayalım, zamanımızı doğru kullanalım. Doğru zamanda alınan uzman görüşü sayesinde birçok çift çocuk sahibi olma hayaline kavuşabiliyor.”

BOZDAĞ: HER 6-8 ÇİFTTEN BİRİNDE İNFERTİLİTEYLE KARŞILAŞIYORUZ

Türk Üreme Sağlığı ve İnfertilite Vakfı (TFRM) Başkanı Prof. Dr. Gürkan Bozdağ, infertilitenin düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen bir yıl boyunca gebelik elde edilememesi durumu olarak tanımlandığını belirterek, “Toplumdaki görülme sıklığı yaklaşık yüzde 15. Yani her 6-8 çiftten birinde infertiliteyle karşılaşıyoruz. İleri yaşlarda bu oran artarken, genç yaşlarda daha düşük seviyelerde seyrediyor” dedi.

Toplumda infertiliteye ilişkin en yaygın yanlış inanışlardan birinin tüp bebek tedavisinin kesin çözüm olarak görülmesi olduğunu söyleyen Bozdağ, “Bazı çiftler çocuk sahibi olmayı erteleyip, ileride tüp bebek tedavisinin mutlaka sonuç vereceğini düşünüyor. Ancak tüp bebek hiçbir zaman garanti bir yöntem değildir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte üreme hücrelerinin kalitesi azalıyor ve bu durum tedavi başarısını da olumsuz etkiliyor. Bu nedenle çiftlerin zaman kaybetmeden uzman desteği alması büyük önem taşıyor” diye konuştu.

Yaş faktörünün kadınlarda daha belirgin olmak üzere hem kadın hem de erkeklerde doğurganlığı etkilediğini ifade eden Bozdağ, “Kadınlarda yumurta hücreleri zamanla hem sayı hem de kalite açısından azalıyor. Yaş ilerledikçe çevresel faktörlerin de etkisiyle yumurtalarda genetik bozulmalar artıyor. Bu nedenle gebelik elde etme şansı azalırken düşük ve gebelik komplikasyonları riski yükseliyor” dedi.

Embriyolardaki genetik değişimlere de dikkat çeken Bozdağ, “26-31 yaş aralığında oluşturulan dört embriyodan üçü genellikle sağlıklı olurken, 40 yaş civarında tablo tersine dönüyor ve dört embriyodan yalnızca biri normal yapıda olabiliyor. Bu da gebelik şansını önemli ölçüde etkiliyor” ifadelerini kullandı.

‘ERKEKLERDE YAŞ GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’

Erkek yaşının da göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Bozdağ, “Erkeklerde yaş ilerledikçe sperm sayısından çok sperm DNA’sındaki hasar artıyor. Bu durum döllenme başarısını ve sağlıklı embriyo oluşumunu azaltabiliyor. Ayrıca düşük riski ve bazı sağlık sorunları açısından risk artışı görülebiliyor. Özellikle 40 yaş sonrasında erkek yaşı da önemli bir faktör olarak değerlendirilmeli” dedi.

Çocuk sahibi olmayı ileride düşünen kadınların üreme sağlığı konusunda bilgi sahibi olması gerektiğini belirten Bozdağ, “Herkesin çocuk sahibi olma planı olmayabilir ancak ileride anne olmayı düşünen kadınların yumurta dondurma konusunda doğru kaynaklardan bilgi edinmesi önemli. Günümüzde yumurta dondurma teknolojileri oldukça gelişmiş durumda. Daha genç yaşlarda yapılan işlemler, ilerleyen yıllarda gebelik şansını artırabiliyor” diye konuştu.

TIRAŞ: YUMURTA SAYISINI VE KALİTESİNİ ARTIRMAYA YÖNELİK BAZI UYGULAMALAR KULLANILIYOR

Tüp Bebek ve İnfertilite Derneği (TÜBİD) Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, son yıllarda tüp bebek tedavisinde başarı oranlarını artıran yeni uygulamaların öne çıktığını belirterek, “Özellikle kadınlarda yumurta sayısını ve kalitesini artırmaya yönelik bazı uygulamalar kullanılıyor. Yaklaşık 2018 yılında araştırma projesi olarak başlattığımız PRP uygulamaları, eksozon uygulamaları ve yeni geliştirilen bazı hücresel tedavilerin, özellikle düşük yumurtalık rezervine sahip kadınlarda tüp bebek tedavisinin başarısını artırdığını gözlemledik” dedi.

'TÜP BEBEK MERKEZLERİMİZİN BAŞARI ORANLARI OLDUKÇA YÜKSEK'

Türkiye’nin tüp bebek alanındaki başarısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tıraş, “Ülkemizdeki başarı oranları dünyanın birçok ülkesinden daha iyi durumda. Avrupa’da bizimle rekabet edebilecek ülkeler arasında belki İspanya ve Belçika sayılabilir. Bunun dışında tüp bebek merkezlerimizin başarı oranları oldukça yüksek. En güncel teknolojileri kullanıyoruz. Bu konuda dünyada karşılaştırılabileceğimiz ülkelerden biri de Amerika Birleşik Devletleri olabilir” diye konuştu.

Elektromanyetik alanların üreme sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Tıraş, “Özellikle elektromanyetik ortamın sperm üzerinde olumsuz etkileri olduğunu biliyoruz. Bu konuda yıllardır yapılmış hayvan çalışmaları mevcut. Pantolon cebinde taşınan cep telefonlarının ve diğer elektromanyetik sahaların sperm değerlerinde düşüşe neden olduğu biliniyor” ifadelerini kullandı.

‘YUMURTALIK REZERVİ KONUSUNDA DİKKATLİ OLMALARI GEREKİYOR’

Çocuk sahibi olmayı planlayan kadınlara da uyarılarda bulunan Tıraş, “Kadınların yumurtalık rezervi konusunda dikkatli olmaları gerekiyor. ‘Hangi yaşta evlenirsem evleneyim hemen çocuk sahibi olurum’ düşüncesi maalesef gerçeği yansıtmıyor. Bu nedenle genç kadınların da yumurtalık rezervlerini kontrol ettirmelerini tavsiye ediyorum” dedi.

ZAYER: BİREYLERİN BİLİMSEL BİLGİLERE ERİŞİMİNE KATKI SAĞLAMAYI HEDEFLİYORUZ

Merck’in Türkiye Genel Müdürü Şehram Zayer, toplantının açılışında yaptığı konuşmasında şirketin bilim ve teknoloji alanındaki köklü mirasına değinerek şunları söyledi:

“Dünya İnfertilite Farkındalık Ayı olarak anılan Haziran ayı bizlere infertilite konusunda bireylerin güvenilir bilgiye erişiminin önemini bir kez daha hatırlatıyor. Merck olarak bilim ve teknoloji alanındaki köklü birikimimiz ve fertilite alanındaki uzun yıllara dayanan deneyimimizle hekimlerin, hastaların ve bilimin yanında olmayı sürdürüyoruz. Bu yaklaşımı kurum kültürümüzün bir parçası olarak görüyor; çocuk sahibi olmak isteyen çalışanlarımız için hekimlerinin uygun gördüğü fertilite tedavilerini karşılayarak onlara destek oluyoruz. 'Umut Bilimle Doğar' projesiyle de infertilite konusunda farkındalığın artırılmasına ve bireylerin doğru, güvenilir ve bilimsel bilgilere erişimine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Alanında uzman hekimlerin bilgi ve deneyimlerini daha geniş kitlelerle buluşturacak bu projenin bir parçası olmaktan memnuniyet duyuyoruz.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanlar-uyardi-yas-ilerledikce-gebelik-sansi-azaliyor-7631.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanlar-uyardi-yas-ilerledikce-gebelik-sansi-azaliyor-7631.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanlar-uyardi-yas-ilerledikce-gebelik-sansi-azaliyor-7631-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanlar-uyardi-yas-ilerledikce-gebelik-sansi-azaliyor-7631.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanlar-uyardi-yas-ilerledikce-gebelik-sansi-azaliyor/112206/</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 10:02:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Güneş kremi sadece kanseri değil, lekeleri de engelliyor"]]></title>
			<description><![CDATA[VM Medical Park Pendik Hastanesi'nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Beste Nigar Gök, güneş kremi kullanımında dikkat edilmesi gerekenler hakkında önemli bilgiler paylaştı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YAZ aylarında güneş ışınlarına maruz kalmanın artmasıyla güneş kremi kullanımının cilt sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Beste Nigar Gök, “Güneş koruyucular yalnızca güneş yanıklarını önlemekle kalmaz. Aynı zamanda cilt kanseri riskini azaltır, leke oluşumunu engeller ve kırışıklık, elastikiyet kaybı gibi erken yaşlanma belirtilerine karşı cildi korur. Özellikle yaz aylarında düzenli ve doğru güneş kremi kullanımı cilt sağlığını korumanın en etkili yollarından biridir” dedi.

‘GÜNEŞ IŞINLARI CİLDE KALICI HASAR BIRAKABİLİYOR’

Güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarının cilde hem kısa hem de uzun vadede zarar verebildiğine değinen Uzm. Dr. Dr. Gök, “Güneş ışınları kısa vadede ciltte leke ve yanıklara neden olabilirken, uzun vadede kırışıklık, elastikiyet kaybı, sarkma gibi yaşlanma belirtilerini hızlandırabilir ve çeşitli cilt kanseri türlerinin gelişme riskini artırabilir. Güneş koruyucular bu zararların önemli bir kısmını önlemeye yardımcı olur” ifadelerini kullandı.

‘SPF SEÇİMİ GÜNEŞE MARUZ KALMA SÜRESİNE GÖRE YAPILMALI’

Güneş kremi seçiminde SPF değerinin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Gök, günlük kullanım için SPF 30’un çoğu zaman yeterli olduğunu, deniz, havuz, spor ve uzun süreli açık hava aktivitelerinde ise SPF 50’nin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Uzm. Dr. Kök, “SPF yalnızca UVB ışınlarına karşı koruma sağlar. Cilt yaşlanmasına ve cilt kanserine neden olabilen UVA ışınlarından korunmak için mutlaka geniş spektrumlu ürünler tercih edilmelidir” diye konuştu.

‘GÜNEŞ KREMİ KULLANIMINDA YAPILAN HATALARA DİKKAT’

Güneş koruyucu kullanımında sık yapılan hataların koruyuculuğu azalttığını belirten Dr. Gök, “Kremi güneşe çıkmadan hemen önce sürmek, gün içinde yenilememek, bulutlu havalarda kullanmamak ve yalnızca yüz bölgesine uygulamak en sık yapılan yanlışlar arasında yer alıyor. Özellikle kulaklar, boyun, ense, el sırtları, dudaklar ve ayak üstleri gibi bölgeler sıklıkla ihmal ediliyor” ifadelerini kullandı.

‘HER GÜNEŞ KREMİ HER CİLDE UYGUN DEĞİL’

Mineral ve kimyasal güneş kremleri arasında farklılıklar bulunduğunu aktaran Uzm. Dr. Gök, “Mineral filtreli güneş kremleri hassas ciltlerde, egzama veya rozasea (gül hastalığı) gibi durumlarda daha uygun olabilir. Kimyasal filtreli güneş kremleri ise daha hafif yapılı oldukları için makyaj altına daha kolay uygulanabilir ve spor yapan kişiler için daha pratik olabilir. Burada önemli olan kişinin cilt tipine ve ihtiyaçlarına uygun ürünü seçmesidir” diye konuştu.

‘ÇOCUKLARDA DOĞRU ÜRÜN SEÇİMİ ÖNEMLİ’

Çocuklar ve hassas cilt yapısına sahip kişiler için parfümsüz, geniş spektrumlu ve mineral filtreli ürünlerin daha uygun olduğunu söyleyen Dr. Gök, “Bebeklerin ilk 6 ayında güneş koruyucu kullanılması önerilmez. Bu dönemde UPF korumalı kıyafetler tercih edilmelidir” dedi.

