Reklam
Reklam
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar 'Dünü'
Esra Sezer

Esra Sezer

KÖY KAHVESİ

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar 'Dünü'

08 Mart 2015 - 13:47

Birkaç sene önce 85 yaşındaki anneannemle yaşıyordum. Okuma yazmayı bilmez ancak tüm gün sadece haber kanallarını izleyen yaşlılardandır. Her sabah kahvaltımızı ederken gündeme dair şeyler konuşurduk. Yine bir sabah kahvaltıda sohbet ederken ona bir şans verseler kaç yaşında olmak istediğini sordum. 60 yaşında olmak istediğini söyledi. Hiç öyle bir cevap beklemiyordum. Çünkü onun yerinde olsam 20 yaşında olmak istediğimi söylerdim. Anneannemin cevabı üzerine neden daha genç değil de 60 yaşında olmak istediğini sordum. Aldığım cevap daha da şaşırttı Esra kızım çünkü zaman o kadar kötü ki bu zamanda, bu ülkede genç bir kadın olmak çok zor. Başıma ne zaman ne geleceği belli olmazdı eğer 20 yaşında olsaydım. Ayrıca deden beni hep dövüyordu kızım dedi. 16 yaşında evlendim şimdi 20 yaşında olsaydım dayak yiyor olacaktım belki de. Verdiği cevabın üzerine haklısın demekten başka bir şans kalmamıştı. Onun yerinde olsam bende 60 yaşında olmayı tercih ederdim belki de.

O gün işe giderken yol boyunca dedemi düşündüm. Benim dedem öğretmendi. Milli eğitim müdürlüğünden başarılarından dolayı da devamlı tebrik ve ödül alan bir öğretmen üstelik. Nasıl olurdu da anneannemi döverdi. Nasıl olurdu da anneannem sessiz kalırdı. Niçin çekip evden gitmedi? Sorsam 3 çocukla parasız pulsuz ne yaparım diyecekti belki de.

 Dünya'da her üç kadından biri en az bir kere şiddete maruz kalıyor. Türkiye genelinde ise neredeyse kadınların yarısı şiddete maruz kalıyor. Eşinden, eski eşinden, sevgilisinden ve en son Türkiye'yi yasa boğan Özgecan Aslan gibi evine gitmek üzere bindiği dolmuş şoföründen. Özgecan hem taciz ediliyor hem de vahşice katlediliyor. Günlerce rüyalarımızda dahi Özgecan'ı görüyoruz. Annesini, babasını ve ablasını düşünüyoruz. Kim bilir ne acılar çekiyorlardır. Özgecan'ın annesi yavrusuna sabah sütünü içirip okula göndermişti, babası sarılıp öpmüştü. O an Özgecan'ı son görüşleri olduğunu nereden bilebilirlerdi ki.

Özgecan, Çağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü 1'inci sınıf öğrencisiydi. Mersin'de doğup büyüdü ve psikolog olmak istiyordu. Başarılı bir öğreciydi. Belki yıllar sonra Türkiye'nin tanınmış psikologlarından olacaktı. Ancak şimdi arama motorlarına Özgecan Aslan yazınca vikipedide Özgecan Aslan Cinayeti en üstte çıkıyor. Belki Özgecan bir ay önce vahşice öldürülmeseydi vikipedide ünlü bir psikolog olarak anılacaktı. Ne yazık ki bu ülkede biz kadınlara  yapmak istediklerimizden çok yapmamak istediklerimiz dayatılıyor.

 Türkiye'de 2014'ün ilk yüz gününde toplam 61 kadın öldürüldü. Neredeyse gün aşırı kadın öldürülüyor bu ülkede. Belki de en büyük iç savaşımız kadın cinayetleri. Kadınlar gününü kutlamaya utanıyor insan. Kadınların bu kadar şiddete maruz kaldığı bir ülkede bu tarz kutlamalar her defasında kutlamadan çok eyleme dönüşüyor. Geçtiğimiz yıldan bu yana değişen tek şey, kadına karşı işlenen şiddetin, tacizin, kadın tecavüzünün ve cinayetlerinin artışı oldu. Utanç doluyum, hüzün doluyum. Ve bu nedenledir ki bugünü kutlamak dahi gelmiyor içimden. Kutlamadan ziyade bu artışın nasıl engelleneceğine yönelik çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Yani bu konuyla alakalı yapacak çok işimiz var ve zaman kaybetmek gibi bir lüksümüz kesinlikle yok. Tüm günler sizin olsun ancak özgürce, korkmadan, sindirilmeden, yaşamak için, sahip olduğunuz kahrolası zihniyete inat, yılmadan mücadele edip yaşayabileceğimiz bahar tadında günler ise biz kadınların olsun.

Son Yazılar