‘GÜNEŞ KREMİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL’

Güneşten korunmada sadece güneş kremine güvenilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Gök, “Geniş siperlikli şapka, UV korumalı gözlük ve koruyucu kıyafetler de kullanılmalı. Özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 10.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneşe çıkılmamalı. Gölge alanlar tercih edilmeli ancak kum, su ve beton gibi yüzeylerden yansıyan UV ışınlarının gölgede bile etkili olabileceği unutulmamalıdır” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gunes-kremi-sadece-kanseri-degil-lekeleri-de-engelliyor1-1385.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gunes-kremi-sadece-kanseri-degil-lekeleri-de-engelliyor1-1385.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gunes-kremi-sadece-kanseri-degil-lekeleri-de-engelliyor1-1385-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gunes-kremi-sadece-kanseri-degil-lekeleri-de-engelliyor1-1385.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-gunes-kremi-sadece-kanseri-degil-lekeleri-de-engelliyor1/112200/</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 09:04:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Sınav stresi reflü ve gastriti tetikleyebilir"]]></title>
			<description><![CDATA[Bu hafta sonu milyonlarca öğrencinin gireceği üniversite sınavı öncesinde artan stresin yalnızca zihni değil, sindirim sistemini de yorabileceğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Nurettin Coşkun, stresin mide üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi. Uzm. Dr. Coşkun, “Sınav kaygısı mide yanması, şişkinlik, hazımsızlık ve reflü şikayetlerini artırabilir” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Stres ile sindirim sistemi arasındaki ilişkinin bilimsel olarak ‘beyin-bağırsak ekseni’ ile açıklandığını belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri'nden Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Nurettin Coşkun "Beyin ve sindirim sistemi sürekli iletişim halindedir. Bu nedenle yaşanan stres, kaygı ve duygusal yükler mide ve bağırsak fonksiyonlarını doğrudan etkileyebilir" ifadelerini kullandı.

Stresin mide üzerinde farklı mekanizmalarla etkili olduğunu anlatan Uzm. Dr. Coşkun "Stres mide asidi salgısını artırabilir ve buna bağlı olarak mide yanması ile ekşime hissi daha belirgin hale gelebilir. Aynı zamanda mide boşalmasını yavaşlatarak şişkinlik, erken doyma ve dolgunluk hissine neden olabilir" diye konuştu.

‘STRES REFLÜ VE HAZIMSIZLIK ŞİKAYETLERİNİ ARTIRABİLİR’

Stresin mide ve bağırsakların ağrıya olan duyarlılığını artırabildiğini belirten Uzm. Dr. Coşkun normalde rahatsızlık vermeyecek gaz veya gerilmenin bile ağrı olarak hissedilebildiğini söyledi. Reflü yakınmalarının da stres dönemlerinde artabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Coşkun "Stresin doğrudan reflüye neden olduğu net olarak gösterilmiş değil. Ancak mevcut reflü şikayetlerinin daha sık ve daha şiddetli hissedilmesine yol açabilir. Bunun yanında bulantı, iştahsızlık ve karın ağrısı gibi yakınmalar da görülebilir" dedi.

‘TETKİKLER NORMAL OLSA DA ŞİKAYETLER DEVAM EDEBİLİR’

Özellikle fonksiyonel dispepsi ve irritabl bağırsak sendromu (IBS) gibi hastalıklarda stresin etkili olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Coşkun, “Bazı durumlarda yapılan tetkiklerin normal çıkmasına rağmen hastaların şikayetleri devam edebilir. Yakınmaların yoğun iş temposu, sınav dönemi, ailevi sorunlar veya kaygı dönemlerinde artması, gün içinde değişkenlik göstermesi ve uyku bozukluğu ya da anksiyetenin eşlik etmesi stres kaynaklı sindirim sistemi sorunlarını düşündürebilir" dedi.

‘HER ŞİKAYETİ STRESE BAĞLAMAYIN’

Mide ve bağırsak yakınmalarının her zaman stres kaynaklı olmayabileceğine dikkat çeken Dr. Coşkun bazı belirtilerin mutlaka detaylı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek "Kilo kaybı, kansızlık, yutma güçlüğü, tekrarlayan kusma veya mide-bağırsak sistemi kanaması gibi alarm bulguları varsa şikayetleri yalnızca strese bağlamamak gerekir. Bu tür durumlarda altta yatan organik nedenlerin araştırılması büyük önem taşır" diye konuştu.

Uzm. Dr. Coşkun, mide ve bağırsak sağlığını korumak için şu önerilerde bulundu:

“Düzenli uyuyun: Her gün benzer saatlerde uyuyup uyanmaya özen gösterin. Kaliteli uyku, stresin azaltılmasına ve sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlar.

“Dengeli ve düzenli beslenin: Öğün atlamayın, aşırı yağlı ve baharatlı gıdalardan kaçının. Sebze, meyve ve lif açısından zengin besinleri tercih edin.

“Fiziksel aktiviteyi ihmal etmeyin: Düzenli yürüyüş ve egzersiz, stres hormonlarının azalmasına yardımcı olurken sindirim sisteminin de daha sağlıklı çalışmasını destekler.

“Stres yönetimine önem verin: Nefes egzersizleri, meditasyon, hobiler ve sosyal aktiviteler günlük stresin azaltılmasına yardımcı olabilir.

“Şikayetleriniz devam ediyorsa uzmana başvurun: Mide yanması, şişkinlik, karın ağrısı veya reflü gibi yakınmalarınız sürüyorsa mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına danışın.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-sinav-stresi-reflu-ve-gastriti-tetikleyebilir-1791.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-sinav-stresi-reflu-ve-gastriti-tetikleyebilir-1791.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-sinav-stresi-reflu-ve-gastriti-tetikleyebilir-1791-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-sinav-stresi-reflu-ve-gastriti-tetikleyebilir-1791.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-sinav-stresi-reflu-ve-gastriti-tetikleyebilir/112155/</link>
			<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:16:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Yazın yanlış ürün kullanımı cilt lekelerini tetikleyebilir"]]></title>
			<description><![CDATA[Memorial Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, yaz öncesi cilt bakımında dikkat edilmesi gerekenler konusunda bilgi verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YAZ aylarında daha parlak, eşit tonlu ve lekesiz bir cilt görünümü elde etmek için bakım rutinini yoğunlaştırıldığını ifade eden Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, “Özellikle sosyal medyada önerilen çok sayıda serum, asit ve aktif içerikli ürünün bilinçsizce bir arada kullanılması ciltte beklenen faydayı sağlamayabilir. Deri bariyerinin bozulmasıyla birlikte hassasiyet, tahriş ve güneş ışınlarına karşı artan duyarlılık gelişebiliyor. Bu durum da özellikle yazın cilt lekelerinin koyulaşmasına veya yeni lekelerin oluşmasına zemin hazırlayabiliyor” dedi.

Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Haziran aylarında UV indeksinin belirgin şekilde artmasıyla birlikte cildimizdeki melanosit adı verilen pigment hücreleri daha aktif çalışmaya başlar. Özellikle UVA ışınları derinin daha derin tabakalarına ulaşarak melanin üretimini artırır. Kış boyunca fark edilmeyen veya hafif seyreden pigment birikimleri bu dönemde daha görünür hale gelir. Ayrıca sıcaklık artışı, terleme, sürtünme ve ciltte oluşan inflamasyon da mevcut lekelerin koyulaşmasına neden olabilir” diye konuştu.

‘EN BÜYÜK HATA ÇOK FAZLA İÇERİĞİ BİR ARADA KULLANMAK’

Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, “Yaz döneminde daha hızlı sonuç almak isteyen birçok kişi aynı anda birden fazla serum, asit ve retinol içeren ürünü kullanmaya başlar. Ancak bu yaklaşım cilt bariyerinin bozulmasına, hassasiyet gelişmesine ve güneşe karşı duyarlılığın artmasına neden olabilir. Sonuç olarak ciltte tahriş, lekelerde koyulaşma ve yeni pigmentasyon sorunları ortaya çıkabilir” ifadelerini kullandı.

Özellikle yüksek oranlı AHA ve BHA asitleri ile retinol veya retinal içeren ürünlerin bilinçsiz şekilde kombinlenmesi yaz döneminde ciddi problemlere yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, “Cilt bakımında daha fazla ürün kullanmak her zaman daha iyi sonuç anlamına gelmez. Önemli olan doğru içerikleri doğru zamanda ve doğru şekilde kullanmaktır” dedi.

Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, “Limon, karbonat, elma sirkesi veya diş macunu gibi ürünlerle yapılan ‘doğal leke tedavileri’ bilimsel olarak desteklenmemektedir. Üstelik bu uygulamalar ciddi tahrişe yol açarak lekelerin daha da koyulaşmasına neden olabilir. Özellikle limon sürüldükten sonra güneşe çıkılması, fitofotodermatit adı verilen ciddi reaksiyonlarla sonuçlanabilir” diye konuştu.

Bazı pigment değişikliklerinin yalnızca kozmetik bir sorun olmayabileceğini belriten Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, “Ani başlayan, hızla büyüyen, renk değiştiren veya düzensiz sınırlara sahip lekeler mutlaka dermatolojik değerlendirme gerektirir. Özellikle asimetri, kanama, kaşıntı ve hızlı büyüme gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır” dedi.

Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, “Mavi ışığın özellikle melazmaya yatkın bireylerde pigmentasyonu artırabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Ancak burada asıl önemli olan yalnızca telefon ekranları değil, toplam görünür ışık maruziyeti ve şehir yaşamının oluşturduğu oksidatif strestir. Bu nedenle özellikle lekeye yatkın kişilerde demir oksit içeren renkli güneş koruyucular fayda sağlayabilir” diye konuştu.

‘BESLENME VE YAŞAM TARZI DA LEKELERİ ETKİLİYOR’

Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, “Cilt sağlığı yalnızca kullanılan ürünlerle ilgili değildir. Aşırı şeker tüketimi, sigara kullanımı, kronik stres ve düzensiz uyku ciltte oksidatif stresi artırarak pigmentasyon sorunlarının daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Özellikle melazma gibi kronik leke problemlerinde yaşam tarzı faktörleri tedavi başarısını doğrudan etkileyebilmektedir” dedi.

‘LEKE TEDAVİSİNDE ZAMANLAMA ÖNEMLİ’

Leke tedavisinde doğru zamanlama son derece önemlidir diyen Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, “Birçok tedavi yöntemi cildi güneşe karşı daha hassas hale getirir. Yaz döneminde bazı dermatolojik işlemler güvenle uygulanabilirken bazı uygulamalar leke riskini artırabilir. Nem odaklı medikal bakımlar, mezoterapi, PRP ve düşük irritasyonlu antioksidan uygulamalar yaz aylarında daha güvenli seçenekler arasında yer alır. Buna karşılık derin kimyasal peelingler, fraksiyonel CO2 lazerler ve agresif soyucu işlemler pigmentasyon riskini artırabileceği için daha dikkatli planlanmalıdır. Yaz aylarında işlem yapılacaksa etkili güneş koruması vazgeçilmezdir” diye konuştu.

Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu açıklamalarına şöyle devam etti:

“Son yıllarda pikosaniye lazerler, thulium ve non-ablatif fraksiyonel lazer sistemleri, traneksamik asit mezoterapileri ve kombine antioksidan uygulamaları sık tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır. C vitamini ve niasinamid kombinasyonları da destek tedavilerinde önemli rol oynar. Ayrıca daha kontrollü aktif içerik kullanımını esas alan ‘skin cycling’ yaklaşımı son dönemde oldukça ilgi görmektedir.

Yaz aylarında bakım rutininin karmaşık olmasına gerek yoktur. Önerdiğimiz temel yaklaşım; nazik bir temizleyici, antioksidan içerikli bir serum ve geniş spektrumlu SPF 50+ güneş koruyucu kullanılmasıdır. Buna ek olarak cilt bariyerini destekleyen bir nemlendirici de rutinin önemli parçalarından biridir. Niasinamid, C vitamini, azelaik asit, seramid ve hyaluronik asit gibi içerikler yaz döneminde güvenle tercih edilebilir. Lekeleri tedavi etmek çoğu zaman onları oluşmadan önlemekten daha zordur. Bu nedenle düzenli güneş koruyucu kullanımı, şapka ve gözlük gibi fiziksel koruyuculardan yararlanılması, öğle saatlerinde güneşten kaçınılması ve bilinçsiz aktif içerik kullanımından uzak durulması büyük önem taşır. Güneş hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır, ancak cildimiz için aramıza mesafe koymamız gerekir.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir-4684.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir-4684.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir-4684-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir-4684.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir/112119/</link>
			<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:24:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Ece İrtem'in ölümüyle gündeme gelen genç kayıpların yüzde 70-80'i kalp kaynaklı"]]></title>
			<description><![CDATA['Kızılcık Şerbeti' dizisinde canlandırdığı 'Işıl' karakteriyle hafızalara kazınan oyuncu Ece İrtem'in genç yaşta hayatını kaybetmesi, son yıllardaki ani ölümleri bir kez daha gündeme getirdi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Oğuz Akkuş, oyuncu Ece İrtem'in (35) hayatını kaybetmesi ile gündeme gelen kalp kaynaklı ölümlerin, genç yaşta ani ölümlerin yüzde 70-80'ini oluşturduğuna dikkat çekip, "Özellikle 30 yaş altındaki ani ölümlerin en sık nedenini; genetik geçişli aritmiler ve kalp kası hastalıkları olarak görüyoruz. Tanı ve tedavide gecikilmesi durumunda; kalbin ölümcül çarpıntılara veya kasılamamaya bağlı durması sonucu ani ölüm meydana gelebiliyor" dedi.

MKÜ Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Akkuş, genç yaşta yaşanan ani ölümlerin en sık nedeninin kalp kaynaklı olmakla birlikte; yüksek tansiyona bağlı beyin kanamaları, aort damarı genişlemesi ya da yırtılması, beyin ve akciğer damarlarındaki pıhtılaşmalar olduğuna dikkat çekti.

'KALITSAL HASTALIĞI OLAN GENÇLERDE ANİ ÖLÜM RİSKİ ORANI YÜZDE 50-60'

Kalp kaynaklı genç yaşta ani ölümlerle ilgili veriler paylaşan Prof. Dr. Oğuz Akkuş, "Kardiyak kaynaklı ölümler, ani genç ölümlerinin yüzde 70-80’ini oluşturuyor. Özellikle 30 yaş altındaki ani ölümlerin en sık nedenini; genetik geçişli aritmiler ve kalp kası hastalıkları olarak görüyoruz. Tanı ve tedavide gecikilmesi durumunda; kalbin ölümcül çarpıntılara veya kasılamamaya bağlı durması sonucu ani ölüm meydana gelebiliyor. Yapılan çalışmalara göre, kalıtsal hastalıklarda ani ölüm riski genç yaşlarda yüzde 50-60’lardayken, ileri yaşlarda genetik nedenli ani ölümler yüzde 10'lara düşmektedir. Damar tıkanıklığına bağlı kalp krizleri ise genç yaşta yüzde 1-3 arasıyken, 65 yaş üstü kişilerde bu oran yüzde 10’lara çıkmaktadır" diye konuştu.

'GENETİK HASTALIK VE ARİTMİ POLİKLİNİKLERİ ARTIRILMALI, AYRI BİRİM OLMALI'

Ani ölümlerin önüne geçilmesi için yapılabilecek uygulamalardan bahseden Prof. Dr. Oğuz Akkuş, "Ailede erken yaşta ani ölüm öyküsü bulunan bireylere, muayene ve genetik taramalar mutlaka yapılmalıdır. Genetik mutasyon saptanan durumlarda çocukluk ve adölesan döneminde takibe başlanmalı; her 1-2 yılda bir EKG ve ekokardiyografi değerlendirmeleri tekrarlanmalıdır. Ayrıca genetik hastalık ve aritmi polikliniklerinin artırılarak yüksek yoğunluklu hastanelerde ayrı birer birim olarak yapılandırılması, bu hastalıkların erken tanı ve tedavisinde hayati bir önem arz etmektedir. Bu özel birimler sayesinde riskli ailelerin dinamik takibi tek bir merkezden yürütülerek, genç yaşta gelişebilecek ani ölümlerin erkenden önüne geçilmesi sağlanacaktır" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-ece-irtem-in-olumuyle-gundeme-gelen-genc-kayiplarin-yuzde-70-80-i-kalp-kaynakli-2373.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-ece-irtem-in-olumuyle-gundeme-gelen-genc-kayiplarin-yuzde-70-80-i-kalp-kaynakli-2373.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-ece-irtem-in-olumuyle-gundeme-gelen-genc-kayiplarin-yuzde-70-80-i-kalp-kaynakli-2373-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-ece-irtem-in-olumuyle-gundeme-gelen-genc-kayiplarin-yuzde-70-80-i-kalp-kaynakli-2373.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-ece-irtem-in-olumuyle-gundeme-gelen-genc-kayiplarin-yuzde-70-80-i-kalp-kaynakli/112114/</link>
			<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:33:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanı açıkladı: "Parkinson ve el titremelerinde ameliyatsız tedavi mümkün"]]></title>
			<description><![CDATA[Parkinson hastalığı başta olmak üzere hareket bozuklukları yaşayan hastalar için cerrahi gerektirmeyen yeni nesil tedavi yöntemlerinin olduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ali Zırh, “Akıllı Ses Ötesi Tedavisi- MRgFUS olarak bilinen yöntemle hastaların yaşam kalitesi ameliyatsız ve yatış gerektirmeden artırabiliyor” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Akıllı Ses Ötesi Tedavisi- MR Guided Focused Ultrasound (MRgFUS) sayesinde, kesisiz ve hastanede yatışı gerekmeksizin tedavi imkanı sunulduğunu ifade eden Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ali Zırh, “Bu yöntem, ilaç tedavisinden yeterli fayda göremeyen ya da ilaç etkileri yaşayan hastalar arasında özellikle cerrahi tedavi istemeyen ya da cerrahiye uygun olmayanlar için önemli bir alternatif oluşturuyor” diye konuştu.

‘BEYİNDEKİ AKTİVİTEYİ DEĞİŞTİREREK HAREKET BOZUKLUKLARINI DÜZELTEBİLİYORUZ’

Özellikle hareket bozuklukları yaşayan hastalarda ‘Nöromodülayon’ denilen beyindeki hücresel aktiviteleri değiştirme yönteminin oldukça etkili bir alan olduğunu belirten Prof. Dr. Zırh, “Titremesi olan hastalarda, Parkinson hastalarında ve bazı nörolojik rahatsızlıklarda beyindeki nöral aktiviteyi değiştirebiliyor, modüle edebiliyoruz” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zırh, bu tedavilerin uzun yıllardır beyin pili yöntemiyle uygulandığını ancak yeni teknolojiyle birlikte cerrahi işlem gerektirmeyen alternatiflerin de geliştiğini söyledi.

‘KAFATASI AÇILMADAN, AYAKTAN UYGULANIYOR’

İşlem sırasında yüksek yoğunluklu ultrason dalgalarının, kafa derisi üzerinden beynin içinde titremeye neden olan hedef bölgeye odaklandığına ve kesi yapılmadan bu alanın etkisizleştirilmesinin sağlandığına dikkat çeken Prof. Dr. Zırh, “İşlem sırasında odaklı ultrason dalgaları ile hedef bölgesinde hastanın belirtilerinin düzeleceği duruma kadar ısı enerjisi yükseltilir. En etkili doza gelince lazer etkisine benzeyen ufak bir lezyon ile bölgede kontrollü yakma işlemi gerçekleştirilir. Tüm işlem MR cihazı içinde ve ayaktan hasta koşullarında gerçekleştirilir. MR, beyni gerçek zamanlı olarak görüntüleyerek hedefin tam olarak belirlenmesine ve ultrason dalgalarının oluşturduğu ısının izlenmesine olanak tanır. Böylece titreme, katılık ve yavaşlık belirgin şekilde azaltılabilir” diye konuştu.

Hastane yatışı gerektirmeyen ve ayaktan uygulanabilen bu yöntem sonrasındaki beş yıllık takip sonuçlarında, hastaların yüzde 70–73’ünde titremede belirgin ve kalıcı bir iyileşme bildirildiğini ifade eden Prof. Dr. Zırh, bu tedavinin bazı psikiyatrik hastalıklar ve kronik ağrı tedavisinde de kullanım alanı bulunduğunu belirtti.

‘DÜNYADAKİ SAYILI MERKEZLERDEN BİRİ’

Bu teknolojinin dünyada sınırlı sayıda merkezde bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Zırh, “Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi de bu yöntemi bir yılı aşkın süredir başarılı sonuçlarla uygulayan ve uluslararası alanda akredite edilmiş merkezlerden biri. Parkinson, esansiyel tremor ve diğer hareket bozukluğu yaşayan hastalar tıbbi tedavinin yetersiz kaldığı ya da ilaç yan etkileri nedeniyle sonuç alınamayan hastalar çaresiz değil. Beyin pili tedavisinin yanı sıra bu yeni yöntem sayesinde yaşama yeniden merhaba diyebilirler” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmani-acikladi-parkinson-ve-el-titremelerinde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-5079.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmani-acikladi-parkinson-ve-el-titremelerinde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-5079.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmani-acikladi-parkinson-ve-el-titremelerinde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-5079-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmani-acikladi-parkinson-ve-el-titremelerinde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-5079.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmani-acikladi-parkinson-ve-el-titremelerinde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun/112075/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 07:51:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı:"İdrarda kan ve yan ağrıyı hafife almayın"]]></title>
			<description><![CDATA[Ürolojik hastalıkların tedavisinde erken tanınını hayati önem taşıdığını belirten Üroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Yücel Boz, “Yan ağrısı, idrar yaparken zorlanma ve idrarda kan görülmesi gibi belirtiler asla göz ardı edilmemeli” dedi. Üroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Boz, böbrek ve idrar yolu hastalıklarının erken tanısında şikayetlerin niteliğine dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Özellikle kasıklara vuran ağrı, ateş ve idrarda kan görülmesi gibi belirtilerin basit nedenlere bağlanmaması gerektiği uyarısında bulunan Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesinden Üroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Yücel Boz, “Birçok kişinin zaman zaman yaşadığı yan ağrısı, sık idrara çıkma ya da idrar yaparken zorlanma gibi şikayetler genellikle hafif ve geçici sanılsa da aslında ciddi ürolojik hastalıkların ilk sinyali olabiliyor. Bu bulgular enfeksiyonlardan taş hastalığına ve hatta böbrek kitlelerine kadar uzanabilen önemli problemlerin erken habercisi olabiliyor” ifadelerini kullandı.

‘AĞRININ TİPİ HASTALIĞIN İPUCUNU VERİR’

Hastalıkların belirtilerine dikkat çeken Dr. Boz, “Böbrek enfeksiyonlarında genellikle sürekli devam eden yan ağrısı ve ateş görülür. Taş hastalığında ise ağrı dalgalı seyreder ve kasıklara doğru yayılır. Bu iki tabloyu ayıran en önemli farklardan biri ağrının karakteridir” dedi. Böbrek kaynaklı şikayetlerin genellikle vücudun aynı tarafında hissedildiğini belirten Dr. Boz, sağ böbrekle ilgili sorunların çoğunlukla sağ tarafta, sol böbrekle ilgili sorunların ise sol tarafta ağrıya neden olduğunu ifade etti.

‘BÖBREK KİTLELERİ ÖNEMLİ’

Böbrek kitlelerinin erken dönemde belirti vermeyebileceğini belirten Dr. Boz, “Böbreğin en sık görülen rahatsızlıklarından biri olan böbrek kistleri çoğunlukla iyi huylu olan, tedavi gerektirmeyen Ultrasonografi kontrolleri ile takip edilen nadiren Tomografi ve MR çekilmesi gerekli olan kitlelerdir. Bu tür kitleler çoğu zaman tesadüfen ya da uzun süren ağrıların araştırılması sırasında tespit edilir. İyi huylu ve kötü huylu olarak ikiye ayrılır. İyi huylu olanlar genellikle takip edilirken, bazı durumlarda cerrahi müdahale gerekebilir” diye konuştu. İdrarda kan görülmesinin önemli bir uyarı işareti olduğunu ifade eden Dr. Boz, bu durumun mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

‘İDRAR YAPMA SORUNLARI’

Alt idrar yollarına ait şikayetlerin de sık görüldüğünü belirten Boz, “İdrara başlamakta zorlanma, kesik kesik idrar yapma, idrar sonrası rahatlayamama ve idrar basıncında azalma boşaltım problemlerine işaret eder. Sık idrara çıkma, ani sıkışma ve gece idrara kalkma ise depolama sorunları arasında yer alır” dedi. Ürolojik hastalıklarda ilk yaklaşımın her zaman ameliyat olmadığını söyleyen Dr. Boz, tanı sürecinin önemine dikkat çekerek, “Hastanın şikayetlerini doğru anlatması tanı koymada en önemli adımdır. Gerekli durumlarda idrar ve kan tahlilleri ile görüntüleme yöntemleri kullanılır. Tedavi, hastalığın türüne göre ilaç ya da cerrahi olarak planlanır” diye konuştu.

‘ARTAN VE TEKRARLAYAN ŞİKAYETLERİ ÖNEMSEYİN’

Dr. Boz, özellikle giderek artan ve tekrarlayan şikayetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, “Vücut zaman zaman sinyaller verebilir ancak sürekli hale gelen ve şiddeti artan şikayetler mutlaka bir uzmana başvurmayı gerektirir” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-idrarda-kan-ve-yan-agriyi-hafife-almayin-7211.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-idrarda-kan-ve-yan-agriyi-hafife-almayin-7211.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-idrarda-kan-ve-yan-agriyi-hafife-almayin-7211-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-idrarda-kan-ve-yan-agriyi-hafife-almayin-7211.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-idrarda-kan-ve-yan-agriyi-hafife-almayin/112034/</link>
			<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 06:42:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı:"Sıcak havalarda kalp krizi riski artıyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz mevsiminin başlamasıyla birlikte hava sıcaklıklarının yükseldiğini belirten Medical Park TEM Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ender Özal, sıcak havaların yalnızca günlük yaşam konforunu değil, kalp sağlığını da doğrudan etkilediğine dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklık ve nemin kalp-damar sistemi üzerinde ciddi yük oluşturabileceğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ender Özal, “Özellikle sıcaklık ve nem oranındaki artış kalp krizi, tansiyon problemleri ve kalp yetmezliği gibi hastalıkların görülme sıklığını artırabilir. Beklenmeyen göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, baygınlık hissi veya ani tansiyon değişiklikleri yaşanması halinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi.

Özellikle sıcaklık ve nem oranındaki artışın kalp krizi, tansiyon problemleri ve kalp yetmezliği gibi hastalıkların görülme sıklığını artırabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Özal, yaz aylarında kalp hastalarının daha dikkatli davranması gerektiğini ifade etti.

‘YAZ AYLARINDA KALP KRİZİ VAKALARINDA ARTIŞ GÖRÜLÜYOR’

Yapılan araştırmaların yaz döneminde kalp krizi vakalarının arttığını gösterdiğine değinen Uzm. Dr. Özal, "Sıcak havalarda vücut ısısını dengelemek amacıyla terleme artar. Terleme ile birlikte su, tuz ve elektrolit kaybı meydana gelir. Bu durum damarlarda dolaşan sıvı hacminin azalmasına neden olur. Kanın yoğunluğu arttıkça pıhtılaşma eğilimi yükselir ve kalp krizi riski ortaya çıkabilir" diye konuştu.

Sıvı kaybının yalnızca kalbi değil, böbrekleri de etkilediğini ifade eden Uzm. Dr. Özal, "Vücuttaki sıvı miktarının azalması böbreklere giden kan akımını düşürebilir. Organizma bunu telafi etmek için bazı hormonları devreye sokar. Ancak bu mekanizma damarların büzüşmesine ve ani tansiyon yükselmelerine yol açabilir. Tüm bu süreçler kalp-damar sistemi üzerinde ciddi yük oluşturur" ifadelerini kullandı.

‘KALBİN İŞ YÜKÜ ARTIYOR’

Sıcak havalarda damarların genişleyerek vücut sıcaklığını düşürmeye çalıştığını söyleyen Uzm. Dr. Özal, "Vücut ısısını dengeleyen en önemli sistemlerden biri kan dolaşımıdır. Sıcaklık arttığında damarlar genişler ve kalbin daha fazla çalışması gerekir. Kalbin pompaladığı kanın büyük kısmı cilde yönelirken diğer organların dolaşımı etkilenebilir. Bu durum özellikle kalp yetmezliği bulunan kişiler için risk oluşturabilir" dedi.

‘HİPERTANSİYON HASTALARI DAHA DİKKATLİ OLMALI’

Hipertansiyon hastalarının yaz aylarında tansiyon değişiklikleri açısından daha yakından takip edilmesi gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Özal, şu bilgileri paylaştı:

"Özellikle idrar söktürücü ilaç kullanan hastalarda sıvı kaybı daha belirgin hale gelebilir. Sıvı kaybı arttığında vücut tansiyonu yükselten mekanizmaları devreye sokabilir. Bunun yanında kullanılan bazı tansiyon ilaçları nedeniyle ani tansiyon düşmeleri de görülebilir. Bu nedenle tansiyon değerlerinde ciddi dalgalanmalar yaşanabilir. Yüksek tansiyonu olan kişilerin yazın gelmesiyle doktor kontrollerini yaptırmaları ve kullandıkları ilaçların sıcak hava koşullarına göre yeniden düzenlenip düzenlenmeyeceğinin değerlendirilmesi önemlidir. Yaz aylarında kalp yetmezliği bulunan bireyler de risk grubunda yer alır. Vücut sıcaklığını düşürmek için dolaşım sistemi daha yoğun çalışır. Kalbin iş yükü artarken sıvı kaybı da eklenince kalp yetmezliği olan hastalarda şikâyetler ağırlaşabilir. Bu nedenle sıcak havalarda dikkatli olunmalı ve sıvı dengesi korunmalıdır.”

‘KLİMALI ORTAMA ANİ GEÇİŞ TEHLİKELİ OLABİLİR’

Aşırı sıcak bir ortamdan aniden çok soğuk ve klimalı bir ortama geçmenin de risk oluşturabileceğini belirten Uzm. Dr. Özal, "Ani sıcaklık değişiklikleri damarların hızla büzüşmesine neden olabilir. Bu durum tansiyon yükselmesi, ritim bozuklukları ve kalp krizi açısından tetikleyici rol oynayabilir. Özellikle kalp hastalarının bu konuda dikkatli olması gerekir" dedi.

‘SUSAMAYI BEKLEMEDEN SU İÇİN’

Sıcak havalarda yeterli sıvı tüketiminin hayati önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Özal, "Su içmek için susamayı beklememek gerekir. Özellikle yaz aylarında günlük en az 2,5 litre su tüketilmesini öneriyoruz. Kaybedilen sıvının yerine konulması kalp krizi riskini azaltan en önemli önlemlerden biridir" diye konuştu.

‘YAZ AYLARINDA KALBİ KORUMAK İÇİN ÖNERİLER’

Kalp ve tansiyon hastalarının yaz aylarında bazı basit önlemlerle risklerini azaltabileceklerini belirten Özal, şu önerilerde bulundu:

"Su ihtiyacı öncelikle su ile karşılanmalıdır. Alkol ve kafeinli içecekler suyun yerini tutmaz. Günün en sıcak saatleri olan öğle saatlerinde mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalıdır. Açık havada bulunulacaksa şapka, güneş gözlüğü ve güneş koruyucu kullanılmalıdır. Açık renkli, ince ve pamuklu kıyafetler tercih edilmelidir. Beslenmede aşırı yağlı, kızartılmış ve tuzlu yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Düzenli tansiyon takibi yapılmalı, ilaçlar hekim önerisine uygun şekilde kullanılmalı ve mümkün olduğunca serin, iyi havalandırılan ortamlarda bulunulmalıdır."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-sicak-havalarda-kalp-krizi-riski-artiyor-7287.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-sicak-havalarda-kalp-krizi-riski-artiyor-7287.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-sicak-havalarda-kalp-krizi-riski-artiyor-7287-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-sicak-havalarda-kalp-krizi-riski-artiyor-7287.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-sicak-havalarda-kalp-krizi-riski-artiyor/112030/</link>
			<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 06:12:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı:"Yaz enfeksiyonları çocukları tehdit ediyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklıklar, çocukların daha fazla açık alanda vakit geçirmesi, havuz ve deniz kullanımının yaygınlaşması bazı enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığını artırıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YAZ döneminde çocuklarda enfeksiyon vakalarında artış olabileceğine dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatih Karaaslan, “Yaz aylarında çocuklarda özellikle ishal ve kusma ile seyreden bağırsak enfeksiyonları, enterovirüslere bağlı el-ayak-ağız hastalığı, temiz olmayan deniz ve havuz suyu kaynaklı cilt, göz, kulak ve idrar yolu enfeksiyonları ile böcek ve kene kaynaklı enfeksiyonlar daha sık görülmektedir” dedi.

Özellikle bağırsak enfeksiyonları, el-ayak-ağız hastalığı, havuz kaynaklı enfeksiyonlar ve böcek-kene temasıyla gelişen hastalıklar yaz döneminde çocuklarda daha sık karşımıza çıkıyor. İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatih Karaaslan, yaz aylarında çocuklarda sık görülen enfeksiyonlar ve bunlardan korunmak için ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları anlattı.

‘YAZ AYLARINDA BAĞIRSAK ENFEKSİYONLARI VE EL-AYAK-AĞIZ HASTALIĞI DAHA SIK GÖRÜLÜYOR’

Yaz döneminde bazı enfeksiyonların belirgin şekilde arttığını söyleyen Uzm. Dr. Karaaslan, “Yaz aylarında çocuklarda özellikle ishal ve kusma ile seyreden bağırsak enfeksiyonları, enterovirüslere bağlı el-ayak-ağız hastalığı, temiz olmayan deniz ve havuz suyu kaynaklı cilt, göz, kulak ve idrar yolu enfeksiyonları ile böcek ve kene kaynaklı enfeksiyonlar daha sık görülmektedir” diye konuştu.

‘SICAK HAVA TEK BAŞINA BAĞIŞIKLIĞI ZAYIFLATMAZ’

Sıcak havaların doğrudan bağışıklık sistemini bozmadığını ancak bazı dolaylı etkiler oluşturabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Karaaslan, “Sıcak hava doğrudan bağışıklık sistemini zayıflatmaz. Ancak sıvı kaybı, düzensiz beslenme, yetersiz uyku ve aşırı güneş maruziyeti çocukların enfeksiyonlara karşı direncini azaltabilmektedir” ifadelerini kullandı.

‘YAZ İSHALLERİNİN EN ÖNEMLİ NEDENİ HİJYEN EKSİKLİĞİ’

Yaz aylarında sık görülen ishallerin nedenlerine değinen Uzm. Dr. Karaaslan, “Yüksek sıcaklıklar mikroorganizmaların gıdalarda daha hızlı çoğalmasına neden olur. Mikroorganizmalarla kontamine olmuş yiyeceklerin tüketilmesi, hijyen kurallarına yeterince uyulmaması ve temiz olmayan havuz ya da deniz suyunun yutulması yaz ishallerinin artmasına yol açmaktadır” dedi.

‘AÇIKTA SATILAN YİYECEKLER GIDA ZEHİRLENMESİNE YOL AÇABİLİR’

Yaz aylarında açıkta satılan yiyecek ve içeceklere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Karaaslan, “Özellikle sıcak havanın etkisiyle açıkta satılan yiyeceklerin bakteri, virüs ve parazitlerle kontamine olma ihtimali artmaktadır. Sütlü tatlılar, dondurma, et ürünleri ve uzun süre bekletilmiş yiyeceklerin tüketilmesi çocuklarda gıda zehirlenmelerine yol açabilmektedir” diye konuştu.

‘HAVUZ VE DENİZ ENFEKSİYONLARINA KARŞI DİKKATLİ OLUNMALI’

Yaz tatillerinde havuz ve deniz kullanımının enfeksiyon riskini artırabildiğini vurgulayan Uzm. Dr. Karaaslan, “Havuz ve deniz kaynaklı enfeksiyonlar genellikle suyun yutulmasına bağlı gastroenteritler ve temas sonucu gelişen cilt, göz ve kulak enfeksiyonlarıdır. Ayrıca kirli havuz ve deniz suyu teması, ıslak mayoların uzun süre çocukların üzerinde kalması da idrar yolu enfeksiyonlarında artışa neden olabilmektedir” ifadelerini kullandı.

Korunmak için bazı basit önlemlerin yeterli olabileceğini belirten Uzm. Dr. Karaaslan, şu bilgileri paylaştı:

“Kirli olduğu düşünülen deniz ve havuzlarda yüzülmemeli, mümkün olduğunca su yutulmamalı, yüzme sonrası duş alınmalı ve kulaklar iyice kurulanmalıdır. Ayrıca ıslak deniz kıyafetleriyle uzun süre durulmamalı mümkün olan en kısa sürede kıyafetler değiştirilmelidir” diye konuştu.

‘BELİRTİLER ENFEKSİYONUN TÜRÜNE GÖRE DEĞİŞİYOR’

Yaz enfeksiyonlarında görülen belirtilerin enfeksiyonun türüne göre farklılık gösterebildiğini kaydeden Uzm. Dr. Karaaslan, “Çocuklarda ateş, ishal, kusma, karın ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, cilt döküntüleri, boğaz ağrısı, kulak ağrısı ve gözlerde kızarıklık gibi belirtiler sık görülmektedir” dedi.

‘SIVI KAYBI ÖZELLİKLE KÜÇÜK ÇOCUKLAR İÇİN CİDDİ RİSK OLUŞTURUYOR’

Bebekler ve küçük çocuklarda sıvı kaybının çok daha hızlı gelişebildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Karaaslan, “Yetersiz sıvı alımı ve uzun süren ishal-kusma durumlarında ciddi sıvı kayıpları oluşabilir. Ağız kuruluğu, gözlerde çöküklük, idrar miktarında azalma, aşırı uyku hali ve bilinç değişikliği önemli tehlike işaretleridir” diye konuştu.

‘TEMİZLENMEYEN KLİMALAR ENFEKSİYON RİSKİNİ ARTIRABİLİR’

Klima kullanımının bazı durumlarda enfeksiyonlara zemin hazırlayabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Karaaslan, “Düzenli temizlenmeyen klimaların filtre ve su sistemlerinde mikroorganizmalar birikebilir. Bu durum özellikle solunum yolu enfeksiyonları açısından risk oluşturur. Ayrıca klimaların oluşturduğu kuru hava, çocuklarda burun ve boğaz mukozasını tahriş ederek enfeksiyonlara yatkınlığı artırabilir” ifadelerini kullandı.

‘KORUNMANIN TEMELİNDE HİJYEN VE YETERLİ SIVI TÜKETİMİ VAR’

Ailelere önemli önerilerde bulunan Uzm. Dr. Karaaslan, şunları söyledi:

“El hijyenine dikkat edilmeli, güvenilir gıda ve içme suyu tercih edilmeli, açıkta satılan ürünlerden kaçınılmalı ve çocukların yeterli sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. Havuz hijyenine dikkat edilmesi ve rutin aşıların eksiksiz yaptırılması da enfeksiyonlardan korunmada büyük önem taşımaktadır” dedi.

‘BAZI BELİRTİLER ACİL DEĞERLENDİRME GEREKTİRİYOR’

Bazı durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Karaaslan, “Özellikle bebeklerde ve küçük çocuklarda yüksek ateş, ateşin uzun sürmesi, havale geçirilmesi, nefes darlığı, bilinç değişikliği, yeterli sıvı alamama, şiddetli kusma ve ishal nedeniyle gelişen mukozalarda kuruluk ve göz kürelerinde çöküklük gibi aşırı sıvı kaybı belirtileri ve vücutta yaygın cilt döküntülerinin olması durumunda mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yaz-enfeksiyonlari-cocuklari-tehdit-ediyor-1386.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yaz-enfeksiyonlari-cocuklari-tehdit-ediyor-1386.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yaz-enfeksiyonlari-cocuklari-tehdit-ediyor-1386-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-yaz-enfeksiyonlari-cocuklari-tehdit-ediyor-1386.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-yaz-enfeksiyonlari-cocuklari-tehdit-ediyor/111959/</link>
			<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 06:53:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Gebelikte yapılan aşı annede hastalığı önlerken bebekte de pasif bağışıklık sağlıyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Gebelik döneminde zamanında uygulanan aşıların, anneyi enfeksiyonlardan korurken pasif bağışıklık yoluyla bebeği de koruduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Güneş Topçu, “Tetanoz ve inaktif grip aşıları hamilelikte güvenle yapılabilirken kızamık ve kabakulak gibi canlı aşıların gebelik sürecinde kesinlikle uygulanmaması gerekiyor” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Güneş Topçu, hamilelik döneminde enfeksiyon riskine karşı yapılması gereken ve tıbbi olarak sakıncalı bulunan aşıların listesini paylaştı. Aşılamanın ideal olarak gebelik planlanmadan önce tamamlanması gerektiğini belirten Topçu, zamanında yapılan müdahalelerin anneyi korurken bebeği de hastalıklara karşı dirençli hale getirdiğini ifade etti

Gebelikte yapılabilen ve yapılamayan aşıların bulunduğunu dile getiren Dr. Topçu, “Hamilelikte aşı uygulaması; hastalığa maruz kalma riskinin yüksek olduğu, enfeksiyonun anne veya fetüs için risk oluşturduğu ve aşının zarar verme olasılığının düşük olduğu durumlarda endikedir. Aşı hem annede hastalığı önler hem de pasif bağışıklık sağlayarak bebeği hastalıklara karşı korur. Aslında gebelikte ideal olan, gebelik planlanmadan önce aşı takviminde bulunan tüm aşıların yapılması ve bağışıklığın sağlanmasıdır. Bunlar; inaktif grip aşısı, tetanoz-difteri-boğmaca aşısı ve Kovid aşısıdır. Bu aşılardan tetanoz aşısını 20. hafta üstü önermekteyiz. Diğer iki aşı ise gebeliğin herhangi bir haftasında yapılabilir, hastalarımıza bu şekilde öneriyoruz. Dünya Sağlık Örgütü, özellikle riskli gruplarda; meningokok, hepatit A, hepatit B, hepatit E, Japon ensefaliti, çocuk felci ve kuduz aşılarını da ek olarak önermektedir. Bulaş riski yüksek endemik bölgelere seyahat edecek olan gebelerde bu aşılara dikkat edilmesi gerekir” diye konuştu.

‘BULAŞ RİSKİ OLAN GEBELERİMİZE HEPATİT A VE B AŞILARINI MUTLAKA ÖNERİYORUZ’

Aşılanma takviminde bulunmasına rağmen aşısız gebelerin olabildiğini ifade eden Dr. Topçu, “Peki hangi aşıları önermiyoruz? Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısı, varisella aşısı, tüberküloz aşısı ve canlı grip aşısı gebelikte yapılmamalıdır. Bunun dışında HPV aşısını da gebelikte önermiyoruz. Hepatit A ve hepatit B aşıları, akut hepatit dediğimiz karaciğer hastalığına karşı koruma sağlar. Bu hastalıklar gebelikte de ağır seyredebilir. Bu aşılar, ulusal aşı takvimimizde bulunmasına rağmen hâlâ aşısız gebelerimiz olabilmektedir. Bulaş riski olan gebelerimize hepatit A ve B aşılarını mutlaka öneriyoruz. Sarıhumma ve poliovirüs aşıları da yine endemik bölgelere gidecek olan hastalarımıza önerilmektedir. Tifo hastalığı da endemik bölgelerde görülen bir enfeksiyondur. Bu bölgelere seyahat edecek olan gebelere inaktif tifo aşısını öneriyoruz. Ancak oral formda olan canlı tifo aşısını gebelikte önermiyoruz” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gebelikte-yapilan-asi-annede-hastaligi-onlerken-bebekte-de-pasif-bagisiklik-sagliyor-7523.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gebelikte-yapilan-asi-annede-hastaligi-onlerken-bebekte-de-pasif-bagisiklik-sagliyor-7523.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gebelikte-yapilan-asi-annede-hastaligi-onlerken-bebekte-de-pasif-bagisiklik-sagliyor-7523-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-gebelikte-yapilan-asi-annede-hastaligi-onlerken-bebekte-de-pasif-bagisiklik-sagliyor-7523.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-gebelikte-yapilan-asi-annede-hastaligi-onlerken-bebekte-de-pasif-bagisiklik-sagliyor/111922/</link>
			<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 06:24:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Erken evre sindirim kanserlerinde ameliyatsız tedavi mümkün"]]></title>
			<description><![CDATA[VM Medical Park Maltepe Hastanesi'nden Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, Endoskopik Mukozal Rezeksiyonun sindirim sisteminin iç yüzeyindeki anormal dokuların ameliyata gerek kalmadan çıkarılması işlemi olduğunu dikkat çekerek, “Bu yöntem genellikle erken evre kanserler ve poliplerde uygulanmaktadır” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sindirim sistemi hastalıklarında erken evrelerde endoskopik yöntemler sayesinde bazı hastalarda ameliyata gerek kalmadan müdahale yapılabildiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, “Endoskopik Mukozal Rezeksiyon (EMR) yöntemi, sindirim sisteminin iç yüzeyindeki anormal dokuların endoskopik yöntemle çıkarılmasına imkan sağlıyor. Bu yöntem genellikle erken evre kanserler ve poliplerde uygulanmaktadır” dedi.

‘EN SIK POLİPLER VE ERKEN EVRE KANSERLERDE KULLANILIYOR’

EMR yönteminin kullanım alanlarına değinen Doç. Dr. Ekmen, “Kolon polipleri, erken evre mide kanseri ve Barrett özofagusu gibi durumlarda sık tercih edilmektedir. Amaç hastalıklı dokunun erken aşamada tamamen çıkarılmasıdır” diye konuştu.

‘İŞLEM ENDOSKOPİK YÖNTEMLE GERÇEKLEŞTİRİLİYOR’

İşlemin nasıl uygulandığına ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Ekmen, “Endoskop adı verilen ince ve esnek bir tüp ile ağızdan veya makattan girilerek ilgili bölgeye ulaşılır. Lezyonun altına sıvı enjekte edilerek kabartılır ve ardından özel bir tel halka yardımıyla çıkarılır” açıklamasında bulundu.

‘KLASİK CERRAHİ AMELİYAT DEĞİLDİR’

EMR’nin açık ameliyat yöntemi olmadığını söyleyen Doç. Dr. Ekmen, “Kesik olmadan yapılan minimal invaziv bir işlemdir. Bu nedenle iyileşme süresi klasik cerrahiye göre daha kısadır” dedi.

İşlemin genellikle 20 ila 60 dakika arasında tamamlandığını söyleyen Doç. Dr. Ekmen, çıkarılacak dokunun büyüklüğüne göre sürenin değişebileceğini ifade etti.

‘ÇOĞU HASTA AYNI GÜN TABURCU EDİLİYOR’

Hastanede yatış süresinin genellikle kısa olduğunu belirten Doç. Dr. Ekmen, “Çoğu hasta aynı gün taburcu edilmektedir. Ancak bazı durumlarda kısa süreli gözlem gerekebilir” dedi.

‘KANAMA VE DELİNME RİSKİ GÖRÜLEBİLİYOR’

Her tıbbi işlemde olduğu gibi EMR’nin de bazı riskler taşıdığını ifade eden Doç. Dr. Ekmen, “En sık görülen komplikasyonlar kanama ve nadiren bağırsak duvarında delinmedir. Ancak deneyimli merkezlerde bu riskler oldukça düşüktür” dedi.

‘HER HASTA İÇİN UYGUN OLMAYABİLİYOR’

İleri evre kanserlerde yöntemin yeterli olmayabileceğini belirten Doç. Dr. Ekmen, “Çok derine yayılmış lezyonlarda EMR uygun olmayabilir. Bu tür durumlarda cerrahi tedavi gerekebilir” ifadelerini kullandı.

‘HIZLI İYİLEŞME SAĞLAYABİLİYOR’

Yöntemin sağladığı olanaklara değinen Doç. Dr. Ekmen, “EMR, ameliyatsız tedavi imkanı sunar, hastanede kalış süresini kısaltır ve hızlı iyileşme sağlayabilir. Erken teşhis edilen bazı kanserlerde başarılı sonuçlar alınabilmektedir” diye konuştu.

‘İŞLEM SONRASI BESLENMEYE DİKKAT EDİLMELİ’

İşlem sonrasında doktor önerilerine uyulmasının önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ekmen, “Hastaların birkaç gün hafif beslenmesi, verilen ilaçları düzenli kullanması ve kontrol randevularını aksatmaması gerekir. Sindirim sistemi hastalıklarında düzenli taramalar erken teşhis açısından büyük önem taşımaktadır. Erken tanı sayesinde bu tür minimal invaziv yöntemlerin başarı şansı artmaktadır” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-erken-evre-sindirim-kanserlerinde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-9111.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-erken-evre-sindirim-kanserlerinde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-9111.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-erken-evre-sindirim-kanserlerinde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-9111-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-erken-evre-sindirim-kanserlerinde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-9111.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-erken-evre-sindirim-kanserlerinde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun/111826/</link>
			<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 06:18:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Kene ısırığında en büyük tehlike yanlış müdahale"]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarının gelmesiyle kene vakalarında da artış yaşanıyor. Özellikle kırsal alanlarda zaman geçiren vatandaşları uyaran İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi'nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Yıldız, kene ısırıklarının basit bir cilt problemi olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, yanlış müdahalelerin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[KENE çıkarılırken yapılan yanlış uygulamaların hastalık bulaşma riskini artırabileceğine değinen Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Yıldız, “Kenenin üzerine kolonya, alkol, gaz yağı, aseton veya deterjan dökülmemelidir. Bu tür uygulamalar kenenin taşıdığı mikropları insan vücuduna kusmasına neden olabilir. Ayrıca kenenin üzerine sigara basılması, ateş tutulması, çıplak elle ezilmesi veya patlatılması da mikrobun insana bulaşma riskini artırmaktadır” dedi.

Kenelerin birçok farklı mikroorganizmayı taşıyabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Yıldız, bu canlıların insanlara bulaştırdığı hastalıkların bazı durumlarda ölümcül seyredebileceğine dikkat çekti.

‘KENE ISIRIĞI CİDDİ HASTALIKLARA NEDEN OLABİLİYOR’

Kenenin kan emerek beslenen bir canlı olduğunu belirten Uzm. Dr. Yıldız, “Keneler farklı mikropları taşıyabilir. Vücuda tutunan keneler taşıdıkları mikropları insanlara ve hayvanlara bulaştırabilir. Bu mikroplar insanlarda Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Lyme hastalığı, tularemi, kene kaynaklı beyin iltihabı ve Q ateşi gibi birçok hastalığa yol açabilmektedir” diye konuştu.

‘TOKAT, SİVAS, ÇORUM, AMASYA, YOZGAT, ERZİNCAN VE ERZURUM’DA RİSK YÜKSEK’

Kenelerin doğada yaygın olarak bulunduğunu kaydeden Uzm. Dr. Yıldız, uygun sıcaklık ve nem koşullarında çoğaldıklarını söyleyerek şu bilgileri paylaştı:

“Keneler özellikle Nisan ve Ekim ayları arasında daha sık görülmektedir. Ülkemizde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi açısından risk taşıyan keneler daha çok Tokat, Sivas, Çorum, Amasya, Yozgat, Erzincan ve Erzurum çevresinde görülmektedir. Ancak iklim değişikliği, kuş göçleri ve hayvan ticareti nedeniyle farklı bölgelerde de karşımıza çıkabilmektedir.”

‘EN ÇOK KULAK ARKASI VE KOLTUK ALTINA TUTUNUYOR’

Kenelerin insan vücudunda belirli bölgelere yerleşmeyi tercih ettiğini dile getiren Uzm. Dr. Yıldız, “Keneler genellikle derinin daha ince ve nemli olduğu kulak arkası, koltuk altı, kasık bölgesi, diz arkası, göbek çevresi ve saçlı deri gibi bölgelere tutunmaktadır” dedi.

‘BU BELİRTİLER GÖRÜLÜRSE DİKKAT’

Kene tutunmasını takip eden günlerde bazı belirtilerin ortaya çıkabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Yıldız, “Kene yapışmasını takip eden 10-14 gün içerisinde yüksek ateş, titreme, şiddetli baş ağrısı, yaygın kas ve eklem ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, vücutta döküntü veya morluklar ile burun ve diş eti kanamaları görülebilir. Bu belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” diye konuştu.

‘KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ HAYATİ RİSK TAŞIYOR’

Türkiye'de en çok endişe yaratan hastalıklardan birinin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Yıldız, “Hastalığın yaygın olduğu bölgelerde yaşayan kenelerin virüsü taşıma ihtimali yüksektir. Hastalık geliştiğinde ölüm riski bulunan ciddi bir enfeksiyon tablosu ortaya çıkabilmektedir” ifadelerini kullandı.

‘KENENİN ÜZERİNE KOLONYA DÖKMEYİN’

Kene çıkarılırken yapılan yanlış uygulamaların hastalık bulaşma riskini artırabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Yıldız, “Kenenin üzerine kolonya, alkol, gaz yağı, aseton veya deterjan dökülmemelidir. Bu tür uygulamalar kenenin taşıdığı mikropları insan vücuduna kusmasına neden olabilir. Ayrıca kenenin üzerine sigara basılması, ateş tutulması, çıplak elle ezilmesi veya patlatılması da mikrobun insana bulaşma riskini artırmaktadır” açıklamasında bulundu.

‘KENE NE KADAR ERKEN ÇIKARILIRSA RİSK O KADAR AZALIR’

Kene fark edildiğinde mümkün olan en kısa sürede çıkarılması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Yıldız, “Kene ne kadar erken çıkarılırsa hastalık bulaşma riski de o kadar azalır. Tercihen sağlık kuruluşlarında ince uçlu cımbız veya özel kene çıkarma aparatlarıyla alınmalıdır. Zorunlu durumlarda ise çıplak elle temas edilmeden, kene ezilip parçalanmadan çıkarılmalıdır. Sonrasında bölge sabunlu suyla yıkanmalı ve uygun şekilde temizlenmelidir” dedi.

‘AÇIK RENK GİYSİLER TERCİH EDİLMELİ’

Kene tutunmasını önlemek için alınabilecek basit önlemlerin büyük önem taşıdığına değinen Uzm. Dr. Yıldız, “Köy, bağ, bahçe, tarla ve ormanlık alanlara giderken açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Böylece keneler daha kolay fark edilebilir. Kolları ve bacakları kapatan giysiler giyilmeli, pantolon paçaları çorap içine sokulmalı ve uygun kene kovucu ürünler kullanılmalıdır” dedi.

‘ÇOCUKLAR VE EVCİL HAYVANLAR DAHA FAZLA RİSK ALTINDA’

Çocukların doğayla daha fazla temas etmesi nedeniyle risk grubunda yer aldığını belirten Uzm. Dr. Yıldız, “Çocuklar ot ve çalılara daha sık temas eder. Ayrıca, vücutlarına yapışan keneyi veya hastalık belirtilerini fark etmeleri daha zor olabilir. Evcil hayvanlar da kenelerin taşınmasında önemli rol oynayabilir. Hayvanların tüyleri arasında gizlenen keneler ev ortamına kadar taşınabilmektedir” dedi.

‘14 GÜN BOYUNCA TAKİP ŞART’

Kene ısırığı sonrasında kişilerin sağlık durumlarını yakından takip etmesi gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Yıldız, “Kene çıkarıldıktan sonraki 14 gün boyunca ateş, baş ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, vücutta ağrı, cilt döküntüsü veya kanama gibi belirtiler açısından dikkatli olunmalıdır. Bu belirtilerden herhangi biri gelişirse mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-kene-isiriginda-en-buyuk-tehlike-yanlis-mudahale-6836.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-kene-isiriginda-en-buyuk-tehlike-yanlis-mudahale-6836.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-kene-isiriginda-en-buyuk-tehlike-yanlis-mudahale-6836-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-kene-isiriginda-en-buyuk-tehlike-yanlis-mudahale-6836.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-kene-isiriginda-en-buyuk-tehlike-yanlis-mudahale/111783/</link>
			<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 05:07:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Beslenme programı kişiye özel olmalı"]]></title>
			<description><![CDATA[Diyetisyen Fatma Betül Çelebi, "Beslenme programları ancak uzman kontrolünde hazırlandığında gerçek bir başarıya ulaşabilir. Bu programların kişiye özel olması gerekir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[6 Haziran Diyetisyenler Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nden Diyetisyen Fatma Betül Çelebi, kişiye özel planlanması gereken beslenme programlarının ciddi bir uzmanlık gerektirdiğine dikkat çekerek; diyetisyenlerin hastalıkların yönetiminden sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasına kadar hayatın her evresinde kritik bir rol üstlendiğini ifade etti.

‘BESLENMEYİ PARMAK İZİ GİBİ DÜŞÜNMEK GEREKİR’

Her bireyin farklı ihtiyaçlara sahip olduğunu belirten Çelebi, “Beslenme programı kişiye özel olmalıdır. Adeta bir beslenme parmak izi gibi düşünmek gerekir. Günümüzde birçok platformda kalori ve protein ihtiyacı hesaplanabiliyor ya da çeşitli diyet listelerine ulaşılabiliyor. Ancak bu bilgilerin doğru yorumlanması ve kişiye uygun hale getirilmesi uzmanlık gerektirir. Diyetisyenler, bireyin sağlık durumunu, kan bulgularını, yaşam tarzını ve ihtiyaçlarını değerlendirerek en doğru beslenme planını oluşturur” dedi.

'DİYETİSYENLER SADECE KİLO VERDİRMİYOR’

Diyetisyenlerin farklı alanlarda uzmanlaşabildiğine dikkat çeken Çelebi, “Sporcu beslenmesi, çocuk beslenmesi, yaşlı beslenmesi ve kanser hastalarının beslenmesi gibi birçok özel alan bulunuyor. Bazen kişiler yalnızca kilo vermek amacıyla başvursa da değerlendirmeler sonucunda altta yatan farklı beslenme sorunlarıyla karşılaşabiliyoruz. Kimi zaman bireye özgü bazı besinlerin ödem ya da kilo verme direncine neden olduğunu görebiliyoruz. Bu nedenle kişiye özel planlama büyük önem taşıyor” diye konuştu.

‘ÖZELLİKLE HASTA VE YAŞLI BİREYLER DİKKAT ETMELİ’

Sağlıklı kilo verme sürecinin mutlaka uzman kontrolünde yürütülmesi gerektiğini belirten Çelebi, “Özellikle yaşlı bireylerde kas kaybının önlenmesi çok önemlidir. Çocuklarda ise büyüme ve gelişmenin etkilenmeyeceği bir beslenme programı oluşturulmalıdır. Hastalığı bulunan bireylerde de beslenme tedavisi sürecin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle özellikle risk grubundaki kişilerin diyetisyen desteği alması gerekir” ifadelerini kullandı.

‘SAĞLIKLI BESLENME BİR YAŞAM BİÇİMİDİR’

6 Haziran Diyetisyenler Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Çelebi son olarak şöyle konuştu:

“Diyetisyenler, bireylerin sağlıklı beslenmeyi bir yaşam alışkanlığı haline getirmesine yardımcı olur. Amacımız yalnızca kilo vermek değil, yaşam kalitesini artırmak ve bireylerin sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamaktır. Sağlıklı beslenme kısa süreli bir diyet değil, sürdürülebilir bir yaşam biçimidir.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-beslenme-programi-kisiye-ozel-olmali-335.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-beslenme-programi-kisiye-ozel-olmali-335.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-beslenme-programi-kisiye-ozel-olmali-335-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-beslenme-programi-kisiye-ozel-olmali-335.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-beslenme-programi-kisiye-ozel-olmali/111744/</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jun 2026 07:23:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Böbrek kanseri çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor"]]></title>
			<description><![CDATA[VM Medical Park Maltepe Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Tahra, böbrek kanserinin çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini ve sıklıkla tesadüfen saptandığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BÖBREK kanserinin böbrek hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıktığını belirten Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Tahra, “Hastalık çoğu zaman erken dönemde belirti vermeyebilir. En sık görülen belirtiler arasında idrarda kan görülmesi, yan ağrısı, karında kitle hissi, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik yer alır” dedi.

Böbrek kanserinin böbrek hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Tahra, erişkinlerde en sık görülen tipin renal hücreli karsinom olduğunu ifade etti. Günümüzde birçok vakanın farklı nedenlerle yapılan ultrasonografi veya tomografi incelemeleri sırasında tesadüfen tanı aldığını belirten Doç. Dr. Tahra, “Hastalık çoğu zaman erken dönemde belirti vermeyebilir. En sık görülen belirtiler arasında idrarda kan görülmesi, yan ağrısı, karında kitle hissi, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik yer alır” diye konuştu.

‘İDRARDA KAN GÖRÜLMESİ ÖNEMLİ BİR UYARIDIR’

İdrarda kan görülmesinin önemli bir uyarı işareti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tahra, “Bu durum mutlaka ürolojik değerlendirme gerektirir. Bunun yanında sürekli yan ağrısı, kilo kaybı ve halsizlik gibi şikâyetler de ihmal edilmemelidir” dedi.

‘GÖRÜLME SIKLIĞINDA ARTIŞ VAR’

Son yıllarda böbrek kanseri tanısında artış yaşandığını belirten Doç. Dr. Tahra, “Bu artışın en önemli nedenlerinden biri görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıdır. Bunun yanı sıra sigara kullanımı, obezite, hipertansiyon, hareketsiz yaşam tarzı ve yaşam süresinin uzaması da etkili faktörler arasında yer alır” ifadelerini kullandı.

‘RİSK GRUBUNDAKİLER DİKKAT’

Sigara kullananlar, fazla kilolu bireyler, hipertansiyon hastaları ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin daha yüksek risk altında olduğunu ifade eden Tahra, “Ailesinde böbrek kanseri öyküsü olanlar ve 50 yaş üzerindeki bireylerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerekir” diye konuştu.

‘ERKEN TANI TEDAVİ BAŞARISINI ARTIRIR’

Böbrek kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Doç. Dr. Tahra, “Günümüzde böbrek tümörlerinin önemli bir kısmı tesadüfen saptanmakta ve bu durum erken tanı açısından avantaj sağlamaktadır. Erken evrede yakalanan hastalarda tedavi başarısı oldukça yüksektir” dedi.

‘MODERN TEDAVİ YÖNTEMLERİ UYGULANIYOR’

Tedavi planının hastalığın evresine göre belirlendiğini söyleyen Doç. Dr. Tahra, “En sık uygulanan yöntem cerrahidir. Günümüzde böbreği koruyucu cerrahiler ön plandadır. Robotik ve laparoskopik yöntemler sayesinde daha küçük kesilerle ameliyat yapılabilmekte, hastalar daha hızlı iyileşebilmektedir” ifadelerini kullandı.

Cerrahiye uygun olmayan bazı hastalarda farklı yöntemlerin de değerlendirilebildiğini belirten Doç. Dr. Tahra, “Özellikle küçük böbrek kitlelerinde ablasyon tedavileri uygulanabilir. İleri evre hastalıklarda ise hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi seçenekleri gündeme gelebilir” dedi.

SAĞLIKLI YAŞAM ÖNERİLERİ

Böbrek sağlığını korumak için yaşam tarzının önemine değinen Doç. Dr. Tahra şu önerilerde bulundu:

“Sigara kullanımından kaçınılması, sağlıklı kilonun korunması, düzenli egzersiz yapılması ve yeterli su tüketilmesi böbrek sağlığı açısından önemlidir. Ayrıca tansiyonun kontrol altında tutulması ve düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi özellikle risk grubundaki bireylerde hastalıkların erken dönemde tespit edilmesine yardımcı olur. Erken değerlendirme ve zamanında müdahale ise birçok böbrek hastalığında hayat kurtarıcı olabilir.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bobrek-kanseri-cogu-zaman-belirti-vermeden-ilerliyor-8458.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bobrek-kanseri-cogu-zaman-belirti-vermeden-ilerliyor-8458.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bobrek-kanseri-cogu-zaman-belirti-vermeden-ilerliyor-8458-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-bobrek-kanseri-cogu-zaman-belirti-vermeden-ilerliyor-8458.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-bobrek-kanseri-cogu-zaman-belirti-vermeden-ilerliyor/111703/</link>
			<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 09:17:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Her 4 kadından birinde düşük yumurtalık rezervi görülüyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Kariyer ve evlilik planlarının ertelenmesiyle kadınlarda anne olma yaşının yükseldiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Ekin, doğurganlığı doğrudan etkileyen yumurtalık rezervi düşüklüğü konusunda uyarılarda bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Ekin, “Yumurtalık rezervini belirleyen en önemli faktör yaştır. 20’li ve 30’lu yaşlarda en yüksek seviyededir, 30’dan sonra azalmaya başlar ve 35 yaş sonrası bu düşüş hızlanır. Düşük over rezervi neredeyse her 4 kadından birinde karşımıza çıkabiliyor" dedi.

Düşük yumurtalık rezervinin günümüzde ciddi bir artış gösterdiğini belirten Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Ekin, beslenme ve yaşam tarzının doğurganlık üzerindeki belirleyici etkisine dikkat çekti.

‘YUMURTALIK REZERVİ YAŞLA BİRLİKTE AZALIYOR’

Yumurtalık rezervinin, yumurtalıklarda bulunan üreme hücrelerinin toplamını ifade ettiğini belirten Prof. Dr. Ekin, “Bu rezervi belirleyen en önemli faktör yaştır. 20’li ve 30’lu yaşlarda en yüksek seviyededir, 30’dan sonra azalmaya başlar ve 35 yaş sonrası bu düşüş hızlanır” dedi. Son yıllarda yapılan çalışmaların bu konuda dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Ekin, “Düşük over rezervi neredeyse her 4 kadından birinde karşımıza çıkabiliyor” ifadelerini kullandı.

‘GENETİK VE YAŞAM TARZI BELİRLEYİCİ’

Yumurtalık rezervinde genetik faktörlerin de önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Ekin, “Ailesinde erken menopoz öyküsü olan kadınların daha dikkatli olması gerekiyor” dedi. Bunun yanı sıra endometriozis, geçirilmiş yumurtalık ameliyatları, kemoterapi ve radyoterapi gibi durumların da riski artırdığını belirten Prof. Dr. Ekin, günümüzde evlilik yaşının yükselmesi ve çocuk planlarının ertelenmesinin de bu süreci daha kritik hale getirdiğini ifade etti.

‘SAĞLIKLI YAŞAM YUMURTALIKLARI KORUR’

Yumurtalık sağlığını korumak için yaşam tarzının büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Ekin, “Stresten uzak durmak, kaliteli uyku ve ideal kilonun korunması bu süreçte kritik rol oynar” dedi.

Haftada en az 2-2,5 saat egzersiz yapılmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ekin, “Beden kitle indeksinin 25’in altında olması yumurtalık fonksiyonlarını destekler” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Ekin, sigara, alkol ve kimyasal toksinlerden uzak durulması gerektiğini de belirtti.

‘BESLENME DOĞURGANLIĞI DOĞRUDAN ETKİLİYOR’

Beslenmenin yumurtalık sağlığı üzerindeki etkisine değinen Prof. Dr. Ekin, “Fast food ve yüksek glisemik indeksli gıdalardan uzak durulmalı, Akdeniz tipi beslenme tercih edilmelidir” dedi. Badem, ceviz, avokado gibi besinlerin yanı sıra A, C, D ve E vitaminlerinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ekin, “Omega-3, çinko ve selenyum gibi destekler de bu süreçte oldukça faydalıdır. Yumurtalık rezervi düzenli kontrollerle takip edilmesi gerekir. AMH testi ve ultrason ile yumurtalık rezervini değerlendirebiliyoruz. Rezervin azaldığı durumlarda farklı tedavi seçeneklerinin devreye girebiliyor. Gerekli durumlarda yumurta dondurma ya da bazı destek tedavilerle hastalarımıza alternatifler sunabiliyoruz” diye konuştu. (DHA)
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-her-4-kadindan-birinde-dusuk-yumurtalik-rezervi-goruluyor-7524.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-her-4-kadindan-birinde-dusuk-yumurtalik-rezervi-goruluyor-7524.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-her-4-kadindan-birinde-dusuk-yumurtalik-rezervi-goruluyor-7524-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmanindan-uyari-her-4-kadindan-birinde-dusuk-yumurtalik-rezervi-goruluyor-7524.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmanindan-uyari-her-4-kadindan-birinde-dusuk-yumurtalik-rezervi-goruluyor/111575/</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 06:26:50 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uykusuzluğa Karşı 5 Etkili Önlem!]]></title>
			<description><![CDATA[“Gece boyunca dönüp duruyorum”, “Sabah kalkınca sanki hiç uyumamış gibi oluyorum”, “Başımı yastığa koyuyorum ama saatlerce uyuyamıyorum” diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, uykusuzluğun sadece stres ya da yoğun tempodan kaynaklanmadığını, burun ve boğazdaki bazı sorunların da gece boyunca nefes almayı zorlaştırarak kaliteli uykuyu engelleyebildiğini söylüyor. Uykusuzluk sorununun sadece yetişkinlerle sınırlı kalmadığını, son yıllarda çocuklarda da sık karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Tatlıpınar, uykusuzluğun altında yatan sinsi nedenleri ve sağlıklı bir uyku için 5 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Modern yaşamın getirdiği stres, kaygı ve özellikle gece geç saatlere kadar süren ekran kullanımı, son yıllarda uyku sorunu yaşayanların sayısını artırıyor. Birçok kişi uykusuzluğu stres ve zihinsel yorgunlukla ilişkilendiriyor ancak çoğu zaman gözden kaçan başka bir neden daha var: Burun ve boğaz hastalıkları. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar; “Özellikle ‘sabah yorgun uyanıyorum’, ‘gece sık sık uyanıyorum’ ya da ‘sanki hiç uyumamış gibiyim’ diyenlerin, mutlaka kulak, burun ve boğaz hastalıkları uzmanına başvurmasında fayda var. Çünkü horlama, burun tıkanıklığı, geniz eti, bademcik büyümesi ve uyku sırasında nefesin durması gibi kulak, burun ve boğaz kaynaklı sorunlar, gece boyunca kaliteli uykuyu engelleyebiliyor.”

Sinsi tehlike ‘uyku apnesi’ne dikkat!

Özellikle uykuda nefesin kısa süreli durduğu ‘uyku apnesi’ durumunda kişinin gece boyunca defalarca nefessiz kalabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Tatlıpınar, “Bu durum çoğu zaman kişinin farkında olmadan gerçekleşiyor. Kişi gece boyunca sık sık uyanıyor, derin uykuya geçemiyor ve sabah büyük bir yorgunlukla güne başlıyor. Gün içinde uyuklama, dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve odaklanma sorunları görülebiliyor” diyor. Burun eğriliği, geniz eti ve bademcik büyümesi, alerjiye bağlı burun tıkanıklığı, damak ve küçük dil sarkması gibi sorunların hava yolunu daraltarak uyku sırasında nefes almayı zorlaştırabildiğini belirten Prof. Dr. Tatlıpınar, tedavi edilmeyen uyku apnesinin uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Tatlıpınar, yapılan araştırmalara göre uyku apnesinin, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, depresyon ve felç riskini de artırabildiğini söylüyor. 

Çocuklarda da görülebiliyor

Uyku sırasında nefes alma problemleri, geniz eti ve bademcik büyümesi nedeniyle gece horlama, ağız açık uyuma ve huzursuz uyku sık görülebiliyor. Kaliteli uyuyamayan çocuklarda dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, huzursuzluk ve büyüme-gelişme sorunları ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar “Özellikle geceleri horlayan ve ağzı açık uyuyan çocukların mutlaka değerlendirilmesi gerekir” diyor. 

Gece uykusunu bozan alışkanlıklara dikkat!

Uykusuzluğun sadece sağlık sorunlarından değil, bazı yanlış alışkanlıklardan da kaynaklanabildiğini belirten Prof. Dr. Tatlıpınar sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle telefon, tablet ve TV gibi cihazların yarattığı ışık ve ekran maruziyeti melatonin üretimini baskılayarak hem uykuya dalışı hem de uykunun derinliğini bozar. Her gün farklı saatlerde yatmak ve kalkmak uyku ritmini olumsuz etkiler. Stres, gece çok aç ya da tok yatmak, ortamda gürültü olması, fazla sıcak ortam, yastık ve yatak problemleri sık uyanmalara neden olabilir. Kafein içeren kahve, çay, çikolata gibi ürünler, bazı ilaçlar uykuyu olumsuz etkiler. Gece tuvalete kalkmaya neden olan sağlık problemleri de uykunun bölünmesine neden olur.”

Uykusuzluğa karşı 5 etkili önlem!

Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar sağlıklı, kaliteli ve yeterli uykunun hem ruhsal hem de fiziksel açıdan son derece önemli olduğunu vurgulayarak, uykusuzluğa karşı 5 etkili önlemi şöyle sıralıyor; 


	Sabah yorgun uyanıyor, gün içinde uyukluyorsanız mutlaka sağlık kontrolünüzü yaptırın. 
	Burun tıkanıklığı, ağız açık uyuma, geniz eti, bademcik ve burun eğriliği şikayetlerini önemseyin ve mutlaka tedavi olun.  
	Yatmadan önce telefon, tablet ve televizyon kullanımını azaltın.
	Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmaya özen gösterin.
	Akşam saatlerinde kahve, çay ve ağır yemek tüketiminden kaçının.

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uykusuzluga-karsi-5-etkili-onlem-8046.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uykusuzluga-karsi-5-etkili-onlem-8046.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uykusuzluga-karsi-5-etkili-onlem-8046-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uykusuzluga-karsi-5-etkili-onlem-8046.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uykusuzluga-karsi-5-etkili-onlem/111528/</link>
			<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:25:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanı uyardı: "Yazın gelişi herkesin psikolojisini iyileştirmeyebilir"]]></title>
			<description><![CDATA[Bahar ve yaz aylarının çoğu kişi için yenilenme ve enerji anlamına geldiğini belirten Medical Park Göztepe Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Alparslan Asil Budaklı, mevsim geçişlerinin bazı bireylerde ruhsal açıdan zorlayıcı etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mevsim geçişlerinin bazı bireyleri ruh sağlığı açısından olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Alparslan Asil Budaklı, “Özellikle bahar ve yaz aylarında artan gün ışığı, değişen uyku düzeni ve hızlanan sosyal yaşam, bazı kişilerde kaygı, uykusuzluk, huzursuzluk ve depresif belirtileri artırabilir. Yaz geldiğinde ise herkesin iyi hissetmesi gerektiği düşüncesi doğru değildir. Bazı kişiler için bu dönem görünmeyen bir ruhsal mücadele anlamına gelebilir” dedi.

Küresel ısınmanın etkisiyle mevsim geçişlerinin artık ya çok keskin ya da alışılmadık derecede uzun yaşandığına dikkat çeken Uzm. Dr. Budaklı, bu nedenle eskiden mart-nisan aylarında görülen bazı klinik belirtilerin günümüzde mayıs, haziran, hatta temmuzda dahi görebildiğini işaret etti. Uzm. Dr. Budaklı, “Yaz aylarında artan sosyallik, ışık ve gündelik sıcaklık, metabolizmada değişikliklere yol açarak bazı psikiyatrik tabloları belirginleştirebilir” uyarısında bulundu.

Özellikle bahar ve yaz aylarında artan gün ışığı, değişen uyku düzeni ve hızlanan sosyal yaşamın bazı kişilerde kaygı, uykusuzluk, huzursuzluk ve depresif belirtileri artırabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Budaklı, “Yaz geldiğinde herkesin iyi hissetmesi gerektiği düşüncesi doğru değildir. Bazı kişiler için bu dönem görünmeyen bir ruhsal mücadele anlamına da gelebilir” dedi.

‘MEVSİM DEĞİŞİKLİĞİ BİYOLOJİK RİTMİ ETKİLİYOR’

Mevsim geçişlerinin yalnızca hava değişiminden ibaret olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Budaklı, “Gün ışığının uzaması, uyku düzeninin değişmesi, sosyal hayatın hızlanması ve günlük rutinin bozulması biyolojik saatimizi etkileyebilir. Uyku, enerji düzeyi, iştah ve duygu durumu bu ritimle doğrudan bağlantılıdır. Bazı kişiler bahar ve yazla birlikte daha enerjik hissederken bazı kişilerde ise ruhsal denge bozulabilir” diye konuştu.

‘GÜN GEÇTİKÇE ARTAN MUTSUZLUK CİDDİYE ALINMALI’

Herkesin daha mutlu görünmeye başladığı bir dönemde kişinin kendisini mutsuz ve isteksiz hissetmesinin daha ağır bir psikolojik baskı oluşturabileceğini belirten Uzm. Dr. Budaklı, “Sabahları uyanmakta zorlanma, sürekli yorgunluk hissi, sevilen aktivitelerden uzaklaşma, umutsuzluk düşünceleri ve isteksizlik gibi belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa profesyonel destek alınmalıdır. Böyle durumlarda kişinin yaşadığı sıkıntıyı küçümsemek yerine onu anlamaya çalışmak çok daha önemlidir” ifadelerini kullandı.

‘KAYGI BOZUKLUĞU OLANLAR DAHA FAZLA ZORLANABİLİYOR’

Kaygı bozukluğu yaşayan kişilerde de bahar ve yaz aylarının zorlayıcı olabileceğine değinen Uzm. Dr. Budaklı, “Nedensiz çarpıntı, göğüste sıkışma hissi, uykuya dalamama ve zihnin sürekli kötü senaryolar üretmesi anksiyetenin sık görülen belirtileridir. Düzenli uyku, kafein tüketiminin sınırlandırılması ve nefes egzersizleri destekleyici olabilir. Ancak kaygı günlük yaşamı belirgin şekilde etkiliyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir” dedi.

‘BİPOLAR BOZUKLUKTA MEVSİM GEÇİŞLERİNE DİKKAT’

Artan gün ışığı ve azalan uyku süresinin bipolar bozukluğu olan kişilerde mani veya hipomani dönemlerini tetikleyebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Budaklı, “Kişinin kendisini aşırı enerjik hissetmesi her zaman sağlıklı bir durum olmayabilir. Çok az uyuyup hiç yorulmamak, hızlı

konuşmak, kontrolsüz harcamalar yapmak ve riskli davranışlarda bulunmak önemli uyarı işaretleri olabilir” açıklamasında bulundu.

‘BAZI SÖZLER MUTLAKA CİDDİYE ALINMALI’

Bahar aylarında ruhsal açıdan hassas bireylerin daha dikkatli takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Budaklı, “’Ben bir yüküm’, ‘Keşke hiç uyanmasam’ gibi ifadeler, ani içe kapanma ya da uzun süren sıkıntının ardından gelen açıklanamayan sakinlik hali kesinlikle hafife alınmamalıdır. Böyle durumlarda kişiyi yalnız bırakmamak ve gerekirse profesyonel destek almak hayati önem taşır” dedi.

‘ŞİZOFRENİ HASTALARINDA İLAÇ DÜZENİ ÖNEMLİ’

Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklarda da mevsim geçişlerinin kırılgan bir dönem oluşturabileceğini belirten Budaklı, “Uyku düzeninin bozulması, ilaçların aksatılması, sıcak hava ve sıvı kaybı belirtilerin alevlenmesine neden olabilir. Bu nedenle tedavinin düzenli sürdürülmesi, yeterli sıvı tüketimi ve dengeli beslenme büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.

YAZ AYLARININ KENDİNE ÖZGÜ RİSKLERİ

Küresel ısınmanın etkisiyle mevsim geçişlerinin artık ya çok keskin ya da alışılmadık derecede uzun yaşandığını işaret eden Uzm. Dr. Budaklı, bu nedenle eskiden mart-nisan aylarında görülen bazı klinik belirtilerin bugün mayıs, haziran, hatta temmuzda dahi görülebildiğini dile getirdi.

Yaz aylarında artan sosyallik, ışık ve gündelik sıcaklıkların, metabolizmada değişikliklere yol açarak bazı psikiyatrik tabloları belirginleştirebildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Budaklı, “Bunun en bilinen örneklerinden biri sıvı dengesidir. Sıcakla birlikte artan ve çoğu zaman yeterince karşılanmayan sıvı ihtiyacı, özellikle demansı olan bireylerde ve ileri yaştaki hastalarda zihinsel işlevleri etkileyebilir; bu, hafif bir dalgınlıktan deliryum dediğimiz daha ağır bir tabloya kadar uzanabilir. Benzer şekilde, sıcak ve sıvı kaybıyla hızlanan kalp atışları, anksiyete bozukluğu olan kişilerde bedensel belirtilere yönelen dikkati artırarak panik atakları tetikleyebilir” ifadelerini kullandı.

‘SICAK GÜNLERDE TEDAVİ HEKİM TAKİBİNDE SÜRDÜRÜLMELİ’

Yaz aylarında artan dışa dönüklük ve sosyal içiciliğin zaman zaman alkolün zararlı kullanımına, bağımlılığa ve psikoaktif madde kullanımında artışa zemin hazırlayabileceği uyarısında da bulunan Uzm. Dr. Budaklı, “İlaç kullanan hastalar içinse yaz dönemi daha yakından takip gerektirebilir. Antipsikotikler ve antikolinerjik etkili ilaçlar vücudun ısı düzenleme mekanizmalarını etkileyebilir; lityum kullananlarda ise sıvı kaybı ve tuz dengesindeki değişiklikler toksisite riskini artırabilir. Bu yüzden sıcak günlerde tedavinin hekim takibinde sürdürülmesi ve sıvı alımına özen gösterilmesi büyük önem taşır” dedi.

‘RUH SAĞLIĞI DA BEDEN SAĞLIĞI KADAR ÖNEMLİ’

Son olarak ruh sağlığının da en az fiziksel sağlık kadar önemli olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Budaklı, “Yardım istemek zayıflık değil, kişinin kendisine sahip çıkma biçimidir. Bahar bazıları için umut ve canlanma anlamına gelirken bazıları için görünmeyen bir mücadele olabilir” diyerek sözlerini tamamladı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmani-uyardi-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir-1158.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmani-uyardi-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir-1158.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmani-uyardi-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir-1158-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.mansetizmir.com/images/haberler/2026/06/uzmani-uyardi-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir-1158.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.mansetizmir.com/uzmani-uyardi-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir/111526/</link>
			<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:01:48 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>